1985’te Ajda Pekkan’ın İstanbul Harbiye’deki mücevher mağazasında çalışıyordum. Ajda’nın mutfağı iyidir; bir reçel yapar, bal damlar parmağından. Ajda taklit ustasıdır da; mukallittir yani. Kimseler bilmez ama çocuk okutan, yardımsever ve güçlü bir karakteri olan kadındır. Bakmayın siz milletin dedikodusuna ona “cimri” derler ama biz onun kalbinin ne kadar cömert olduğunu bilirdik.
Bir bayram günüydü. O sırada bir beyefendiyle beraberdi. Ömer diye ortak bir arkadaşımız vardı; maalesef çok genç yaşta kaybettik. Ajda ve Ömer Karayipler’e gitmeyi planlıyordu ama o müsait olamayınca Ajda bana dönüp,
“Reca sen gel Karayip’e, olmaz mı?” dedi.
Benim Karayiplere gidecek sanki param mı var!
“Benim ancak İsrail’e amcamlara gidecek kadar param var” dedim.
Ajda: “Olur, o zaman biz de oraya seninle geliriz” demez mi!
Bir anda kendimi Ajda Pekkan’la Bat-Yam’a giderken buldum!
Bat-Yam’da o yıllarda Türkiye’den göç etmiş kabaca yaklaşık 150 bin Sefarad vardı. Sokaklar Türkçe konuşuyor, radyolar Zeki Müren, İbrahim Tatlıses çalıyor; Sefaradlarımızda bir memleket hasreti ki, sormayın!
Gittik, amcamın evinde misafir kalacağız; amcam bırakmıyor.
Evi de nohut oda bakla sofa, küçük bir mekân…
Ajda büyük bir tevazuyla gitti, yerleşti. Amcam Ajda hayranı zaten; dudakları fiyonk makarna gibi kıvrım kıvrım sevinçten. Bat-Yamlılar da duydular tabii Ajda’nın ziyaretini; bir anda havadis yayıldı.
Bizim iki odalı evin önünde Ajda’yı görmek için ânında bir kuyruk oluştu.
Amcam kasım kasım kasılıyordu; sanki Bat-Yam’ın sahibi o!
Amcam Tophane simidine, Antep lahmacununa ve İstanbul’un kaymaklı tel kadayıfı için ölecek nerdeyse; Türkiye’den siparişle bana getirtmişti.
Rahmetli amcam ülkemizden taşıdığım simitlere, lahmacuna, kadayıfa mı sevinsin, bir yandan Ajda’yı mı seyretsin; müşkül durumdaydı anlayacağınız.
Bir yandan da bize kendi elleriyle servis yapıyor, elinden ne gelse cebi neye müsaitse taşıyor… Nur içinde yatsın.
Üç gün boyunca Ajda’ya Bat-Yamlılardan ikram için pastalar geldi, herkes gelip kapıda kucaklaşıyor, sevgiyle sarılıyor.
Dördüncü gün biraz dolaşalım dedik, bir kiralık araç bulduk. 3-4 saatlik bir yolculukla güneydeki, Ürdün’ün Akabe limanı karşısındaki Eylat’a gittik. Otelde Ajda güneşte marsık gibi yanarken ben “bir kolaçan edeyim ortalığı” diye çıktım; tanıyanı, bileni bilir beni, yerimde duramam.
Önce oteli bir elden geçirmeli, kim var kim yok diye.
Bir de ne duyayım, garsonlardan! Enrico Macias da Eilat’taymış!
Hani şu Cezayir doğumlu Fransız Yahudisi olan ünlü şarkıcı; bir vakitler radyoların, sahnelerin unutulmaz sesi…
Otel odamıza döner dönmez Ajda’ya haberi verdim. Ajda yerinden zıpladı, yok zıplamadı âdeta fırladı:
“Reca! Aman Reca’m Enrico’yu hemen bul, ne yap yap bul! Biz çok iyi arkadaşız.”
Bilmez değilim, 1976’da Fransa’da L’Olympia Sahnesinde birlikte konser vermişlerdi; bir de o konserin şarkılarını La Fête à L’Olympia adlı albümde toplamışlardı.
Magazin basınında çıkan dedikodular da cabası…
Ben o sıcakta sokağa düştüm, kocaman şehirde, Eylat’ta Enrico avına çıktım.
O otel senin bu otel benim…
Sonunda tatsız haberle geri geldim: Enrico Fransa’ya dönmüş.
Ajda’nın yüzündeki hayal kırıklığını görmeliydiniz. Sonra bana dönüp gayet ciddi bir şekilde sordu:
“Bu Yahudi erkekleri eşlerine âşık olmadıklarında, o halde evliliği niye sürdürürler Reca’cığım?”
Enrico’nun yanında gezdirmediği Suzy adlı eşine nazire yapıyordu.
Evlilik, aşk, tutku üzerine Ajda felsefeye başladı; pek söyledi, çok güldü, beni de güldürmüştü. “Kız Neşesi” denilen bir keyif yaşamıştık; kıkırdayıp duruyorduk.
Enrico’ya ulaşsaydı ne olurdu diye, bana hiç sormayın!

Orada birkaç gün daha kaldık; otelden çıkıp bir ev kiralamıştık.
Gündüzleri plaj; güneş ve deniz, sonra akşamları giyinip, süslenip püslenip doğru restoranlara…
Evde kaldığımız zamanlarda sıra ile bulaşık yıkıyoruz.
“Ajda Pekkan bulaşık mı yıkar!” dediğinizi duyar gibiyim.
Yıkar efendim, yıkamaz olur mu hiç; hem de gayet şık bir şekilde! Bulaşık da yıkar, reçel de yapar. İşte size tam incir mevsiminde kış için güzel bir reçel tarifi; hem de Ajda usulü…
İNCİR REÇELİ
- 1/2 kg ham incir
- 1,5 litre kaynayan su
- 1 kase bol buzlu su
Şerbet için
- 1 kg şeker
- 1 litre ve 1 bardak su
- 1 limon
- 1 tarçın
- 5 adet karanfil
- 1 çay kaşığı tereyağı
Yapılışı
Soyulmuş incirleri kaynayan, fokurdayan suyun içine at, 4 dakika kaynat, kapağını kapa. kaynayan incirleri süz
ve buzlu suyun içine at. 5-10 dakika sonra teker teker elinle incirleri zarar vermeden sık.
Şerbeti için 1 kg şekeri tencereye dök, ardından 1 litre 1 bardak suyu ekle. 1 limonun suyunu sık. Çubuk tarçını ve karanfilleri ilave et. 10 dakika şerbeti kaynat.
Son olarak incirleri şerbetin içine ilave et. Ara sıra karıştır, 20 dakika sonra tereyağı ilave et, 10 dakika daha karıştır. Ateşin altını kontrol ederek toplam 30 dakika kaynat. İncir reçeliniz hazır, afiyet olsun




