Günışığı,
Önce şiirde sevdim kavgayı
Özgürlüğü kelime kelime şiirde
Mısra mısra sevdim yaşamayı
Öfkeyi de, sevinci de…
Senin ışıklı günlerin
Benim iyimser dostlarım
Hepsi hepsi şiirde
Ne varsa yitirdiğim…
Bütün bulduklarım şiirde
Kafiyeden önce gelen
Sevgilerimiz mi sade
Sürgün de var / Hapis de.
“Bu şiiri, babamın lise yıllarından kalma anı defterinde buldum. Okudum. Ama şiir adsız ve şairsizdi. Bu yüzden de üzüldüm. Babama, anı defterindeki bu şiiri gösterdim. Şiirin adını ve şairini sordum.
“Bunu, şiir delisi bir arkadaşım yazmıştı, inan kime ait olduğunu bilmiyorum,” dedi.
Babama, arkadaşına telefon et, şiiri oku, şairini öğren dedim. Babam, birdenbire başını önüne eğdi. Gözleri nemlendi. Konuşurken yüzüme bakmadı.
O arkadaşım, ne yazık ki yaşamıyor şimdi. Birkaç yıl önce intihar etti, dedi.
Babamı yalnız bıraktım.
Ağabeyimden yardım istedim.
Kitaplığımızdaki şiir kitaplarını, ağabeyimle birlikte birkaç gün gözden geçirdik. Ama bu şiire rastlamadık, hiçbir şiir kitabında. Aklıma siz geldiniz. N’ olur bu güzel şiirin adını ve şairini bana yazın…” diyorsun.
♦♦♦
Can çocuk,
Ne yapacağımı bilemedim önce. Sunduğun bu bilmeceyi, sizin yaptığınız gibi, kitaplığımdaki şiir kitaplarını karıştırarak çözmeye çalıştım. Yaptığım, işe yaramadı…
Günlük yaşantımı sürdürüyordum. Çünkü günlük yaşamın karşı konulamaz bir ağırlığı var üzerimizde. Ama bir yandan da bilmeceni çözmeye çalışıyordum. Aklım bununla da uğraşıyordu…
Bu arada telefon zili çaldı.
Akşamdı. Arayan, emekli bir öğretmendi. Dostumdu. Ağabeyimdi. Dolu doluydu. “Kanal Altı’nın bir magazin programında gördüm. Deri ustası, spikere sevgili Rıfat Ilgaz’ın çantasını gösterdi. ‘Yeni bir biçim verdim bu eski çantaya,’ dedi.
Üzüldüm.
‘İşte bu çanta gibi, sanatçıya da ölümünden sonra biçim veriliyor, böylece ondan geriye bir şey kalmıyor,’ dedi.
Haklı olduğunu, ama bunun Rıfat Ilgaz için geçerli olmadığını, çünkü Rıfat Ilgaz’ın, “Tacım, tahtım sana emanet!” diyerek ürünlerini emanet ettiği Aydın Ilgaz’ı ve babası için yaptıklarını söyledim. Bana da, Eşek Çalanlar Çetesiyle Savaş ve Şeftali Dede adlı çocuk romanlarımın yayıncısı olan Aydın abi anlatmıştı.
Dostum ikna oldu. Ama içime ışık doğdu. Senin gönderdiğin şiir ile Rıfat Ilgaz arasında garip bir bağ kurdum. Hemen onun bende bulunan şiir kitaplarını karıştırdım. Amacıma ulaşamadım. Ardından, kapatılmadan önce İzmir Evrensel Kültür Merkezi bünyesindeki Rıfat Ilgaz Kitaplığı’nda çalışmış olan şair Asım Gönen’i telefonla aradım. Gönderdiğin şiirden söz ettim. Dizelerin Rıfat Ilgaz’a ait olabileceğini ama emin olamadığını söyledi. Şair Özgen Seçkin’le görüşmüştüm bunu bir buluşmamızda, o da benzer sözler etmişti.
Ve kararımı verdim.
Rıfat Ilgaz şiir kitaplarını bir bir inceledim, dostlarımın yardımı ile.
Bilmeceni çözdüm Günışığı!
Şiirin adı: “ŞİİRDE” ve şairi de Rıfat Ilgaz…
Şiir, A. Kadir’e adanmış. İkinci baskısı 1991’de Çınar Yayınları tarafından yapılmış olan Devam isimli şiir kitabında var.

Rıfat Ilgaz kim mi, Sevgili Günışığı?
