Mesele 121

AKP liderinin uluslararası büyük güçlerle tüm pazarlık çabasına, onlar tutmayınca Öcalan manipülasyonuna rağmen kozları işe yaramadı ve beklenmedik bir seçim sonucu ortaya çıktı: İki aday arasında 31 Mart’ta 30 bin olan oy farkı, 3 ay içinde 800 bini geçti.

Seçimlere iki gün var ve Tayyip Erdoğan sahaya indi. AKP’ye yakın medya Erdoğan’ın ‘Binali bey seçim kampanyasını iyi yönetemiyor’ dediğini söylüyor. Oysa asıl mesele seçim kampanyasının çok ötesinde: Erdoğan’ın bir koltukta iki karpuz taşıma siyaseti ABD-Rusya çekişmesinin şiddeti altında çökmüş bulunuyor.

Malum söz, AKP Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz'a ait. Dönemin siyasi ruh halini, belirsizliklerini, beklentilerin çıkmayışını, çaresizliklerini ve aktörlerin B Planlarının olmayışını ifade ediyor.

Hrant Dink Ödülü’nün sahipleri Türkiye’den Nebahat Akkoç, ve Hindistan’dan Agnes Kharshiing oldu. Akkoç, kadının insan hakları ile “eril şiddet”e karşı çalışmalarıyla biliniyor. Kharshiing ise Hindistan’da yaşadığı bölgedeki yoksulların, kadınların, çocukların ve dezavantajlı insanların hakları ve çevre hakları için mücadele ediyor.

Ekolojik mücadelelerin iki temel zaafı bulunduğunu belirten Fikret Başkaya, hareketin bölünmüş yapısının yanı sıra asıl zaafın hükümetlerden çözüm beklenmesi olduğunu vurguluyor. Asıl iktidarın hükümetler değil, şirketler olduğu neoliberalizm çağında devletlerin işlevinin ise sermayenin çıkarını gerçekleştirmek olduğunu belirten Başkaya’ya göre neoliberalizme karşı olmak yetmez, kapitalizme karşı olmak gerekiyor. İşte Fikret Başkaya’nın sorularımıza verdiği yanıtlar...

Türkiye'de 73 yıldır bir demokrasi oyunu oynanıyor. Ağzını açan her politikacı, akademi üyesi, gazeteci, "aydın" denilenler, mülk sahibi sınıfların sözcüleri, Türkiye'nin 'demokratik bir cumhuriyet' olduğunu söylüyor... Cunta anayasasında da "Türkiye'nin demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti" olduğu yazılı... Bu, aslında kısa bir cümleye dört yalanı sığdırma başarısıdır. Türkiye'de bu dördünün hiç birinin, hiç bir zaman bir gerçekliği, bir karşılığı olmadı... 

Milli Eğitim Bakanlığının internet sitesinde ilan ettiği toplumsal cinsiyet eşitliği projeleri gündeme geldi bu hafta. Çok toz dumanlı bir hafta olduğu için bir grup sağ çevrede infial yaratan, skandal diye gazete sürmanşetlerine konu olan “eşitlik” karşıtı propaganda işe de yaradı üstelik. Projeler internet sitesinde ilan edilen aktif durumundan rafa kalktı. Halbuki büyük ihtimalle AB fonlarından yapılan ve büyük destekler alınan bir proje bu.

Cumhurbaşkanının eşi olan zat, Salda gölünde incelemeler yaptıktan sonra, mutmain olduğunu söyleyerek hepimize de mutmain olmamızı tavsiye etmiş. Anlamına baktım üşenmeyip. Cahilliğime verin, yeni duyduğum bir kelime veya duyup unutmuş da olabilirim, zira kullanımdan kalkmış olduğu açık olan kelimeleri hayatımıza değişik anlamlar üretip sokan bir iktidarımız var.

Bir romanı okudunuz, bitirdiniz; güzel, pekâlâ, iyi ettiniz.
Kitabın kapağını eski bir dosttan ayrılmanın hüznüyle kapatıyorken, eğer, roman kahramanları sizinle konuşmaya başlarsa, o zaman işiniz iş demektir.
Yoksa okunan onca şeyin bir kıymeti olmaz.
İyi bir romanın kahramanları günlerce, bazen haftalarca gelip omuz başınızda belirir, sizi sohbete davet eder.
Bazıları arsızdır, siftinir kalır; bir yerlere gitmez.
Kimisi de mahcuptur, utana sıkıla kendisini arada bir hatırlatmak ister.
Ben böyle bir roman kahramanıyla birkaç zamandır konuşup duruyorum, geliyor işim başımdan aşkınken, kimi zaman da ben onu davet ediyorum.
Davete icabet etmediği de var!
Roman kahramanı İfemelu her zaman müsait değildir, bazen uykusunda oluyor mesela...
Yarı açık kalın, etli dudaklarıyla kim bilir hangi rüyasına, o rüyasında beliren göçmen ümitlere gülümsüyor.

