Bu günlerde insanın bir şey yazası yok.
Zor günlerden geçiyoruz, memleketin hali belli, dünyanın da çivisi çıkmış durumda…
Böyle bunalınca insan, geçmişinden yardım istiyor sanki, hatıralarına gidiyor.
Geçen akşam benim de aklıma babaannem takıldı.
Dindar bir kadındı ve bütün ritüelleri uygulardı.
Dindar deyince mutaassıplığı kimseye kaptırmaz zannetmeyiniz, aynı zamanda çok modern ve aydın bir kadındı.
Sokağa şapkasız ve eldivensiz çıkmazdı.
Dinlere çok fazla inanmasam da gelenekleri olduğu için ve insanları biraz ahlaka davet edip farklılaştırdığı için severim, sayarım, önem veririm.
Ama işin aslına inerseniz işin içinden de pek çıkamıyorum.
Mesela, eğer Adem ile Havva’nın sülbünden geldiysek, o zaman biz hep kardeşiz ve o halde nasıl olur da kardeş kardeşle evlenir?
Pekâla, Adem’le Havva şayet pirüpak beyaz tenli iseler, siyahi Afrikalılar, Çinliler, Japonlar nereden çıktı?
Diye ardı arkasına sormaz mıyım hiç!
Öyle de inançlı babaanneme bunları hiç soramadım, fakat onun bir ritüelini de unutamadım.
Babaannem yanında bir kulplu bardak ve leğen bulunduğu halde uyur ve her sabah uyandığında, ilk iş olarak sanki suyla buluşur, tazelenir, güne başlardı.
NETİLAT YADAYIM
“Netilat yadayım” yapıyorum derdi, yatağından çıkar çıkmaz, ayağını yere basar basmaz bu ritüeli yapardı.
Bu şöyle bir şeydir:
Netilat Yadayim (İbranice: נְטִילַת יָדַיִם) kelime anlamıyla “ellerin yukarıya kaldırılması” ya da daha doğru bir çeviriyle “ellerin yıkanması” anlamına gelir.
Bu uygulama Yahudi dini pratiğinde çok önemli bir yere sahiptir ve özellikle yemek yemeden önce, uykudan kalkınca, mezarlık ziyareti sonrası gibi durumlarda ellerin yıkanması şeklinde uygulanır.
Tevrat’ta doğrudan “Netilat Yadayim” ifadesi geçmez, ancak ellerin yıkanmasıyla ilgili emirler özellikle Levi boyuna (kahinlere) yönelik olarak Musa’ya verilen buyruklarda yer alır.
Örneğin: Kutsal Kitabın Çıkış 30:17–21 ve Levililer 15 bölümlerinde, kahinlerin tapınak hizmeti öncesi ellerini ve ayaklarını yıkamaları gerektiği anlatılır.
Zamanla bu temizlik uygulaması, hahamlar tarafından günlük yaşamın bir parçası haline getirilmiş ve dini temizlik amacıyla genişletilmiştir.
Abdest almaya benziyor!
Bu ritüel İslamiyette sanki bir biçimde yer almış.
“Netilat Yadayim” ile İslam’daki abdest arasında benzerlikler şunlardır:
- Her ikisi de ritüel temizliktir.
- Yemekten önce/ibadet öncesi uygulamalar olabilir.
- Suyun belirli bir düzene göre kullanılması gerekir.
- Her iki uygulama da ruhani temizlik fikrini içerir, sadece fiziksel hijyen değil, manevi bir arınma amacını da taşır.
Fakat abdest, vücudun daha fazla kısmını kapsar (eller, ağız, yüz, ayaklar vs.), netilat yadayim ise genellikle yalnızca ellerle sınırlıdır.
Netilat Yadayim Nasıl Yapılır?
Yahudi geleneklerine göre sabah uyanınca ya da ekmek yemeden önce şöyle yaparlar:
Bir kere iki kulplu özel bir su kabı olan Netilat Yadayim bardağı gerekir. Bu bardak temiz suyla ama taze akmış suyla doldurulmuş olmalıdır. Lavabo kullanılır veya suyun akıp birikmeyeceği bir alanda bu ritüel tamamlanmalıdır.
Sonra Niyet (Kavanah) denilen Tanrının emrine uygun davranıldığı ifade edilir; sağ elle sola ve sol elle sağ ele su dökülür; suyun iki ya da üç kez dökülmesi uygundur. Her el en az iki kez yıkanmalıdır. Suyu döktükten sonra eller kısa bir süre yukarı kaldırılır. Bu, ellerin temizlendiğini ve arındığını simgeler. Ardından Berakha (Kutsama duası) okunur, çevirisiyle şöyle denir:
“Sen kutsalsın, Tanrımız Rab, evrenin hakimi, ellerin yıkanmasını emrederek bizi kutsayan.”
