Türkiye Tarihinin en önemli olaylarından bir olan Çanakkale Muharebelerinin üzerinden yüz yıldan fazla zaman geçti. Başkent İstanbul’un neredeyse burnunun dibinde cereyan eden ve Osmanlı Devleti’nin zaferiyle sonuçlanan Çanakkale Muharebelerinin siyasi ve askeri yönleriyle ilgili çok sayıda çalışmalar yapıldı.
Bu yazıda genelde ikinci planda kalan bir konuyu, askerlerin siperlerdeki günlük yaşamlarını ele alacağız. Siperlerin durumu, askerlere yiyecek ve cephanelerin ulaştırılması, cephe gerisiyle iletişimi konu alan çalışmalardan hareketle bir çerçeve sunmaya çalışacağız. Özellikle askerlerin yiyecek ekmek bulamadıklarına dair yanlış algının giderilmesi için bu alanda arşiv belgelerine dayanan çalışmaları daha görünür kılmayı amaçladığımızı belirtelim.
Çanakkale Muharebeleri
Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya ve Avusturya’nın yanında yer aldı. Karşıda ise İngiltere, Fransa ve Rusya’nın oluşturduğu İtilaf Devletleri bloku vardı. Çanakkale Muharebeleri, neredeyse tüm dünyanın etkilendiği genel bir savaş olan Birinci Dünya Savaşı’nın başlarında meydana geldi. Çanakkale Cephesinin yanı sıra Kafkasya Cephesi, Irak Cephesi, Mısır’da Kanal Cephesi ve daha sonra Suriye ve Filistin Cepheleri de açılmıştı.. Yani Osmanlı Devleti doğuda, batıda, kuzeyde ve güneyde olmak üzere dört bir yanda savaşıyordu.
Çanakkale Cephesini öne çıkaran faktörlerden birisi İmparatorluğun başkenti İstanbul’a giden en kestirme yol olmasıydı. Çanakkale’nin geçilmesi halinde başkentin düşmesi yüksek bir ihtimaldi. Böyle bir durumda İtilaf Devletleri Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmak için büyük bir adım atmış olacaktı. Ayrıca Almanya ve Avusturya-Macaristan ile savaştığı cephelerde ciddi kayıplar veren ve cephane sıkıntısı çeken Rusya’ya yardım ulaştırılması gerekiyordu. İngiliz ve Fransız orduları önce deniz yoluyla sonra da kara yoluyla Çanakkale Boğazını aşmaya çalıştı. Bu yüzden buranın savunulması, yani -dillere pelesenk olmuş ifadesiyle- Çanakkale’nin geçilmemesi gerekliydi.
Çanakkale Muharebelerinin iki ayağı var. Bunlardan biri Deniz Muharebeleridir. 19 Şubat 1915’te İngiliz ve Fransız gemilerinden oluşan bir filo, Boğazdaki tabyalara bombalamış ancak hedefine ulaşamamıştı. Birkaç başarısız harekettan sonra en son 18 Mart günü yeniden harekete geçildi. Ancak Çanakkale Boğazına yerleştirilen mayınlar ve son olarak Nusret mayın gemisinin buradaki faaliyetleri İtilaf donanmasına engel olmuştu. Nitekim üç tane zırhlı gemi batırıldı. Üç tanesi de hasarlı olarak geri çekilmek zorunda bırakıldı. 18 Mart günündeki bu zafer, İtilaf Devletlerinin geçişini engelledi. Bugün Çanakkale Şehitleri Anma Günü olarak hatırladığımız bu tarih aslında sadece Deniz Muharebelerini bitirmişti. Ufukta bir kara harekatı belirmekteydi.
İtilaf Devletleri Boğazdan geçmek için mayınların temizlemek gerektiğini biliyordu. Ancak topçuları susturmadan bunu yapmak olanaksızdı. Bu yüzden karaya çıkarma yapmaya karar verdiler.
