Tiyatro sahnesinde bir oyun nasıl başlarsa öyle devam eder.
Oyun içinde, replik replik akış devam ederken oyunu tekrar kurması mümkündür ama bu, büyük ustalık ve irticalen manevra kabiliyeti gerektirir.
Artık çok eminim, bunca yılın tiyatro izleyicisi olunca bunun farkına varılıyor.
Perpetuum Mobile diyordu Latinler, ilk hareketten sonra kendi kendine çalışan her tür düzeneği adlandırmak istediklerinde…
Son bir yılın, kabaca eylülden mayıs sonuna kadar İstanbul’da sahneye çıkmış sayısını kimsenin bilmediği kadar pek çok oyuna 130 civarında kırık dökük ya da modern tasarımlı tiyatro kapısında afiş asıldı.
İstanbul’un tiyatro âleminde “piyasaya çıkma” telaşında görünüp bir iki sahnelenmeden sonra ortadan kaybolduğu, hatta belki oyuncuların ve ekibin bile bir kış üzerinden geçince oyunun adını dahi unuttuklarına inanabileceğim zebûn pek çok tiyatro hevesini geride bıraktığımız 2025-26 sezonunda izlediğim son oyun, “hakiki bir eser” olarak göz alıcıydı.
“Oh, şükürler olsun, sonunda bir tiyatro izlendi” diyebildik.
Afişinde “En sevdiğinden başla” yazıyordu; oyuna dair gözlemlerimiz de buradadır.
İlk kez 1963’de, İskoçya’nın Dünya Tiyatrolar Festivaline ev sahibi olan Edinburg kentinde uygulanmış, “Traverse Theatre” adıyla anılan mekân ve sahne tarzına Türk tiyatrolarında ara sıra rastlamaktayız.
Koridor Sahne diye adlandırılabilecek, karşılıklı iki tribüne ayrılmış seyirci yerleşim yerlerinin tam ortasındaki boş alan, açık sahnedir ve bir tarafta oturan izleyicinin hem oyunu hem karşısında bileti kesilmiş diğer seyircileri görebildiği bir mekân biçimidir.
İster oyuncu izle, canın sıkılırsa karşıdaki diğer seyirciye bak!
Bu koridor sahnenin bir önemli yanı, oyunla-oyuncularla seyirci arasında klasik (İtalyan Sahnesi) tiyatro mekânındaki hayali bir perde gibi olan Dördüncü Duvarı ortadan kaldırmasıdır. Rus tiyatro düşünürü ve sanatçı Stanislavsky’nin tanımladığı bu 4.duvar oyunla seyredenin tanıştığı görünmez saydam bir duvardır.
İstanbul’un Moda Sahnesi‘ndeki tiyatro mekânı En Sevdiğinden Başla oyunu için işte bu anlamıyla koridor sahneye çevrilmişti; Osmanlı’nın Orta Oyununda adlandırıldığı haliyle Palanga tarzındaydı.
O kadar benziyordu ki; dahası, salona alınan seyirciler boş ve dekorsuz sahneye adım atmasın diye dört tarafı küpeşteli bariyer tarzı kordon altına alınmıştı.
Aksesuvarlar görünüyor sağda solda, her iki tarafta oyuncuların üstünü başını ortalıkta değiştirebileceği ayaklı askılıklar, askılığa asılı elbiseler, giysiler var; hepsi o!
Salona harıla gürüle seyirci alındı, yerleştirildi. Kapalı gişe desek yeridir, parmak hesabı değil, göz kestirmesiyle 300, belki biraz daha fazla sayıda koltuk doludur.
Tiyatro Hemhâl kumpanyasının hazırladığı 120 dakika sürecek tek perdelik oyun, derine dalmış sünger toplayıcı dalgıca yakışır gibi uzun soluklu.
2 saat boyunca koridor sahneyi izleyecek seyircinin seyretme hevesini yüksekte tutması kolay değil. Ustalık ister, fakat ben oyuncuları geçmiş yılların muhteşem oyunlarından biliyorum; bunlar bu zor işi başarır.
Yine de bu endişeyi içimde taşıyarak yerimi alıyorum. Henüz ışıklar kararmadı ve karşı tribünde birisiyle, bir seyirciyle göz göze geliyoruz; tesadüf!
