Unutmanın cazibesiyle hatırlamanın yükü arasındaki mesafede geçen bir film gördüm; Gündüz Apollon Gece Athena. Sinemadaki son gösteriminde yakalayabildiğim filmin ardından yapılan söyleşide, genç kadınların, sinemacıların yönetmen Emine Yıldırım’a ve filmine gösterdiği ilgi, dikkatli gözlemleri ve tespitleri son derece umut vericiydi. Tıpkı filmin izleyicisine verdiği umut gibi.
Çorak bozkırlardansa denize, Akdeniz kültürüne yüzünü çevirdiğini söyleyen Emine Yıldırım estetiğini mitolojik olduğu kadar politik bir patikadan ilerletmiş. Son yıllarda hayatımıza her yönden sızan hoyratlığa, tahakküme, ataerkil , despot sınır tanımazlığa inat, bir kadının aydınlanma, olgunlaşma hikâyesinin izini sürerken hafızanın sorumluluğunu hatırlatıyor Gündüz Apollon Gece Athena. Sorumluluk, hatırlamak, mitoloji, hayalet kelimelerini yan yana koyup arama yaptırınca komediye yakın hiçbir linkle karşılaşmıyorsunuz ama ekiple yapılan söyleşi de, filmin kendisi de bu kelimelerin ağırlığından ayıklanmış.
Defne’nin hayaletleri
Hayaletleri görüp onlarla konuşabildiğini anlayan Defne, öldüğünü düşündüğü annesinin hayaletini bulmak üzere bir yolculuğa çıkar ve kendisini Side’de bulur. Yaşayanlarla ölülerin, geçmişle bugünün iç içe geçtiği bir eşik mekân olan Side’de mitolojik anlatılarda alışık olduğumuz bir yeraltı ile karşılaşmıyoruz. Defne’nin annesi hayalet olarak değil, yaşayan bir kadın olarak karşısına çıkar. Yeraltının her zaman aşağıda olmadığını öğrenen Defne şimdi bu bilgiyle yaşamayı öğrenmek durumundadır.
Yetimhanede büyümesine meşru bir gerekçe bulmasını engelleyen bu tanışma anne arayışını bitirmez, onu daha kırılgan bir halde Side’nin dışına, kente tükürür. Bu yolculukta ona eşlik eden bir grup kayıp ruhun yardım isteklerine, şefkat arayışlarına kulaklarını tıkayıp, gözlerini yuman Defne sinirli, gergin tavrıyla kendi acısına tutunmayı seçer. Bu haliyle günümüzün acı hiyerarşisi kuran, mağduriyetini mutlaklaştıran pratiklerin ete kemiğe bürünmüş hâli gibidir.
Ancak, doğadan, sudan, denizden, yeşilden ve kendisini sarmalayan kayıp ruhlardan kaçıp kentte kaybolmaya gittiğinde ve tam da her şeyden vazgeçtiği anda, hakikatin çağrısını işitmeye başlar. O noktada ihtiyaç duyduğu şefkati ve tamamlanma hissini bulamasa da başkalarıyla kurduğu empati önünde yeni bir yol açar. Hayatının bulmacasını çözmeye kilitlenmiş Defne’nin sezgisel olana yönelişi, sabrının sınanması, otelci kadının sunduğu şefkati nihayet kabul edebilmesi gibi motiflerle birbirine teyellenen mitolojik ögeler filmin sonunda yeni bir modelin her izleyicinin zihninde yeni yollar açacak taslağını ortaya çıkarıyor.
Mitoloji soyut bir referanstan öteye geçince
Buradaki mitolojik damar, tanrılar ya da kahramanlar üzerinden değil; bu topraklarda yaşamış kadınların direnme, yenilme, savaşma, hayatta kalma ve hatırlanma deneyimleri üzerinden kuruluyor. Filmin sessiz ama güçlü figürlerinden biri otel sahibi Selma. Mitolojiden tanıdığımız; yeraltından çıkan kahramanı yıkayan, yolcuyu doyuran, geçici de olsa barınak sunan kadınları çağrıştıran Selma mitolojik annelik yapıyor. Farkındalık anlatılarını ve içsel aydınlanma söylemlerini araçsallaştıran bir çağa bitki çaylarıyla nanik yapan Selma Defne’ye bir durma, dinlenme ve temas alanı açıyor. Bilge olduğunu bağıra bağıra söylemeye gerek duymadan, başkasının acısını görerek kendisini görünür kılıyor.
Bilinçli hafiflik
Ölüler, hayaletler, mağdurlar arasında geçen filmin meseleyi ele alışındaki hafiflik bir başka güzel haber. Sinemada otururken başka bir dünyaya davet ediliyoruz, ışığın, renklerin rahatlatıcı etkisiyle bu dünyadaki işlerini tamamlayanları kucaklayıp denize uğurlarken, gün batımında denizin kokusunu alıyoruz. Buraya takılıp kalmış Hüseyin için ne yapabileceğimizi düşünüyoruz. Ve belki de filmin asıl önerisiyle baş başa kalıyoruz: seçilmiş ailelerimize, birlikte yas tutabildiğimiz insanlara daha fazla alan açmak, süreklilik duygusunu canlı tutacak yeni ilişki biçimleri kurmak. Platformlarda gösterilmeye başlanacak filmi büyükçe bir ekranda, Selma’nın bitki çaylarından birini içerken izlemenizi tavsiye ediyorum.
Gündüz Apollon Gece Athena
Yönetmen: Emine Yıldırım
Senarist: Emine Yıldırım
Görüntü Yönetmeni: Barış Aygen
Kurgucu: Selda Taşkın
Özgün Müzik: Barış Diri
Sanat Yönetmeni: Elif Taşçıoğlu
Oyuncular: Ezgi Çelik, Barış Gönenen, Selen Uçer, Gizem Bilgen, Deniz Türkali, Lale Mansur, Neyra Kayabaşı, Melih Düzenli
Yapımcı: Dilde Mahalli, Emine Yıldırım
* Lethe, ölülerin yeraltına geçmeden önce içip geçmişlerini unuttukları, hafızayla birlikte yükün de silindiği mitolojik nehrin adı.