18 Mart Deniz Muharebelerinden başarısız çıkan Müttefik Kuvvetleri 25 Nisan’da sabah 05:00 sularında çıkarma yaptı. Böylece İtilaf Devletlerinin son askerinin çekileceği 9 Ocak 1916 tarihine kadar sürecek kara savaşları başlamış oldu. Mustafa Kemal’in Anafartalar Kahramanı olarak öne çıktığı bu muharebelerde askerler yaklaşık dokuz ay boyunca siperlerde yaşadılar. Bu yazıda siperlerde gündelik yaşamın nasıl olduğuna odaklanacağız.
Hava Şartlarının Yarattığı Zorluklar
Yaklaşık dokuz ay boyunca siperde yaşamanın zorluklarından bahsederken mevsimlerle başlamak yerinde olacaktır. Oldukça engebeli bir arazi olan cephede sert rüzgarların yağmurla ve karla birleştiğinde askerlere müthiş bir soğukla mücadele etmek kalıyordu. Çok sayıda donma vakası yaşanmıştı. Suvla’da 12.000’den fazla, Anzak’ta yaklaşık 3000, Hellas’ta 1000’e yakın donma ve soğuktan hastalanma vakası görülmüştü. Fırtına ve tipi nedeniyle 280 asker hayatını kaybetmişti. Yaz aylarının ise kendine has zorlukları vardı. Özellikle Temmuz ve Ağustos aylarının yakıcı sıcağı altında siperler bunaltıcı hale gelmişti. Askerler yemek yerken sineklerin üşüşmesinden şikayet etmekteydi.
İlkbahar ve sonbahar aylarında aşırı yağışlar siperler suyla doluyor, bir sel gibi yıkıcı hale geliyordu. Böyle durumlarda siperler balçık halinde çamura dönüşüyordu. Askerlerin üstü başı çamura bulanıyor, bu zor koşullar altında hayatta kalmaya çalışıyorlardı.
Askerlerin Yaşam Alanı Siperler
Askerler bir labirenti andıran yüzlerce kilometrelik siperler kazmış, burayı bir yaşam alanına çevirmişlerdi. Siperler bazı yerlerde üç metreye yaklaşan derinlikte ve genişlikte yapılmıştı. Toprak duvarların çökmesini önlemek için kum torbaları ve kazıklarla desteklenmişti. Siperleri birbirlerine ve cephe gerisine bağlayacak gizli geçitler vardı.
Siperler bir şehri andırıyordu. Her sipere bir isim verilmiş, sokak başlarına yolların ve kıtaların yerini gösteren tabelalar konulmuştu. Bir siper kaybedilince askerler diğerine geçiyordu. Bu yüzden arka arkaya kazılmış birkaç tane siper vardı. Askerler zamanla, patlayan bombalara, atılan kurşunlara, savaşın zorlu koşullarına alışıyorlardı. Düşman siperleri bazı yerlerde sekiz metreye kadar yakındı, kimi yerlerde ise en fazla yüz metre mesafedeydi. Askerler birbirleriyle konuşabiliyor, zaman zaman birbirlerine bir şeyler veriyorlardı. Siperlerin birbirine yakın olduğu bu yerlere havadan saldırı yapılmıyordu, zira kendi siperlerini vurma ihtimalleri vardı. Gemilerden kaldırılan balonlar ve uçaklar, özellikle cephane ve yiyecek taşıyan ikmal kollarına saldırılar düzenleyebiliyordu. Buna rağmen ikmal yolları kesilemedi.
Ordunun İâşesi
Savaş sırasında ordunun iaşesi esas itibariyle Marmara Denizi’nden yapılıyordu. İkmalin zaman zaman tehlikeye girdiği durumlarda sıkıntılar başgösterebiliyordu. Böyle durumlarda askere verilen yemek miktarını azaltma yoluna gidilerek olası sıkıntıların önüne geçilmeye çalışılmıştır. Açlık tehlikesinin önüne geçmek için en az iki veya üç hafta yetecek kadar yiyecek depolanmıştır. Bunun yanında Tabur mutfakları, donanma gemilerinin top atışlarına hedef olmaması için cephe hattının gerisine kurulmuştu. Yemekler pişirildikten sonra merkeplerin sırtında siperlere taşınmıştır. En büyük sıkıntı yemeklerin askerlere ulaşana kadar soğuması idi. Ancak ordunun iaşe düzeni sayesinde asker cephede aç kalmamıştır.
