Çocuklar ne hissediyor, ne yaşıyor, ne öğreniyor, ne görüyor, neyi örnek alıyor ki, ölüm makinesi oluyorlar? Daha doğru bir soru şu olabilir: Geleceğimizi temsil eden çocukları nasıl bir dünyada yaşatıyoruz ki, onların iç dünyası, gelecek tasavvurları, duyguları içinde şiddet, ölüm, öldürme yeşeriyor; eyleme dönüşüyor?
Urfa ve Maraş’taki okullarda yaşanan silahlı saldırı ve katliamlarda 10 ölüm onlarca yaralı meydana gelmesinin nedeni iç dünyası şiddete eğilimli, internet bağımlısı öğrenciyle sınırlanabilir mi? Kuşkusuz saldırganlar masum değil. Ancak bu saldırıları sadece hastalıklı kişilerin işlediği münferit yaralama ve ölüm olayı olarak görürsek, gerçek nedenleri araştırmaktan uzaklaşmış oluruz. Olguların maddi nedenlerini, yaşadığımız dünya düzenini, eğitim sistemini, siyasi iktidarın payını gizlemiş oluruz. Üstelik kendimizi aldattığımız için yeni olayların önlenmesine de yardımcı olamayız.
Okul ve eğitim olgusu
19’uncu yüzyılın başında eğitimin zengin sınıfların elinden toplumun geneline yayılmasına karar verildiğinde, fabrikaların ihtiyacı olan okur-yazar işçilerin yetiştirilmesinin yanı sıra “düzene uygun kafalar yetiştirmek” amacı da taşıyordu. Zorunlu eğitim, zorunlu askerlik hatta evlilik kurumlarının tamamı din ve geleneklerle olduğu kadar medya imkânlarıyla tahkim edilerek egemen sisteme uygun kitle eğitiminin kolları olmuştur. Okul, eğitim ve öğretim kurumu olarak her zaman egemen sınıfların hizmetinde, onun ihtiyaçları temelinde ideolojik bir işlev görmüştür.
Türkiye’de yaklaşık bir milyon öğretmen, 20 milyon öğrenciyi şekillendirmeye çalışıyor. İktidar ideolojisine uygun müfredatlar eliyle son çeyrek yüzyılda daha Türkçü, erkek egemen, Sünni gerici öğretim ve eğitim imkânını/şansını zorunlu eğitim yoluyla dayatıyor.
Kapitalizmin kanununa uygun olarak öğrenci bir maldır. Toplam Kalite Yönetimi için öğrenci bir “çıktı-ürün” oldu. Kullanım değeri ve değişim değerine sahip. Eğitimin paralı hale gelmesi, müfredatın dinselleştirilmesi, İmam Hatiplerin yaygınlaştırılmasına rağmen hem öğretim başarısı düşüyor hem uyuşturucu yaygınlaşıyor, hem de öğrenciler arasında “fark etmez”lik, boş vermişlik, değersizleştirme artıyor. Mevcut sistemin “ürünü” hastalıklı öğrenciler oluyor.
Türkiye’de okul ve devlet
İşçiler, köylüler, şehir yoksulları kapitalist dünyada ayakta kalabilmek için çalışabilir aile bireylerinin en fazlasını çalışma hayatına sürmek zorunda. Uzun saatler boyu çalışmak zorunda kalmak, ailelerin çocuklarını denetleme imkânlarını fiili olarak ellerinden almıştır.
Kapitalist devlet ise, bütçe kaynaklarını sermaye sınıfına aktarabilmek için hem sosyal hizmetleri mümkün olan en alt seviyede tutmak istiyor hem de paralı hale getiriyor.
Böylece çocuklar-öğrenciler için okullar hizmetlisi olmayan, asgari sağlığa uygunluk koşulları bulunmayan, beslenme imkanları sağlıksız kantin koşullarında paralı olan, branş öğretmenleri eksik, spor salonu, laboratuar, müzik odası, konferans salonu olmayan gri boyalı, pencereleri demir parmaklıklı binalardır. Okullara egemen olmaya çalışan tarikat ve cemaatlerin, hükümet yanlısı liyakatsiz yöneticilerin hâkim olduğu ideolojik hapishanelerdir. Sonu üniversiteye çıksa da işsizliktir. Okula gitmenin hiçbir cazibesi kalmamıştır. Bu da kuralsızlığa yol açıyor.