İki tribün FB ve GS taraftarlarının stadyumdaki yerleşimine benzedi; içimdeki hınzır ve alaycı şeytan sırıtıyor ve hatta gülüyor.
Birden, Osmanlı Orta Oyununda temsili sürdüren, zaman zaman oynayan, elinde şakşaka denilen tahtadan maşasıyla zırıltı çıkaran karakteri gibi, tam adıyla Pişekâr gibi birisi beliriyor; bu oyuncu Hakan Emre’dir.
Koridor sahneyi arşınlamaya başladı, volta atıyor. Bir yandan seyircilere bakıyor, seyirciyi seyrediyor. Oyun için yavaş yavaş gereken sessizlik sağlandı.
Sahnede gezinen belli ki bir modern Pişekâr’dır.
Kucakladığı bir dolu defter, aralarından sarkan kâğıt döküntüleri ve bir tablet bilgisayar var; başında da, oyun boyunca, tıpkı oyunun afişindeki fotoğrafta gördüğümüz aynı renkte olan yünden örülü beresi var.
Pişekârımız, oyunun Ömer adlı tiyatro yazarı karakterini canlandıracak olan Hakan Emre Ünal’dır; tanıyoruz.
Tunç Şahin‘in yazıp yönettiği Canavar başlıklı aile içi tecavüz ve şiddeti anlatan bir oyundaydı; çok başarılıydı ve daha pek çok tiyatro eserinde rol aldı.
Ömer bir buçuk yıl boyunca bir televizyon dizisi için yazmaya devam ettiği ama yapımcının orasını burasını beğenmediğinden habire terso dediği bir senaryoyu yetiştirmektedir; veto görmüş kanun teklifi gibi habire geri gönderilen 1.bölümden 2.bölüme halen geçememiştir.
Bu başarısızlık ve çöküntü evli olduğu eşi, Leyla adlı tiyatro ve dizi oyuncusunun parlayan yıldızıyla giderek ters oranlı artış gösterir.
Öyle ki, yapım şirketine randevuyla gittiği bir sabah, bekleme salonundaki sekreter kız Leyla hanımın eşi geldi diye onunla selfi yapmak ister; kırıcı bir şey!
Çok katmanlı bir oyun metniyle Ömer-Leyla arasındaki gerginliği izlemekteyiz. Altı kişilik ekibin iki ana karakterinden biri Hakan Emre, diğeri Nezaket Erden‘dir.

Oyun içindeki oyunun dizi yapımcısı, işini bilen prodüktör tiplemesiyle Barkın Sarp ve asistanı Elif Aydın‘ın, zikrettiğimiz bu iki ismi parlatan oyunculukları kayda değer.
Selfi meraklısı sekreter rolünde Sudem Tiryakigil ve bir yandan ara ara oyun içinde kamera kayıtları yaparak sahnede yer alan Mert Yılmaz Yıldırım kusursuzca oyunu zenginleştiriyor.
En Sevdiğinden Başla oyunu, yönetmenliğini yine Hakan Emre’nin yaptığı bir eserdir; adıyla sanıyla bir eser!
Kolektif üretme ve yaratma biçimi olarak İngilizceden gelen, aslında Latince dividere kökenli kavrama ait bir hazırlıktan geçmiş oyunu izlemekteyiz.
Oyuncuyu da yaratma sürecinin merkezine koyan, provalar sırasında metnin yeniden yeniden üretildiği bir sürecin Türk Tiyatrosunda benzersiz örneklerinden birisi…
Leyla’nın yavaş yavaş yükselen yıldızı karşısında ev hayatı-kocalık-eş olmak hevesi ve bir yandan tiyatro oyun yazarlığıyla kendini var etme mücadelesi arasında sıkışmış Ömer’in iflah olmaz yitimi, düş yakamdan artık sözlerinden sonra kadının kararlı adım atmasıyla sonlanır.
Oyun komedi trampleminden zıplar bir ânda kendisini dramatik bir sona çevirir. Bu yaratıcı yıkımı, biz, iki tribünde otururken, karşı tarafta cep telefonuyla oynayan saygısız seyirciyi de gördüğümüz sırada hep birlikte izleriz.
