Mutfakta Reca Var’ın takipçisi okurlarım, hatırlayacaklardır; geçen yazımda bir masalla süslemiştim Reca’nın Sofrasını… Bu kez insanlığın yüreğini ağzına getiren savaş tamtamları çalarken bir masal daha geldi dilime; işte:
Bir zamanlar, dünyanın her yerinde savaşların, açlığın ve kırgınlıkların hüküm sürdüğü bir çağ vardı. İnsanlar birbirinden korkar, liderler sürekli tartışır, sofralar fakirleşirdi. Ama uzak bir ülkede, dağların ardında minicik bir köy vardı: Tuzluköy. Bu köyde yaşayan yaşlı bir kadın vardı. Adı Ana Sofra’ydı.
Ana Sofra, dünyanın en güzel çorbasını yapardı. Ama onun çorbası bir sır taşıyordu: İçine sadece sebzeler değil, her bir milletten bir parça hatıra, çokça duygusu ve unutlmaz tatlarını katıyordu. Japon misosundan, Fas kimyonuna; Anadolu buğdayından, Meksika mısırına kadar her şey bu tencerede birlikte kaynardı.
Bir gün, Ana Sofra, dünya liderlerine bir mektup gönderdi; şöyle yazıyordu:
“Gelin. Bir sofrada buluşalım. Konuşmak yok. Tartışmak yok. Sadece birlikte pişireceğiz ve birlikte yiyeceğiz.”
İlginçtir, hepsi bu daveti kabul etti. ABD Başkanı, Çin Devlet Başkanı, Türkiye Cumhurbaşkanı, Fransa, Brezilya, Hindistan, Rusya, Güney Afrika, Avustralya… Kim varsa geldi. Her biri yanında kendi ülkesinden bir malzeme getirdi.
Kimi pirinç getirdi, kimi zeytin, kimi baharat, kimi su… Her lider kendi elleriyle doğradı, karıştırdı, ocağın başında bekledi. Ortak bir tencerede yemek pişirmek zorundaydılar ve tuz konusunda bile uzlaşmaları gerekiyordu. İlk başta zor oldu. “Çok tuzlu!” dedi biri. “Yok yok eksik!” dedi diğeri. Ama sonunda dengeyi buldular, tuzu kararında koydular.
Yemek piştiğinde ortalığa birden bir sessizlik çöktü.
Herkes ilk kaşığı tattığında gözleri doldu. Çünkü bu yemek sadece lezzetli değildi, bir şeyleri de hatırlatıyordu: Evini. Çocukluğunu. Kardeşlerini. Ve her şeyin ötesinde, birlikte olmanın huzurunu.
O günden sonra liderler birbirlerine “Sayın Başkan” ya da “Majesteleri” değil, sadece “kardeşim” demeye başladılar. Silahlar sustu, sınırlar anlamını yitirdi. Her ülkenin bir gün sırayla yemek yaptığı ve tüm dünyanın sofraya oturduğu bir gelenek başladı. Adına da “Bir Dünya, Bir Sofra Günü” denildi.
Ve Ana Sofra’nın çorba tenceresi, her yıl yeniden kurulmak üzere Birleşmiş Milletler’in ön bahçesine kondu.
Bu bir rüyaydı belki… Ama belki de bir dilekti…
Geçtiğimiz gece çok garip ama çok güzel bir rüya gördüm…
Belki bir düş, belki de yüreğimin derinliklerinden gelen bir dilekti.
Bir sofradaydım. Masanın ucunu göremeyecek kadar uzundu. Fakat şaşırtıcı olan, sofrada sadece farklı ülkelerin yemekleri değil, dünyanın tüm liderleri de vardı. Ama orada ne ünvanlar vardı, ne de kibir… Herkes sade, herkes çıplak duygularla, birbirine “kardeşim” diye sesleniyordu.
Bir tencere kaynıyordu sofranın tam ortasında. Her lider o tencereye kendi ülkesinden bir malzeme katıyordu. Ve her malzeme, içine bir anı, bir umut, bir acı ve bir sevgiyle atılıyordu.
Ben izliyordum… gözlerim dolu dolu…
İçimden bir ses diyordu:
“Bu sadece bir çorba değil, bu insanlığın kendisi…”
Sonra biri kaşık uzattı bana.
İlk lokmayı aldım. O kadar tanıdık, o kadar sevgi doluydu ki…
Yemek değildi bu. Barıştı. Umuttu. Sarılmaydı.
Uyandım.
Yastığımda bir damla gözyaşı vardı.
Ve hâlâ damağımda o yemeğin tadı…
Belki bir rüyaydı bu… Ama neden bir gün gerçek olmasın?
Ben hâlâ umut ediyorum.
Bir gün, tüm dünya liderlerinin kardeş olduğu bir sofrada birlikte yemek yiyeceğimiz günü…
Rüya Tenceresi Tarifi
(4 kıta, 1 dünya, sonsuz kardeşlik için)
Malzemeler:
- 1 avuç Japon misosu (sabır için)
- 1 kepçe Anadolu buğdayı (bereket için)
- 1 su bardağı Afrika bamya kurusu (direnç için)
- 1 Hindistan zencefili (şifa için)
- 1 dilim Fransız soğanı (anlayış için)
- 1 tatlı kaşığı Arap kimyonu (derinlik için)
- 1 çay kaşığı Latin Amerika kakao tozu (neşe için)
- 1 avuç Akdeniz zeytini (barış için)
- Su, tuz, biraz da kalpten gelen dua
Yapılışı:
- Büyük bir tencereye suyu koy.
- Miso ile başla; karıştırırken sessiz ol, sabırla.
- Ardından buğdayı ve sebzeleri sırayla ekle.
- Baharatları katarken gözlerini kapat. Her biri bir dilek gibi…
- Zeytinleri en son ekle. Çünkü barış hep en son gelir ama en kalıcı olan odur.
- Kısık ateşte, uzun uzun pişir. Başında bekle. Sohbet et. Kokularla hayal kur.
Servis önerisi:
Birbirini tanımayan 7 kişiyle aynı masada paylaş.
Ve her kaşıktan önce bir cümle kur:
“Sen benim kardeşimsin.”
“Aa, çok güzel kokuyor…”
İnan o tencereden çıkan buhar, barışın kokusu…
İçinde umut, içinde kardeşlik, içinde senin o güzel yüreğin var
Şimdi sofraya oturduk say.
Kaşığını uzatırken, yavaşça de ki:
“Bu sadece çorba değil… Bu, birlikte olmanın tadı.”