Sosyal hayat da boşluk kaldırmaz
Öğrencilerin ders bitiminde zaman geçirebilecekleri, kendilerini geliştirecekleri sinema, tiyatro, müzik kursları, sanat atölyeleri, spor salonları, yüzme havuzları, sosyal alanlar, parklar, hayvanat bahçeleri, kütüphaneler vb. çok az ya da hiç yok. Sosyal alan boş olunca, yerini dolduran hep olur.
Çocuklar-öğrencilerin tek eğlencesi onları bireyselliğe de mahkûm eden, aptallaştıran tablet ve telefonlar oluyor. İnternet dünyası ise, boşlukta kalan gençlerin istismar alanı haline geliyor. Suç örgütlerinin tarifelerini yayınladıkları, bireysel silahlanmanın teşvik edildiği, uyuşturucu baronlarının tuzak kurduğu, cinsel istismar tüccarlarının av sahasıdır aynı zamanda, gayri insani, ahlaki ve şiddet odaklı internet oyunlarını para kazanma aracı haline getiren odaklar bu zemini kullanmaktadır.
Toplumsal çürümenin alametleri
Çocukların-öğrencilerin velileri, yetişkinler bu dünyanın pek dışında değil. Zorunlu eğitimde okuyan çocukları olan kesim, gençlik çağlarından sonra son 25 yıldır AKP iktidarı altında onun tedrisatına mahkum olmuş velilerden oluşuyor. Bu kesim uzun süre Fethullahçılık başta olmak üzere, tarikatların kuşatması altında. Kürt düşmanlığı temelinde ırkçı propagandanın etkisinde. Kamu düşmanlığı inancına sahip, özelleştirmenin iyi olduğu kanaatinde. Kadın cinayetlerinin artışı ve cezasızlığı ikliminde yaşıyor. İktidarın itibarsızlaştırma hedefinde olan öğretmenin, doktorun karşısında doktor dövmeyi, öğretmeni CİMER’e gammazlamayı özgürlük sayıyor.
Televizyon programlarının en sevilenlerinin sabah programları, en sevilen dizilerinin mafya ve aşiret dizilerinin olduğu, tartışma programlarının iktidar güzellemesi yaptığı kültür ortamında henüz derinliğini bilemediğimiz bir toplumsal çürüme yaşanıyor.
Devrimci değişim gerekli
Basitçe X-Ray cihazlarıyla, polisiye önlemleriyle, okulları dışa kapatarak, öğrenci disiplin kurullarını işleterek, internet yasaklarıyla sonuç alınamayacaktır. Eğitim toplum içinde canlı bir yaşamdır ve öncelikli bir kamusal hizmet olarak bütçeden ciddi pay ayırmayı gerektiriyor. Ailelerin ekonomik koşullarının iyileştirilmesinden tutun, okulların maddi şartlarının düzeltilmesine, müfredat programının değiştirilmesinden sosyal alanların zenginleştirilmesine kadar, yukarıda sayılan tüm alanlarda devrimci bir değişime ihtiyaç var.
Bu devrimci değişimi ne bugünlere gelmemizde sorumlu olan 25 yıllık AKP iktidarı, ne de kapitalist düzenin sermaye tercihleri yapabilir. Yalnızca bu düzenin çürütmekte olduğu, böyle giderse daha da vahim örneklerine tanık olacağımız saldırıların hedefinde olan işçi, köylü, kent yoksulu aileler, öğrenciler birleşerek hükümete ve sermayeye acil taleplerini dayatabilir.
16-17 Nisan’da çocuklarını okula göndermeyen milyonlar bir şeylerin ters gittiğinin ayırtına varmakta olan kesimlerdir. Eğitim emekçilerinin örgütleri “siyasetin canımızı acıttığına” itiraz etmiştir. Güvencemiz, geleceğimize örgütlü olarak sahip çıkmaktan geçiyor. Umut var!