Hakan Emre her türün oyuncusu ama bana kalırsa iyi komedi oynuyor, soğuk kanlı komedi tarzının, Deadpan adıyla İngiliz Tiyatrosundan bildiğimiz yılışmadan komedi yaratan tarzıyla, gerçekten şaşırtıcıdır.
Fakat asıl şaşırtıcı olan Nezaket Erden’in, ki biz onu Âşık Shakespeare (2023) ve ayrıca Sevgili Arsız Ölüm (2017) oyunlarından biliyoruz, bu genç sanatçının mükemmel oyunculuğudur.
Hani kılıktan kılığa girdi denilen tarz vardır ya, mukallit insanlar için de kullanılır, tam anlamıyla öyledir. Sarhoş tiplemesi, varoşlardan gelmiş genç kız halleri, saf ve melek yüzlü bakışı, küfürbazlığı ve her şeyiyle…

Giderek şöhreti artan Leyla’nın bir TV kadın programına katıldığı oyun planında, televizyon sunucusunun (Elif Aydın) “mastürbasyon yapıyor musunuz” sorusuna, üstelik bir de “dildo’nuz var mı” diye sorduğu küstah ve belden aşağı bir soruya, “Külotlu bir dildom var, giyiyorum, her yerde kullanışlı, kafeye gidiyorsun aplikasyondan ayarlıyorsun ona göre titreyip devam ediyor, eve geçince başka ayarı var” biçiminde verdiği hazırcevap, bu karşılığı verirken bedeniyle bunu sergilemesi tiyatro enstantanesi olarak tribünlerde nefesini tutmuş seyircilerin ortak hafızasında kalacaktır.
Sonunda bir televizyon dizisi için pahalı teklif alan Leyla, Erzurum’da çekilecek sahnelere katılmak üzere evi terk eder, Ömer de tamamlayamadığı ve galiba sittin sene çalışsa bitiremeyeceği bir metinle baş başa kalır.
Oyun bitti, tribünler boşaldı, bütün bu koşturmalı, bir sahnesinde karaoke’lerle yapılan müzikli-danslı gösterinin tamamında başındaki yün beresi yere düşmek bir yana, nasıl oturtulduysa, oradan gıdım kımıldamamış olan Hakan Emre, oyun arkadaşlarıyla el ele selama geçti; bir o tribüne bir bu tribüne…
Alkışın ısrarlı devamıyla tekrar selamlamaya çağrılan oyuncular için BİS olmasını beklerdim, ben ikinci defa alkışlamak için avuçlarımı hazırlamıştım; tribünler çabuk sıkıldı galiba… Pazar akşamının geç saatiydi, e haliyle ertesi günün mesaisine herkes gidecek, o yüzden çıkış kapısı hareketlendi.
Karşı tribünde oyun boyunca göz göze geldiğimiz öteki tarafın bana bakma ısrarındaki seyircisi kalabalık arasında gözden yitti, sıyrıldı gitti!
En Sevdiğinden Başla
Proje Tasarım: Tiyatro Hemhâl
Üretim ekibi: Büke Erkoç, Elif Aydın, Hakan Emre Ünal, Nezaket Erden, Selen Örcan
Yazar: Selen Örcan, Hakan Emre Ünal, Nezaket Erden
Yönetmen: Hakan Emre Ünal Yardımcı
Yönetmen: Büke Erkoç
Oyuncular: Barkın Sarp, Elif Aydın, Hakan Emre Ünal, Mert Yılmaz Yıldırım, Nezaket Erden
Sahne/ Işık Tasarımı: Yasin Gültepe
Projeksiyon Tasarım: Okan Temizarabacı
Ses Tasarım: Arkadaş Deniz Koşar
Sahne Amiri: Nureddin Erdoğan
Işık Operatörü: Can Kılınç
Video Çekimi: Emre Köktaş
Kurgu: Munise Vildan Erden
Kostüm Tasarımı: Yaren İbil
Görsel İletişim Tasarımı: Özge Güven
Fotoğraf: Rıdvan Güngördü
Asistanlar: Arkadaş Deniz Koşar , Sudem Tiryakigil
Yapım Asistanı: Çağla Yağmur Doğan