Bu hafta raflarda yerini alan kitaplar arasından Meselesi Olan 5 kitabı seçtik. İyi okumalar...

Şair, oyun yazarı ve Çekya eski Cumhurbaşkanı Vaclav Havel’in anısına New York’ta kurulan Václav Havel Kütüphane Vakfı'nın her yıl verdiği ödülün bu yılki sahibi yazar Aslı Erdoğan oldu. Ödül adayları arasında cezaevindeki gazeteci Ahmet Altan da bulunuyordu.

Bu hafta raflarda yerini alan kitaplar arasından Meselesi Olan 5 kitabı seçtik. İyi okumalar...

Nilbar Güreş’in son dönem üretimlerine odaklanan ‘Mıknatıs ve Ay’ başlıklı sergisi İstanbul Galerist’te açıldı. Küratörlüğünü Kevser Güler’in üstlendiği sergide sanatçı türlü baskı ve denetim rejimi ile ilişkisi içinde örtme ve açma, varlığını teslim etme ve yok sayma, kutsal addetme ve lanetli kılma pratikleriyle ilgileniyor.

Fotogerçekçilik akımının Türkiye’deki ilk temsilcilerinden Nur Koçak’ın 1960’lar ile 2010’lar arasındaki desenleri ve resim serilerinden oluşan en kapsamlı sergisi SALT Beyoğlu ve SALT Galata’da gerçekleştiriliyor. 1981 tarihli bir seriden esinle adlandırılan Mutluluk Resimlerimiz, popüler kültürün yaygınlaşması ve Türkiye’deki yansımalarını eleştirel bir gözlemci anlatıcı olarak irdeleyen sanatçının üretimine ayrıntılı bir bakış sağlıyor.

Uluslararası Kadın Yönetmenler Kısa Film Festivali, 13-15 Eylül tarihleri arasında kadın yönetmenleri ve kısa filmlerini Kadıköy Yeldeğirmeni Sanat Merkezi’nde bir araya getirecek. Şair Didem Madak’ı anlatan “İçimdeki Yolculuk” adlı belgeseli de festivalde ilk kez seyirci ile bulaşacak.

İster gelinlikle sahneye çıkarak isterse de LGBT meseleleri hakkında şarkılar söyleyerek olsun, Filistinli şarkıcı Bashar Murad risk almaya oldukça alışkın. Filistin’de yaşayan bir Arap olarak, sürekli içinde yaşadığı toplumun muhafazakar unsurlarıyla mücadele halinde olduğunu söylüyor Bashar.

Türkiye’nin rock müzik tarihinde önemli yeri olan gruplardan Mavi Işıklar’ın solisti Nejat Toksoy, hayata veda etti. Toksoy’un 1964 yılında kurduğu ve solistliğini üstlendiği Mavi Işıklar, “Beatles'ın Türkiye şubesi” olarak anılıyordu.

Medeniyetlerin beşiği Akdeniz’i dünyadaki bütün denizlerden ayıran en temel özelliği birleştiren olmasıydı.

Denizin iki yakası, ilk çağlardan itibaren etkileşim içinde oldu. Bu etkileşim geleneklere, kültürlere, dillere ve şarkılara yansıdı. Denizin bir kıyısında söylenen şarkı, karşı kıyıda yankılandı...

Ancak Akdeniz bir süredir birleştiren değil ayırandır... Daha iyi bir hayat için bir kıyıdan diğerine ulaşmaya çalışanlar, Akdeniz’in karanlık sularında sonsuza uğurlandılar.

Karşı kıyıya varabilenlerse yüzlerce yıldır aynı denizi paylaştıkları kıyı komşularından yüz bulamadıkları gibi hor görüldüler...

Akdeniz’in Hüzünlü Sesleri, halkları ayıran sınırların anlamsızlığını bir kez daha hatırlatmak için yola çıktı...

Denizin iki kıyısındaki ezgilerin benzerliğinden ilham alarak insanları ayıran şeyin Akdeniz olmadığını hatırlatmak için yola çıktı...

Bu uğurda birlikte yürümek isteyenlerle, Akdeniz’in hüzünlü seslerini paylaşmak için yola çıktı...

Gelin şarkıları rehber edinerek bu yolda hep birlikte yürüyelim...

Joomla SEF URLs by Artio