Eller kurulandıktan sonra başka bir şeyle meşgul olunmaz, doğrudan ekmek yenir.
Bu uygulama özellikle ekmekle yemek yemeden önce yapılır.
Bu dualar ve ritüeller sabah uyanınca, ekmek yemeden evvel, mezarlık ziyareti sonrasında, tuvalletten sonra muhakkak yapılan “tradisyonlardır”, gelenektir.
Dualardan sonra Maftirim adı verilen ilahiler okunur.
Maftirim: Başlı başına bir melodik zenginlik
“Maftirim” geleneği, Osmanlı döneminde Edirne, İstanbul ve Selanik gibi şehirlerde gelişen, Sefarad Yahudilerine ait benzersiz bir dini müzik geleneğidir.
Bu gelenek, Yahudi ilahilerinin Osmanlı-Türk musikisinin makam sistemiyle harmanlanmasıyla ortaya çıkmıştır. Maftirim koroları, özellikle Şabat Sabahlarında, farklı makamlarda ilahiler söyleyerek dini törenlere eşlik etmişlerdir.
Bu geleneğin önemli bir örneği, 2001 yılında yayımlanan “Maftirim – Judeo-Sufi Connection” adlı albümdür.
Albüm Türkçe ve İngilizce açıklamaların yer aldığı 63 sayfalık bir kitapçıkla birlikte sunuldu.
Bu kitapçıkta, Türkiye’deki Yahudi tarihine dair bilgiler, ilahilerin bestecileri ve şairleri hakkında detaylar bulunmaktadır. Ayrıca, ilahilerin Türk müziği enstrümantasyonu, kullanılan makamlar ve belirli dini ritüellerle ilişkileri de açıklanmıştır.
Albümde yer alan ilahiler, Osmanlı-Türk Müziğinin makam sistemine göre düzenlenmiştir. Bu makamlar arasında Rast, Dügâh, Segâh, Hüseynî, Acem, Acemaşîran, Mâhur, Muhayyer, Nihâvent, Nevâ, Sabâ, Hicaz, Hüzzam ve Uşşak gibi makamlar bulunmaktadır.
Nesiller boyu aktarılan anlamlı bir hikâye!
Bu hikâye iyilik yapmanın, açgözlülükten uzak durmanın ve paylaşmanın önemini anlatıyor. Ayrıca, büyüklerin anlattığı masalların ve hikâyelerin nasıl bir kültürel miras haline geldiğini de gösteriyor.
Babaannemin annesinden, babaanneme babaannemden bana, benden çocuklarıma, çocuklarım çocuklarına kadar ulaşan bu hikâye aile içinde güzel bir bağ kurmuş.
Bir Yahudi Masalı: “Üç Eskici ve Aksakallı Dede”
Bir zamanlar, büyük bir şehirde üç eskici yaşarmış. Bu eskiciler çok iyi dostlarmış. Biri Avram, biri Yakup, diğeri ise İzak’mış. Her sabah eski eşyalar toplamak için şehrin sokaklarını dolaşır, “Eskiciiii! Eskiciiii!” diye bağırırlarmış. Akşam olduğunda ise her zamanki parklarında buluşur, günü değerlendirir, hayaller kurarlarmış.
Bir gün zengin olurlarsa ne yapacaklarını konuşmuşlar. Avram, “Eğer zengin olsam, birçok çocuğu okuturdum,” demiş. Yakup, “Ben bütün aç çocukları doyurur , onları büyütürdüm,” diye eklemiş. İzak ise gülümsemiş ve “Benim tek isteğim iyi bir eş ve güzel bir aile,” demiş.
Bir gün Avram’ın karşısına aksakallı bir dede çıkmış. Yaşlı dede, eline bir altın para bırakıp “Beni unutma,” demiş ve kaybolmuş. O günden sonra Avram’ın işleri açılmış, parası artmış, zengin olmuş. Kısa bir süre sonra aynı dede, Yakup’un karşısına çıkıp ona da bir altın para vermiş. Yakup da kısa sürede büyük bir servete kavuşmuş.
Günler, aylar geçmiş… Bir akşam Avram’ın kapısı çalınmış. Kapıda yaşlı, bitkin bir adam varmış. “Çok açım, bana bir lokma yiyecek verir misiniz?” diye sormuş. Avram bu isteği duyunca yardımcılarına, “Hemen kovun şu adamı!” diye bağırmış. Aksakallı dede başını sallamış ve sessizce uzaklaşmış.
Ertesi akşam aynı olay Yakup’un kapısında yaşanmış. O da yaşlı adamı kapısından kovmuş. Ve ertesi sabah her ikisi de büyük bir şaşkınlıkla uyanmış: Servetleri bir anda yok olmuş, eski fakir hayatlarına geri dönmüşler.
