Müziğe küçük yaşta breakdance ile başladı. O zamanlar hiphop kültürü bir bütündü; her dansçı aynı zamanda grafitici ve rapçiydi. O dönemden Çağrı Sinci’nin elinde sadece rap kaldı. Son dönemdeki tartışmalara “popüler olan her şey yozlaşmaya aracılık eder” yorumuyla katılan Sinci’ye göre Türkiye’de rap’in talihsizliği de olgunlaşmadan çok popüler olması.
Çağrı Sinci’nin müzikal yolculuğu çocukluktan bugüne kadar dinlediklerinizle şekillenen bir paralellik gösteriyor. İlham aldığı şeyleri taklit etmekten çok, kendi algısı ve deneyimleriyle yeniden yorumlamaya çalışıyor. Elbette nostaljiye saplanmadan yeni şeyler denemek ve trendleri eleştirel bir süzgeçten geçirmek, sound’unun özgün kalmasını sağlıyor.
Sinci, şarkıları yaparken disiplin yerine doğal motivasyon ve keyfi ön planda tutuyor, bu yüzden müzik çoğunlukla spontane olarak ortaya çıkıyor ve sevdiği şekilde tamamlayıp paylaşıyor.
Bir taraftan albüm çalışmalarında farklı prodüktörlerle işbirliği yapması, kronolojik ve duygusal bir bütünlük sağlayarak hem çeşitlilik hem de tutarlılık sunuyor. Birikmiş demoların uyumlu hale getirilmesi, albümün bütünselliğini ve bağlamsallığını güçlendiriyor. İlham kaynakları ise, günlük hayatınızdan ve kişisel filtreden geçen kültürel ve edebi unsurlardan geliyor.
Müziğe başlama sürecinizden bugüne kadar, sound’unuz ve tarzınız nasıl evrildi? Farklı dönemlerdeki müzikal tercihlerinizi ne belirledi?
Küçüklüğümden beri yaptığım müzikler dinlediklerim ile bir paralellik gösteriyor. Bu taklit etmekten çok en fazla etkilendiğim şeyi yapmaya çalışmamla ilgili. Fakat nostaljiye bağlı kalarak kendimi tekrara düşürmemeye özen gösterip, yeni şeyler dinlemeyi ve denemeyi de seviyorum. Bunu yaparken de içerik ile biçimi uyumsuzlaştırma yoluna gidip trendi olduğu gibi içselleştirmeye kendimce itiraz ediyorum.
Uzun yıllar boyunca underground rap ve söz kalitesine önem verdiniz. Bu tutum, kariyeriniz süresince müzik endüstrisindeki değişimlere karşı nasıl bir duruş sağlamış oldu?
Sürüyü takip etmeme mani oldu. Herkesin bahsettiği şeylerden de bahsedebilirim fakat taklit olduğu belli olur. Yaşadıklarımı ve hissettiklerimi yazmak benim için tepkisel değil zaten bu şekilde yapılır diye öğrendim ve bu işten bu şekilde keyif alıyorum.

Hem solo projelerde hem de işbirliklerinde üretkenliğinizi sürdürebilmek için kendinize nasıl bir yaratım disiplini belirlediniz? Bu süreç, müzik üretim anlayışınızı nasıl şekillendiriyor?
Kendimi zorlamama -disiplin deyince öyle bir anlam çıkarttım- gerek kalmıyor. Zaten hayatta yaparken en mutlu olduğunuz şeyi yapmak için özel yöntemlere gerek yoktur diye düşünüyorum. En olmadık anda kendimi müzik yaparken ya da şarkı yazarken bulabiliyorum. Yaptığım şeyi seversem de bitirip paylaşıyorum. Organize bir karmaşa söz konusu diyebilirim.
ÇS88 albümünüzde Deniz Sungur, Savaş Ceyhan, Engin Hızarcı ve Deslow gibi farklı prodüktörlerle çalışarak birbirinden bağımsız beatleri bir bütün haline getirdiniz. Bu işbirliklerinin albümün müzikal çeşitliliğine ve tutarlılığına etkisi nasıl oldu?
Bu albümdeki altyapılar farklı zamanlarda farklı albümler için yaptığım şarkıların altyapıları, bu işbirlikleri de o dönemlere ait. Seçimleri yaparken hem teknik hem duygusal hem de kronolojik bir bütünlük sağlamaya çalıştık.
Başkası albümünde yıllar içinde birikmiş demoları bir araya getirirken yarattığı uyum ve süreklilik, dinleyiciye albümün bütünlüğünü nasıl hissettiriyor?
Rastgele demoları uyumlu hale getirmek için sarfettiğim ciddi bir çaba da var. Bütünselliği ve bağlamsallığı sağlamak için sonradan eklediğim şarkılar işi daha kompozite hale getirdi ki herhalde ben söylemesem bu şarkıların birikmiş demolar olduğu anlaşılmazdı.
Albümde Uzakdoğu melodilerinden Ahmet Haşim şiirlerine, bireysel ve toplumsal eleştirilere kadar geniş bir duygusal ve kültürel yelpaze yer alıyor. Bu çeşitliliği bir bütünlük içinde sunmayı nasıl başardınız, dinleyici deneyimini zenginleştiriyor mu?
Hepsi günlük hayatımda tükettiğim şeylerden sızıyor. Bu bütünlüğün nedeni sanırım tüm bu donelerin bilişsel filtremden geçerek atıfa dönüşmüş olmaları. Özel bir esinlenme gayretim ya da ilham arayışım olmuyor.
Son dönemde rap’in toplumsal yozlaşmaya aracılık ettiği tartışmaları sürerken Başkası albümünde rap’i bir toplumsal aynalama ve bireysel terapi aracı olarak kullanılması, güncel Türk rap sahnesi açısından ne gibi bir duruş ve mesaj sunuyor?
Bence ben müzik yapan arkadaşlara yıllar içinde keşfedecekleri ve anlayacakları bilinç durumunun önizlemesini sunuyorum. Bireysel ve sanatsal tatminin şarkı üretirken en önemli noktaya konulması gerektiği ve bireye/ topluma fayda dürtüsünün varsayılan hale gelmesi. Sadece rap değil tüm sanat başlıklarını kapsar bana kalırsa. Aslında popüler olan her şey yozlaşmaya aracılık ediyor.
Türkiye’de rap’in talihsizliği de -bu tartışmalara konu olması açısından- henüz olgunlaşmadan çok popüler olması. Ben doğru bildiğimi yaparken Don Kişot’luk oynama gayesi gütmüyorum. Yani aslında fedakarlık gibi okunan bu durumun altında bu anlamda bencilliğim de yatıyor.
Hayattayız parçasında ‘yaşamadan yazmayız’ diye bir söz geçiyor. Bu yaklaşım Hayattayız şarkısına mı özgü, yoksa tüm diskografide gözlenen bir yaklaşım mı?
Benim yaptığım işe bakışımla ilgili. Her şarkım -kısmen kurgusal olanlar dahi- mutlaka sembolik de olsa bir gerçeklik barındırıyor. Müzik yapım sürecindeki düsturlarımdan biri. Hatta en önemlilerinden.



