Yakup Coşar imzasını Türkiye’nin entelektüel ve nitelikli okuru, akademik literatürü takip edenleri ilk kez 1997’de duydu.
1980 Cuntası ve sonrasında İsviçre’de yaşamını sürdüren Yakup Coşar Ayrıntı Yayınları tarafından basılan “Kamu Vicdanına Çağrı: Sivil İtaatsizlik” başlıklı 237 sayfalık kitap ortaya çıktığında pek çoğunu şaşırtan bir şey oldu.
Zira, zinhar itaatsizlikten bahsediyordu.
İtaatsizlik siyasal erkin ve egemenin hazzetmediği bir şeydir.
Okur, ürke çekine kitaba elini uzattı ama bu derleme eserin çevirmeni Yakup Coşar, yaptığı seçkiyi bir filozof ve siyasal gözlemci becerisiyle kurgulamıştı.
Sivil İtaatsizlik eseri, en başta Henry David Thoreau’dan başlayarak, adalet teorisi sahibi John Rawls’ın felsefesi, sonra totalitarizm çalışmaları söz konusu olunca ilk başvurulan isim Hannah Arendt, kamusal alan tartışmalarının vaz geçilmez imzası Jürgen Habermas, sonra Amerikan insan hakları savunucusu Dr. Martin Luther King Jr.’e ait derlemelerle devam ediyordu.
Vicdan, adalet, yasa ve toplumsal gerçeklik üzerinde bir salıncak inşa ediyordu bu kitaptaki yazılar ve yayınlandığı yıl, bugünden geriye 30 yıl evvel Türk entelektüalizmini sarsıcı bir eser oldu.
Üst üste altı kez basılan kitap demokrasi teorisine ait siyasal literatürün raflarında yerini sağlamlaştırdı. Sivil İtaatsizlik çevirileriyle eseri derleyen Yakup Coşar’ın kitaba yazdığı önsöz de hatırı sayılır bir girizgâhdır ve okuru demokrasi ~ insan hakları ~ adalet ve vicdan üzerine düşünmeye davet eden vaatkâr bir metindir.
Yakup Coşar’ın ortalıkta pek görünmeyen, sessiz sedasız bir çevirmen ve yazar olduğunu, bu kitabın ardından geçen uzun yıllar içinde sessizliğinden görmekteyiz.
Fakat yine de hakkını yememeli, belki biz ondan daha fazlasını beklediğimiz için böyle düşündük, lakin şunları çevirerek Türkçeye kazandırmıştır.
“Rus Devriminin Çöküş Nedenleri”, Emma Goldman’dan 80 sayfalık küçük ama önemli bir risale; DipNot Yayınlarından çıkma…
“Cinsel Şiddet”, Alberto Godenzi’nin, kadına şiddet ve cinayete kadar ulaşan toplumsal krizi anlattığı eser; yine Ayrıntı Yayınları’ndan ve Sultan Kurucan Coşar’la birlikte çevirdiği kitap.
“Aydınlanmış Anarşi – Siyaset Felsefesine Giriş”, Matthias Kaufmann’ın 2003 tarihli çevirisi; yine Ayrıntı Yayınları’dan raflara taşınmıştır.
“Dil Hakkı~Azınlık Dilleri ve Çok Dilli Yaşam”, Uta Loeckx’den bir çeviri; bir kez daha DipNot yayınlarından 2019 yılında okura ulaşır.
Beş çeviri ve ciddi anlamda akademik değerlendirmeye dair önsöz ve sunum yazılarıyla takdim ettiği, en başta kült eser Sivil İtaatsizlik olmak üzere 5 kitabın ardından, yakın zamanda bir çeviri ve katkı sağlayan sunum yazısıyla yeni bir eser geldi Yakup Coşar’dan; tek başına değildi, kolektif çalışmayı seven, benimseyen kişiliğiyle bir mütercim ortağı vardı: Ahmet Ersoy!

Yakup Coşar, Ahmet Ersoy
DipNot Yayınları
222 sayfa, Mayıs 2026
ISBN: 9786256742550
“Kendi Kendimizi Yönetmek ~ İsviçre Örneği ile Katılımcı Demokrasi ve Yerinden Yönetim”, yeni çeviri ve derleme kitabının başlığıdır; Coşar kitaba katkı boyutunda bir sunum yazısıyla eseri zenginleştirir.
Kitabı, Ankara matbuatı ve yayıncılığının önemli isimlerinden DipNot okura ulaştırdı; bu yılın ürünlerindendir.
Kendi kendimizi yönetmek ve katılımcı demokrasi gibi kavramlar, bizi bugünün gerçekliğinden alıp “Alice Harikalar Diyarında” dünyasına taşıyor olsa da belki gün gelir, lazım olur diye bu eser okunmalı.
İsviçre demokrasisinin örneklerinden bahseden yazılar, imzalarına pek tanıdık ve aşinâ olmadığımız yazarlara ait.
Kitabın, İtalyan siyaset bilimci Giovanni Sartori’nin “Demokrasi Teorisine Geri Dönüş” başlıklı raflardan ve siyasal bilim eğitiminde kürsülerden eksik edilmeyen eserin âdeta tamamlayıcı, boşluklarını dolduran bir çalışma gibi görülmesi de mümkün…
Doğrudan demokrasinin tarihteki bilinen, kayıtlara geçmiş ilk örneği Atina Demokrasisi tarihçesinden bu yana, “Biz yurttaşız ~ [ve galiba] eşitiz ~ [ayrıca herhalde] özgürüz” diyen insanlığın peşinde olduğu bir büyük hülyanın kitabını, İsviçre’de yıllarını geçirerek oradaki, bize buradan tuhaf ve biraz da anlaşılmaz gelen demokrasi tecrübesinin ışığı altında bu kitabın çevirisini yapan Yakup Coşar’ın çalışması raflarda kalmasın.
Sakla samanı gelir zamanı, denilen halk sözüne dönüşecek lafımız; ama biraz da öyle galiba…