“Bir amaca bağlanmayan ruh, yolunu yitirir, çünkü her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır,” diyen Montaigne’i; “Her şey olayım derken hiçbir şey olmamak!” dizesinin sahibi Cyrano de Bergerac’ı tersyüz eden ve “insanları alabildiğine sevmeyi yanma bırakmadıkları,” çok özgün ve aydın bir yazar. 1940 Kuşağı’nın en önemli adlarındandır. Şiirden romana uzanan yazarlık çizgisinde gerçekçiliği öne çıkarmıştır. Bundan ödün vermemiştir. O, ödünsüz bir insandır. Şairdir. Hikâyecidir. Mizahçıdır. Romancıdır. Oyun yazarıdır. Örgütçüdür. Bu dizgeyi uzatmak olası… Hiçbirini diğerine karıştırmamıştır.
1911-1993 yılları arasındaki 82 yıllık ömrü güzellikleri yazmakla geçmiştir. Ama öyle günlük güneşlik içinde olmamıştır yaşamı. “Sınıf”ından yana tavır almış olması, siyasal düzenle çatışmasını doğurmuştur. Bu yüzden kuşağının en çok çile çekeni olmuştur.
82 yıllık ömrünü yazına vermiş ve altmışın üzerinde eser bırakmıştır. Onun yaşamını iki sözcükle özetlemek gerekirse; mücadele ve dürüstlük, derim. Mücadeleci kişiliği ile edebi kişiliği asla çelişmez. Ve dürüstlüğü yüzünden çok sevdiği öğretmenlikten olmuştur.
O, bunu şöyle anlatıyor, Asım Bezirci’ye:
“…Kenan Öner, Hasan Âli’nin solcu öğretmenleri koruduğunu öne sürmekteydi. Bu arada beni de buna örnek göstermekteydi. Oysa ben Hasan Âli’nin zamanında görevden uzaklaştırılmış, Reşat Şemsettin zamanında işe alınmıştım. Bunu bir mektupla mahkemeye bildirdim. Böylece, Yücel’den yana çıkmış, Sirer’i güç duruma düşürmüş oluyordum. Sirer olayı araştırdı, doğru söylediğimi ve kimliğimi öğrenince kızdı, hemen işime son verdi…”
Çok sevdiği öğretmenlik mesleğinden çıkarılan Rıfat Ilgaz, 1947’den itibaren yaşamıyla, yazdıklarıyla hepimize öğretmen olmuştur. Kanıksadığımız bir öğretmenlik değil bu, tabii. Onun sınıfı, ülkemizin de içinde olduğu dünyadır. Her yaştan insan da öğrencisidir. Sivas’ta yakılan 33 güzel insanın acısına kocaman yüreği daha fazla dayanamadı ve 7 Temmuz 1993’te öldü. O yaşamdan ve öğretmenlikten emekli oldu ölümüyle. Ama yazdıklarıyla yaşıyor ve öğretmenliğini de sürdürüyor.
Mücadeleci ve dürüst olan Rıfat Ilgaz öğretmenin şiirlerini, hikâyelerini, romanlarını, oyunlarını, fıkralarını ve anılarını zamanla, istekle ve aşkla okuyacaksın, biliyorum. Ama senin gibi çocuklar için yazdığı romanları, hikâyeleri; özellikle de “Bacaksız” serisini… Hemencecik okumanı öneriyorum. Ve izlemekten, okumaktan bıkmadığımız “Hababam Sınıfı”nın yaratıcısı olan bu güleç yüzlü aydınlık insanın çok sevdiğim “Aydın mısın?” şiiriyle, mektubuma nokta koyuyorum. Gözlerinden öpüyorum.
Bana yazmanı ve kitapçıl insan olmanı istiyorum.
AYDIN MISIN
Kilim gibi dokumada mutsuzluğu
Gidip gelen kara kuşlar havada
Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden
Tabanında depremi kara güllelerin
Duymuyor musun
Kaldır başını kan uykulardan
Böyle yürek böyle atardamar
Atmaz olsun/ Ses ol ışık ol yumruk ol
Karayeller başına indirmeden çatını
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
Alıp götürmeden büyük denizle./ Çabuk ol
Tam çağı işe başlamanın doğan günle
Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden
Her satırında buram buram alın teri
Her sayfası günlük güneşlik
Utanma suçun tümü senin değil
Yırt otuzunda aldığın diplomayı
Alfabelik çocuk ol
Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yanma/ Korkuluk ol
Günışığı hoşça kal.



