ABD Başkanı Trump’ın, II. Dünya Savaşı sonrası galip devletlerce tesis edilen kural temelli dünya düzenini bozma yönündeki gayretleri ve her gün bir yenisini savurduğu tehditleri, büyük devletlerin çöküş dönemlerinde çıkardıkları gürültüye çok benziyor. Değişen hatta önümüzdeki yıllarda daha da değişecek olan güç dengelerinin ayak sesleri, rap rap rap kulakları çınlatıyor.
Trump, MAGA yani “Make America Great Again-Amerika’yı yeniden büyük yapalım!” seslenişi ile başka devletlere sataşıyor. Bu hitap bana, sanki Osmanlı İmparatorluğunu çökmekten kurtarmak için Padişah III. Selim tarafından uygulanan Nizami Cedit (yenileştirme) yani Osmanlı İmparatorluğunu yeniden büyük yapalım! (OYBY) hareketlerini ve Fransa’yı İmparatorluk yapma hırsıyla tutuşan Napolyon Bonapart’ı hatırlatıyor.
Şu geçmiş denen şey ne tuhaf değil mi? Sürekli tekrarlıyor.
Ne ilgisi var diye merak ediyorsanız, gelin 18. Yüzyılın sonu ve 19. Yüzyılın başlarına doğru kısa bir tarih turu atalım.
18. Yüzyıl sonlarına gelindiğinde, zamanın süper gücü Osmanlı İmparatorluğu, Rönesans trenini kaçırmış, ekonomi, askeri ve teknoloji gücü bakımından derin bir bunalıma girmişti. Ancak dünya siyasi konjonktüründe, jeopolitik gücü yönüyle önemli bir imparatorluk şeklinde görünmeye, dişine uygun bulduğu devletlere racon kesmeye devam ediyordu. Mesela efelenmeye çalıştığı devletlerden biri yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri’ydi.
Trump’ın haberi yoktur çünkü onun dedelerinin henüz Almanya’nın Kallstad şehrinde yaşadığı bir dönemden bahsediyorum. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere’den 1776 senesinde bağımsızlığını kazandıktan hemen sonra, Akdeniz’de ticaret gemileri ve onları koruyacak birkaç harp gemisi dolaştırmaya kalktığında, bu Amerikan gemileri kısa sürede Osmanlı denizcilerine esir düştüler.

Yalvar yakar üç binin üzerinde ABD askerini ve on bir harp gemisini kurtarmak için peşin 642 bin her yıl da 12 bin Osmanlı altını ödemesi karşılığında, ABD kurucu Başkanı George Washington 1795 yılında Tripoli Anlaşmasını imzalamak durumunda kaldı.
Anlayacağınız Osmanlı, ABD’yi daha kurulurken vergiye bağladı. O dönemde Osmanlı içine düştüğü durumun vahametinden habersiz ve o kadar kibirliydi ki, teamüllere aldırmadan orijinal anlaşma metni olarak sadece Osmanlıca olanı kabul etti. Üstelik anlaşmanın bir yanında ABD Başkanı George Washington’un imzası bulunurken, diğer yanında eş seviyede Padişah imzası gerekirken, sadece Kaptanı Derya ve Cezayir Beylerbeyi görevindeki Hasan Paşa’nın imzası vardı.
Bu yüzden Başkan George Washington Senato tarafından çok ciddi şekilde eleştirildi. Gerçi bildiğimiz kadarıyla bu onlara ders oldu ve ABD bir daha kendi dili dışında yazılmış bir anlaşmaya imza atmadı, başka ülkelere de kurtulmalık haracı ödemedi. Şunu da unutmadan hatırlatalım: Tripoli Anlaşmasında imzası bulunan Cezayirli Hasan Paşa1 Türk denizciliği için oldukça önemli şahsiyetlerden biridir.
♦♦♦
Gelelim tarih sahnesine imparator unvanıyla çıkmaya heveslenen Napolyon Bonapart’a.
