Benim parmaklar biraz büyük. Klavyede dolaşırken bazen piyanist gibi zarif değil, fil gibi sakarım. O yüzden çoğu zaman harfler benim elimden kaçıyor, kelimeler de kendi yollarına gidiyor. İşte o anda ortaya çıkan şey, “klavye kazası” dediğimiz mucizevi felaket.
Bazı kazalar vardır ki ne fren izi bırakır ne de sigorta şirketini aratır. Sessiz, sinsi, bazen kahkahalarla dolu, bazen yüz kızartıcı…
Parmaklarımızın aceleyle tuşlar üzerinde dans ederken yaşadığı o küçük ama etkili çarpışmalar. Bir anlık dalgınlık, bir harfin kaybolması ya da yanlış tuşa basılması ile cümleler bambaşka bir yola savruluyor.
Düşünsenize, bir gün “ihtiyaç hissedersem” yazmak isterken “ihtiyaç hissdersem” yazmıştım. Sanki kelime diyete girmiş, bir harf düşmüş ama anlam hâlâ orada, sadece biraz sendeleyerek. Cümlenin karizması bir anda yerle bir; kelime adeta “Evet, bir harfim eksik, ama hâlâ ben buyum!” der gibi duruyor.
Q klavyenin laneti malum: “m” ile “n” yan yana, “b” ile “v” omuz omuza. Aceleyle yazarken “emek” bir anda “enek” oluveriyor. Ya da “tüm” yazayım derken “tün” çıkıveriyor karşınıza. Cümle hâlâ anlamlı, ama artık bambaşka bir hikâye anlatıyor. Mesela, “sevmek” yazmak isterken “semvek” yazarsanız, sanki kelime bir anda aksan değiştirmiş, Anadolu’dan başka diyarlara göç etmiş gibi olmaz mı? Bir diğer örnek: “Baklava alacağım” yerine “Vaklava alacağım” yazarsanız, tatlı bir niyet suç aletine dönüşebilir!
En çok “hissetmek” – “hisetmek” gibi durumlarda beliriyor bu kaza. O “s” harfi düşüverince kelimenin o tok, sağlam tınısı uçup gidiyor. Geriye hafif, sanki spor salonuna yazılmış bir kelime kalıyor. Ya da “kahve” yerine “kave” yazarsınız; içecek bir anda havalı bir İskandinav ismine dönüşür. Bir keresinde bir tanıdığım “naber” yazmak isterken “nabr” yazmış. Cümle, sanki bir harf oruç tutmuş gibi yavan kalmış. Bu kayıplar, dilin kilo verme çabası gibi: hafifliyor, ama ruhu biraz eksik.
Bazen suç bizde değil, o kendini fazla akıllı sanan telefonda. “Görüşürüz” yazıyorsunuz, telefon inatla “Görüşsüz” yapıyor. Ya da “Bugün çalışmıyorum” yerine “Bugün çalışıyorum” yazdırıp sosyal planlarınızı bir çırpıda çöpe atıyor. Biri demiş ki, “Annenle konuşacağım” yazmak isterken telefon “Annenle koşacağım” yazmış. Annesi maraton koşucusu değil, ama telefonun bu ısrarı bir an için aileyi spor salonuna yazdırmış gibi hissettirdi. Bu noktada, akıllı telefonların aslında ukala birer editör olduğuna dair komplo teorileri kurmamak elde değil.
Noktalama işaretleri ise cümlenin ruh halini belirleyen gizli yöneticiler. “Neden geldin?” ile “Neden geldin.” arasındaki fark, bir dost sohbetiyle bir dedektif sorgusu arasındaki mesafe kadar büyük. İlki merak kokar, ikincisi pasif-agresif bir hava taşır. Bir arkadaşım “Tamam, gelirim” yazmak yerine “Tamam gelirim” yazmış. O tek virgülün eksikliği, cümleyi sanki bir robotun ağzından çıkmış gibi hissettirdi. Ya da “Hadi, çıkalım!” yerine “Hadi çıkalım” yazarsanız, coşku yerini bir anda düz bir emre bırakır. Noktalama, bazen kelimelerden daha çok konuşuyor.
Büyük harfler de klavyenin ses kontrol düğmesi gibi. “Beni ara” ile “BENİ ARA” arasında dağlar kadar fark var. İlki nazik bir rica, ikincisi adeta bir acil durum sinyali. Bir keresinde bir iş arkadaşım “Hemen dosyayı gönder” yerine “HEMEN DOSYAYI GÖNDER” yazmış. Ofiste herkes bir an için panikle toparlanıp “Ne oluyor?” diye bakınmıştı. Büyük harfler, yanlışlıkla basıldığında niyetiniz ne olursa olsun sizi bir anda tartışmanın ortasında bırakabiliyor.
Klavye kazaları sadece dilin değil, bizim de ne kadar kırılgan olduğumuzu gösteriyor. Her an hata yapabilir, bu hatalarla gülebilir ya da hafif bir utançla klavyeyi suçlayabiliriz.
Belki de bu küçük kaymalar, mükemmeliyet takıntımızdan vazgeçip dilin oyunbaz, biraz da sakar tarafını sevmemizi sağlıyor. Çünkü bazen yanlış basılan bir tuş, doğru bir tebessüm getirebilir. Ya da en azından, bir dahaki sefere “v” yerine “b” yazmadan önce iki kere düşünmemizi sağlar.
Peki tüm bunların sonunda ne kalıyor? Aslında belki de klavye kazaları bize şunu hatırlatıyor: İletişim kusursuzlukla değil, samimiyetle ayakta duruyor. Eksilen harfler, kayan noktalamalar, şaşıran büyük harfler… Hepsi, yazının insan kokusunu taşıyan küçük tökezleme leri. Belki de bu yüzden, o hatalar bizi sinirlendirmek yerine gülümsetiyor. Çünkü en sonunda, yazının arkasında hâlâ biz varız.,
Düşünsenize, bir keresinde “Toplantı saat 3’te” yazmak yerine “Toplantı saat 3’teee” yazmıştım. Sanki toplantı bir anda bir parti havasına büründü, herkesin elinde konfetiyle gelmesini bekler gibi!
Klavye kazaları işte böyle, bir harf kayar ve sen bir anda ofis toplantısını düğüne çevirirsin. Ama belki de bu kazalar, klavyenin bize küçük bir şakasıdır: “Hadi,” der, “biraz eğlen, çünkü yazarken hata yapmak da insan olmanın komik bir parçası!”