Son olarak aksakallı dede İzak’ın kapısını çalmış. Kapıyı İzak’ın tatlı eşi açmış. Yaşlı adam, “Çok açım ve kalacak bir yerim yok,” deyince kadın hiç tereddüt etmeden onu içeri buyur etmiş, sofraya bir tabak daha koymuş. Şabat Gecesi imiş…
Eskici oldukları için sofraları pek zengin değilmiş ama yine de ellerindekini paylaşmışlar.
Gece yarısı dede kalkıp gitmek istemiş. Ancak İzak, “Bu soğukta nereye gidersin, burada kal,” demiş. Yaşlı adam mutlu bir şekilde geceyi orada geçirmiş. Sabah olduğunda ise evde yokmuş. Ama geride birkaç altın para bırakmış.
O günden sonra İzak ve ailesinin evine bereket yağmış. Paraları artmış, işleri büyümüş ama o hiçbir zaman açgözlü olmamış. Zenginliğiyle fakirlere yardım etmiş, açları doyurmuş, çocukları okutmuş. Ve o, hayatını böyle iyilikle tamamlamış.
Öte yandan Avram ve Yakup, eskisi gibi fakir kalmış ve hayatları boyunca yaptıkları hatayı düşünerek yaşamışlar.
♦♦♦
İşte böylesi anlatılar, masallar, hikâyeler her kültürde yer aldığı gibi bizim “tradisyonlarımızda” da bulunur, dilden dile geçer, kulaktan kulağa aktarılır.
Bu masal da burada biterken babaannemin mutfağındaki FONGOS (ıspanaklı mücver) ile MARONÇİNOS (badem kurabiyesi) tariflerini vereyim; onun hatırasını yaşatayım istedim.
FONGOS
(ıspanaklı mücver)
MALZEMELER
- 1/2 kg ıspanak
- 2 kalın dilim bayat ekmek içi
- 3 adet yumurta
- 1/2 su bardağı süt
- 100 gr peynir tende (eski kaşar ve tulum peyniri karışık olarak kullanmalı)
- 1/2 kahve fincanı sıvı yağ
- 1 çay kaşığı tuz
ÜSTÜ İÇİN
- 2 adet orta boy patates
- 1 adet yumurta
- 2 kahve fincanı eski kaşar rendesi
- biraz tuz
YAPILIŞI
– Ispanakları yıkayıp, süzgeçte bekletin. İki parmak eninde kesin. Sıcak suda beklettikten sonra iyicene suyunu sıkın. Yumurtaları tek tek çırpın. Ekmek içi, ıspanak, süt ve tuz ile iyicene karıştırın. Bu karışıma rendelenmiş peyniri ilave edin. Diğer tarafta patatesleri haşlayıp ezip, tuz, yumurta ve peynir ile çok sulu olmayan püre kıvamına getirin. Fırına uygun bir teflon kaba yarım kahve fincanı yağ döküp kızdırın. Ispanaklı karışımı kızgın yağın üzerine dökün. Patates püresi çorba kaşığıyla ıspanağın üzerine yuvarlayarak toplar şeklinde yerleştirin. Önceden işitilmiş fırında 200°’de 40 dakika pişirin.
MARONÇİNOS
(Badem kurabiyesi)
MALZEMESİ
- 1/2 kg badem
- 2 bardak du
- 1/2 kg şeker
- 2 adet yurta akı
YAPILIŞI
Bademleri iyicene yıkadıktan sonra kaynar suda 5 dakika kaynatın . Soğuk su ile yıkayıp kabuklarını ayıklayın. Tekrar yıkayıp robottan çekin. Su ve şekeri derince bir teflon tencereye koyun. Kuvvetli ateşte kaynatın. Şeker eriyip şurup hafif kıvamına gelince ateşi kısın ve beyazlatılıp çekilmiş bademi şuruba ekleyin. İyicene karıştırıp tekrar orta ateşte pişirin. Tahta bir kaşıkla sürekli karıştırarak pişirmeye devam edin.
Maronçino hamuru tencerenin dibine yapışmadığı zaman kıvama gelmiştir. Ateşten indirip soğumaya bırakın. Hamur soğuyunca hafifçe çırpılmış iki yumurta akınını ekleyin ve karıştırın. Bir fırın tepsisine yağlı kağıt yerleştirin, hafifçe yağlayın ve hazırlanmış olduğunuz maronçino hamurundan, başka ceviz büyüklüğünde parçalar alıp tepsiye dizin.
Önceden işitilmiş fırında 175°’de pembeleş inceye kadar pişirin.
Dilerseniz fırına koymadan önce her Maronçinonun üzerine beyazlatılmış bir badem yerleştirebiliriz.



FONGOS
MARONÇİNOS