Fedon Kalyoncu… Atatürk sevdalısı, “Ben Türk’üm” diyene taş çıkartacak kadar vatansever bir insan. Rahmetli sinema oyuncusu Nubar Terziyan dayısı olurdu. Fedon’u çocukluğumdan beri Büyükada’dan tanırım.1980’lerin başında önce babasıyla tanışmıştım. Ona “Koca Burun Niko” derlerdi. Neşeli, tam bir salon adamıydı.
Büyükada’da “Adamız’ın” kahkahası gibiydi.
Annesi, Madam Mari dünya güzeli, yeşil gözlü, zarif bir kadındı. Ablası Madlen ise tam bir esmer güzeli; taktığı şapkalar ancak İngiltere Sarayında takılırdı.
Fedon hayatı seven, eğlence insanıydı; halen öyledir. Onunla yakınlığımız rahmetli babam sayesinde gelişti. Babam koyu Galatasaraylıydı; Fedon ise koyu Fenerbahçeli.
O zamanlar adada herkes birbirini tanır, futbol takımına kadar bilirdi.
Fedon, eniştesiyle birlikte tekstil işi yapıyordu. Bir dönem işlerin iyi gitmediği bir sırada babama dert yanmış.
Babam da o dönemde Ufi Mağazaları’nın satın alma bölümündeydi. Fedon’un durumunu duyunca, ondan bolca mal almış, işlerinin daha kötüye gitmesini önlemişti. O gün bu gündür, Fedon her yeri geldiğinde, bunu her anışında babamı sevgiyle yâd eder.
Zamanla müşterek arkadaşlarımızın bize attığı kazıklardan (!) dolayı daha da yakınlaştık. Fedon’un sesi o zaman da güzeldi. Ona sürekli “Haydi, şarkıcı ol!” derlerdi. En büyük destekçisi de dünya güzeli ablası Madlen’di.
Ve nihayet Fedon, sahneye çıkmaya karar verdi. “Zorba” taverna da ilk kez sahne alacaktı. Bugün oğlu aynı mekânın işletmeciliğini yapıyor; ara sıra Fedon da sahneye çıkar.
O sıralar Madlen maalesef kansere yakalanmıştı ve Vatan Caddesindeki bir hastanede yatıyordu. Bir gün onu ziyarete gittiğimde, yorgun bir hâlde bana, “Bana giyinmeme yardım et, bir de güzel bir makyaj yaptık mı bu iş tamam,” dedi. Ardından, “Ben kardeşimi böyle bir günde yalnız bırakmam. İlk defa sahneye çıkacak, beni görmesi lazım,” diye ekledi.
Doktor, ancak serum ve iğneyle gitmesine izin vermişti. Kolunda serum, cebinde ilaçlarıyla birlikte taksiye bindik, Zorba’ya gittik. O gece çok duygusal bir geceydi. Fedon, en güzel şarkılarını ablası için söyledi. Madlen durur mu? O haliyle sahneye çıkıp sirtaki bile yaptı. Hatıralar, hatıralar… O gece ikimiz de Zorba’da uzun uzun dertleştik.
Yıllar geçti, ben Bodrum’a taşındım. Ve bir gün bir baktım, bizim Fedon da Bodrum’a taşınmış! Sağ olsun, restoranıma gelip yemek yemişti; sonra da benim yaptığım yastıkları görünce “bunlar benim olmalı” deyip hepsini toplayıp gitmişti. Helal olsun.
Fedon iyi bir baba, iyi bir dost, herkesin sevdiği bir insandır. Onunla hâlâ görüşür, konuşuruz. Aramızda saklısı gizlisi olmayan bir hayalimiz de vardır:
Ben seksenlerime, o da doksanlarına geldiğinde, küçük bir meyhane açacağız, güyâ…
O masalara şarkı söyleyecek, ben mutfakta meze yapacağım.
Hayat bu, belli mi olur…
İyi ki varsın Fedon. Ada ve sahilleri hep senin sesinle dolu olsun; Madam Mari’nin, ablası Madlen’in anısına…….mezesi de Mösyö Niko anısına ….
KURU BAKLA MEZESİ~ FAVA
MALZEMELER
- 1/2 kg kuru iç bakla
- 2 baş orta boy soğan
- 1 tatlı kaşığı tuz
- 1 çorba kaşığı şeker (Arzu eden biraz daha şeker ilave edebilir)
- 1 limonun suyu
- 1/2 demet dereotu
- 1 su bardağı sızma zeytin yağı
- Aldığı kadar içme suyu
- Kırmızı soğan
Kuru baklayı akşamdan ıslatın. Pişireceğiniz zaman sudan geçirerek yıkayın. Tencereye bütün soğan, tuz, toz şeker, bir limonun suyunu sıkıp ve üzerini örtecek kadar su koyarak kaynatın. Fazla su koyduğunuzda istediğiniz kıvamda değil Yunanlarınki gibi fava elde edersiniz.
Koyu çorbaya yakın olacak bakla taneleri helmelenip erimiş olacaktır.
Soğanları çıkarın, ince kıyım maydanozu katarak eriyiği mikserde karıştırıp yayvan bir kaba döküp soğuyana kadar dışarıda bekletin.
Sertleşen formu spatula ile kare olarak keserek tabaklara alın, üzerini dereotu ve kırmızı soğanlarla süsleyerek servis yapın.
İsteğe bağlı olarak zeytinyağı sızma ve limon da katabilir ve ezerek karıştırıp yiyebilirsiniz.
ZEYTİNYAĞLI BİBER DOLMASI
MALZEMELER
- 20 adet orta boy dolmalık biber
- 1 1/2 kg kuru soğan
- 1 su bardağı pirinç
- 1 yemek kaşığı tuz
- 2 yemek kaşığı toz şeker
- 1 tatlı kaşığı yeni bahar
- 1 tatlı kaşığı toz karabiber
- 1 tatlı kaşığı toz tarçın
- 1/2 demet dere otu
- 1/2 nane
- 1/2 demet maydanoz
- 3 yemek kaşığı çam fıstığı
- 3 yemek kaşığı kuş üzüm
- 2 bardak su
- 3 su bardağı zeytinyağı
Soğanları soyduktan sonra üstten enlemesine ve boylamasına kafes gibi kesip yandan küp şeklinde doğrayın.
Kuş üzümlerini suda bekleterek şişmesini sağlayın.
Tencereye iki su bardağı zeytinyağını döküp ateşe koyun.
Çam fıstıklarını renk değiştirene kadar kavurun.
Doğranmış soğanları ilave edip kavurmaya devam ederken pirinci de katın.
Kalan tüm malzemeyi atıp karıştırmaya devam edin.
Soğanlar pembeleşinceye bir bardak su ilave edip tencerenin kapağını kapatarak pişirin.
Suyu çekince soğumasını bekleyin.
Dolmalık biberlerin saplarını ve çekirdeklerini ayıklayıp yıkayın, kaşık yardımıyla harcı biberlerin içine doldurun.
Ağzını ister biberin sap kısımlarıyla ister çekirdeği alınmış domates yanaklarıyla kapatıp tencereye dizin.
Üzerine bir su bardağı zeytinyağı ile iki su bardağı suyu döküp ağır ateşte 1 saat pişirin keyfe göre isterseniz tencerede pişen dolmaları tepsiye dizip fırına da vererek hafifçe yanmalarını sağlayabilirsiniz.