Çanakkale Cephesini değerlendirirken şu noktayı göz önünde bulundurmak gerekiyor: Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşına girdikten sonra başkent İstanbul’un yanıbaşındaki Çanakkale Cephesine yiyecek ulaştıramamasını beklemek akıl kârı değildir. Neredeyse bir yıl süren Çanakkale Muharebelerinde askerlerin açlık içinde savaşmasının imkânı yoktur. Nitekim bu konuda yapılan araştırmalar cepheye gerekli yiyeceklerin sağlandığını açıkça göstermektedir. Ekim sonlarında 5. Ordu Menzil’in iâşe hizmetleri 20.500 insan, 95.100 hayvan tarafından yerine getirilmekteydi. Buna dair aşağıda Lokman Erdemir’in Sebep ve Sonuçlarıyla Çanakkale Savaşları (Sosyal Tarih Açısından) doktora tezinden çeşitli veriler paylaşacağız:
4 Haziran 1915: Burgaz’daki ambarda 18 ton un, 52.249 kilo bakla, 2 ton nohut, 20 ton tuz, 2 ton üzüm, 2 ton şeker, 24 ton sardalye, 511 ton arpa, 1 ton küspe, 245 kuzu, 679 oğlak ve 49 sığırın gerekirse Akbaş, Kala-i Sultânîye ve Gelibolu menzil ambarlarına gönderilmeye hazır olduğu belirtilmektedir. Aynı tarihli başka bir belgede ise 5. Ordu Menzil Müfettişliği’ne bağlı Uzunköprü – Keşan – Gelibolu hattındaki erzak kolu mevcudunun olduğu ve her geçen gün de artmaya devam ettiği anlaşılmaktadır.
3 Temmuz 1915: Levâzım Dairesi’ne gönderilen bir yazıda, ordunun günlük iâşe miktarının 28 Hazirandaki seviyeye düştüğü belirtilerek bu hususta gerekli önlemlerin alınması istenmiştir. Yazıda günlük 70-80 ton unun yeterli olmayacağı iâşe durumunun düzeltilebilmesi için daha fazla iâşe gönderilmesi gereği üzerinde durulmuştur.
26 Temmuz 1915: Akbaş Limanı’na toplam 1.259.749 kg. unun geldiği, Kuzey ve Güney gruplarının günlük un ihtiyacının 90.000 kg. olduğu göz önüne alındığında, bunun çok az olduğu, bu nedenle bazı gruplara ihtiyaten ekmek verilmediği beyan edilmektedir.
28 Temmuz 1915: Mevcut malzemelerin iki haftalık iâşe ihtiyacını karşılayabileceği ifade edilmektedir.
28 Eylül 1915: 50.592 kilo buğday Bandırma’dan Karabiga’ya gönderilmiştir.
30 Eylül 1915: Sirkeci Vapuru ile 67.670 kile un, 5.885 kile bakliyat ile birlikte diğer ihtiyaçlar ve vapurun çektiği çektiriler ile 9.880 kile buğday, Burgaz’a sevk edilmiştir.
22/23 Eylül 1915: 64 Numaralı Vapur ile cepheye sevki yapılan erzak miktarı şöyledir: 62.464 kilo soğan, 1.794 kilo patlıcan, 1.040 kilo sardalya yağı; 44 numaralı vapur ile 35.916 kilo zeytin, 1.414 kilo zeytin yağı, 38.761 kilo un ve bu vapurun çektiği 13 ve 9 numaralı mavna ile 55.044 kilo maden kömürü taşınmıştır. 46 Numaralı Vapur ile 45.590 kilo peynir 1.126 kilo patlıcan, 1.260 kilo tütün, bu vapurun çektiği 536 numaralı mavna ile 34.570 kilo buğday Burgaz İskelesi’ne sevk edilmiştir. Yine Eylül ayında 40 Numaralı Vapur ile 982 çuvalda 71.700 kilo buğday Burgaz’a ulaştırılmıştır.