Bilirsiniz, tarihte kurulu toplumsal düzeni en fazla değiştiren ve etkileyen olaylardan biri de 1789 tarihli Fransız İhtilali’dir. Bizim coğrafyamıza geç gelse de mutlak monarşilerin yıkıldığı, adalet, özgürlük ve eşitlik gibi değerlerin gündeme geldiği çok önemli toplumsal bir olaydır bu ihtilal. Üstelik Napolyon isimli genç bir askerin imparatorluğa kadar yükselmesine yol açar. Fransa’da devrim sonrası iktidar savaşları devam ederken 27 yaşında Fransız ordusunun başına getirilir. Napolyon, Direktörlerin talimatıyla Mısır seferine çıkıp Kahire’yi ele geçirir.
Ardından birkaç gün içinde ele geçireceğini düşünerek Filistin kuzeyindeki Akka Kalesine saldırır. Saldırdığı yerler Osmanlı topraklarıdır. Seksen yaşındaki Kale Komutanı Cezzar Ahmet Paşa, Fransız saldırılarına iki aydan fazla dayanır ve düşmana ağır kayıplar verdirir. Neredeyse Fransız ordusunun yarısı Akka Kalesi önlerinde imha edilir. Üstelik veba belası da Fransız ordusunu çok yıpratır. Napolyon, 21 Mayıs 1799’da çaresiz Mısır’a çekilir. Bu arada Osmanlı, müttefiki İngilizlerden yardım ister. Amiral Nelson komutasında İngiliz donanması Fransız gemilerini İskenderun önünde imha eder. Kısacası Napolyon, Fransız İmparatoru olmadan önce ilk şamarını, Osmanlıdan yer ve iki gemiyle zar zor Mısır’dan kaçıp Paris’e döner.

Padişah III. Selim, Osmanlı topraklarından Napolyon’un def edilmesine yardımcı olan İngiliz Amiral Nelson’a, bu hizmeti karşılığı çok değerli taşlarla süslenmiş bir nişan ve altın kılıflı bir kılıç hediye eder. Bu Osmanlının yabancı bir ülke askerine verdiği ilk nişandır. Halihazırda Greenwich’deki İngiliz Deniz Müzesi’nde sergilenen bu kıymetli nişanı, Amirali Nelson, ölene kadar göğsünden çıkarmaz.
Fransa, Kral I. François’dan bu yana, Osmanlı Sultanlarından elde ettiği onlarca imtiyaz ile sözde en iyi dost ülkelerden biridir. İmparatorluk sevdası ve Napolyon’un Mısır’a saldırısıyla 250 yıllık dostluk bozulur. İmparatorluk liginde en üste çıkayım derken, düşenden gol yemek az rastlanan bir durum değildir. Sadece Türklerin değil, tarihe imparatorluk kurarak imza atmış Çinlilerin, Almanların, İngilizlerin ve son olarak da Rusların başına gelmiştir.
♦♦♦
Okuyanlar bilir; müttefiklik ve ittifaklar geçicidir. Mora Yarımadasında Yunan İsyanı baş gösterince, İngilizler de Osmanlıyla dostluklarını bozar ve Navarin’de Osmanlı Donanmasını imha ederler.2
Kısacası tarih, esas prensibin ülkeler arasında sürekli dostluk ya da düşmanlık değil, ülkelerin menfaatleri olduğunu her fırsatta gösterir.
ABD’yi yeniden büyük yapmak için çıkartılan gürültülere gelince, kural tanımaz bir uluslararası sistem içinde yükselen ve çöken güçler her zaman var olacaktır. Sıranın kimde olduğunu liderlerin bilgeliği belirler.
ABD’nin iyilik veya kötülük yapmak için büyük bir güce sahip olduğunu hiç kimse inkâr etmiyor. Ancak geçmişin önemi, tarih kitaplarındaki bir sürü bilgi kümesinden ibaret olmasının ötesinde, günümüze yansıyan gerçekliği ve ders alınması gereken olguları içermesi değil midir?
1Deniz Harp Okulu Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın gayretleriyle 1773 yılında İstanbul’da kurulmuştur.
2 Navarin Baskını 20 Ekim 1827