11 Ekim 1915: 5. Menzil’in ambarlarında bulunan erzak miktarı ise bir günlük için 3.455.241 kişi ile 579.726 hayvanı besleyecek miktarda idi. Bu, cephe mevcudunun tahmini 200.000 olduğu varsayılırsa yaklaşık 15-20 günlük iâşe miktarına denk gelmektedir.
Askerlerin Diğer İhtiyaçları
Çanakkale subaylarından Münim Mustafa’nın hatıratında İstanbul’dan sipariş verdikleri bisküviler, çikolatalar, şekerlemelerin gelişiyle çocuklar gibi sevince kapıldıklarını yazar.
Askerlerin mektuplarını taşımak için bazı insanlar gönüllü olarak postacılık yapmıştır. 5. Ordu Müfettişliği, Çanakkale Kara Muharebelerinin başlamasından on gün sonra Erkanı Harbiye Reisi Başkomutanlık Vekaletine yazdığı yazıda civardaki köy ve kasabaların tahliye edilmesi nedeniyle askerlerin aileleriyle mektuplaşmalarının sağlanması için kağıt ve zarf gibi kırtasiye malzemelerinin tedarikinin sağlanmasını istemiştir.
5. Ordu Müfettişliği, çay ve şeker ihtiyacı artınca Sahra Sıhhiye Müfettişliğinden çay ve şeker gönderilmesi istenmiştir. Kızılay (Hilali Ahmer Cemiyeti), siperlerdeki askerlere semaverler göndermiştir. Askerin sigara ihtiyacını da büyük ölçüde karşılamıştır. Müdafaai Milliye Cemiyeti, kara muharebeleri başlamadan önce cepheye 25 bin paket sigara göndermiştir. Cemiyet, gazetelere ilan vererek yardımseverlerin askerlerin hesabına destek olmaları için bir kampanya başlatmıştır.
Hilali Ahmer Cemiyeti, cepheye giden askerlere veya cepheden getirilen yaralılara dinlenmesi misafirhaneler açmıştı. Sirkeci Çayhanesi ve Haydarpaşa Çayhanesi, askerlere çay, süt, ayran, sigara dağıtmıştır. Cephe kapanana kadar bu hizmetlerine devam etmişlerdir. Sirkeci Çayhanesi, 4 Mayıs 1915 – 13 Mayıs 1916 168 bin kişiye bu hizmeti sundu.
Yurtdışından getirilen çay ve şeker gibi malların yüzde 5-25’ine asker için el konulmakta, temizlik ihtiyaçları da yağhane ve sabun imalathanelerinden sağlanmaktaydı. Savaş boyunca Tekirdağ, Gelibolu ve Karabiga’da bulunan un fabrikaları devamlı çalışmış, ordunun un ihtiyacını karşılamıştır.
KAYNAKÇA
Ahmet Yavuz, “Çanakkale Kara Muharebeleri”, Veryansın Tv, Ahmet Yavuz yazdı: Çanakkale Kara Muharebeleri, erişim tarihi 18.03.2026.
Lokman Erdemir, “Sebep ve Sonuçlarıyla Çanakkale Savaşları (Sosyal Tarih Açısından)”, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İslam Tarihi Anabilim Dalı (Basılmamış Doktora Tezi), İstanbul 2008.
Nevin Yazıcı, “Çanakkale Savaşı’nda Siper Hayatı ve Cephede Sosyal Faaliyetler”, Erdem, Sayı: 59, 2011, s.199-228.
Stanford J. Shaw, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu: Savaşa Giriş, çev. Beyza Sümer Aydaş, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2014.
Yaşar Baytal, “Çanakkale Cephesinde Günlük Hayat”, Journal of History Studies, Volume 8, İssue 4, December 2016, pp. 1-18.


