Bu makale F. Schrader’ın günlüğüne açıkça kodladığı Ermeni sorunsalına yapılan göndermelere odaklanıp, onun aktif bir tanık olarak Ermenilere yönelik kıyıma nasıl yaklaştığına dikkat çekmeye çalışacaktır. Bunu yaparken de aşağıda alıntılanan sayfalar-günlüğün kurgusuna da uygun bir şekilde, kronolojik sıralamayla incelenecektir.
İlk Alıntı: Sayfa 4
Giriş, Kasım 1918
“Ateşkes imzalanmıştı. Ateşkes antlaşmasının 19. Maddesine göre, Alman ve Avusturya-Macaristan tebaasından olan kişiler bir ay içinde sınır dışı edilecekti. Kasım ayı boyunca dayanabilen çevre ve kurumlar bu maddenin hafifletilmesi, hatta kaldırılması için mücadele etti. Siyasi yönetimini Dr. W. Feldmanns’ın üstlendiği, Pera‘nın Alman gazetesi “Osmanlı Lloyd’u” artan zorluklara rağmen cesaretle yayınına devam etti. Böyle günlerde İstanbul‘daki Alman vatandaşlarının kendisinden beklediği gibi onlara gerekli danışma ve desteği sundu. Ancak durum zamanla daha da kötüleşti. İtilaf Devletleri’nin Küçük Asya‘daki Ermeni nüfusunun hemen hemen imha edildiğine, bunun da görmezden gelindiğine dair inancı gittikçe daha çok belirginleşiyor ve gecikmiş de olsa buna karşı birtakım yaptırımlar uygulanması gerektiği söyleniyordu. 12 Kasım‘da hafif puslu bir sonbahar sabahı görkemli donanmalarıyla İstanbul limanlarına demir atan Admiraller Almanlara karşı amansızdılar. Onların (kastedilen Almanlar) bu türde bir misillemeyi hissetmeleri gerekiyordu.1
♦♦♦
İlk alıntının metin-işlevsel değerlendirmesi
| Enformasyon: Bu alıntıda son derece önemli tarihsel bir olayın (Ateşkes Antlaşması’nın ilanı) ve onun yarattığı kısmi sonuçların bilgisi verilmekte.
İç perspektife dayalı gözlem ve enformasyon: Ateşkes Antlaşması’nın 19. Maddesi ve yarattığı etki tamamen durumun muhatabı olan bir gazetecinin gözlemiyle aktarılıyor. Yorum/Kaygı, Karşıtın görüşüyle ilgili duyumlar: “Ancak durum zamanla daha da kötüleşti.“ ifadesiyle birlikte metnin bilgisel işlevi, yerini Schrader’ın yorumuna bırakıyor. Bu cümlenin ardından İtilaf devletlerine bağlı askeri kurumların Ermenilere yönelik katliamla ilgili “inancı“ ve buna bağlı birtakım girişimlerde bulunacağı ile ilgili duyumlara yer veriliyor. Karşıtın durumuyla ilgili duygusal çıkarımlar: “…görkemli donanmalarıyla İstanbul limanlarına demir atan Admiraller Almanlar’a karşı amansızdılar.“ cümlesinde altı çizili olan ifadelerden Almanların zor durumda, İtilaf devletlerine bağlı askeri güçlerinse hakim bir pozisyonda olduğu anlaşılıyor. Mağdur durumu: “…Onların (kastedilen Almanlar) bu türde bir misillemeyi hissetmeleri gerekiyordu.“ Bu cümlede “misilleme“ olarak Türkçeye çevrilen kelime Almanca metinde “Vergeltung“ olarak kodlanmış. Aynı kelime öç alma/intikam olarak da Türkçede karşılık buluyor. F. Schrader burada İtilaf devletlerinin Ermenilere yönelik katliam ile ilgili birtakım girişimlerde bulunmasını “Almanlardan öç alma“ olarak metin yüzeyine kodlamış da denilebilir. Sonuç: Alıntıda yer alan bilgilere göre;
|
İkinci alıntı: Sayfa 7-8
“İstanbul Limanı‘nda”, 30 Kasım (1918)
“Alman Zanaatkarlar Derneği’nin binası olan “Alemania”da, yönetim kurulu üyeleri danışma masasının etrafında kaygıyla oturuyorlardı. Masanın üzerinde üyelerin İngiliz askeri yetkililerinden oturum izni alabilmek için hazırladıkları yığınla İngilizce dilekçe formu vardı. Her dilekçede, söz konusu kişinin savaş sırasında İtilafçılara karşı hiçbir eylemde bulunmadığını ispatlayabilmek için İtilaf çevrelerinden iki kişinin adını vermesi gerekiyordu. Daha birkaç hafta önce, Almanların herhangi bir başarısı duyurulduğunda Hurrah! diye bağıranlar, şimdi eski düşmanlarından merhamet dileniyorlardı. Geçmişte, sadece çok azı Anadolu’daki Türk vahşetini kınayacak bir kelime söylerken, şimdi hepsi gazetemizden Ermenilerin acılarına karşı gösterdikleri hassasiyeti vurgulamasını talep ediyorlar. İnsan doğası kendini bu kadar küçültebilir mi? Kaybedenlerin bu oyunları karşısında midem bulanıyor.2
♦♦♦
İkinci alıntının metin-işlevsel değerlendirmesi
-
Enformasyon: Gözleme dayalı metin işlevinde verilen bilgi, mağlup taraftaki Alman vatandaşlarının İstanbul‘da kalmak için galip olan İtilaf devletleri yetkililerine resmî başvurularını içermekte. Bu resmî başvurularını da yine İstanbul‘daki Alman vatandaşları için bir danışma kurumu işlevi üstlenen Alemania‘dan (Zanaatkarlar Derneği) yardım alarak yapmaktalar.
Nesnel Gözlem: Yukardaki anlatımda ilk cümleler edebi bir metinden alınmış sahne tasviri gibi verilen bilgiyi görselleştiriyor. Ancak bunun bir günlük olduğu düşünülürse, F. Schrader‘ın kendisinin de içinde olduğu “sahneye” mesafe alarak, durumu değerlendirmeye çalıştığı anlaşılıyor.
Eleştirel ve Duygusal İfadeler: Ancak “Daha birkaç hafta önce, Almanların herhangi bir başarısı duyurulduğunda Hurrah! diye bağıranlar, şimdi eski düşmanlarından merhamet dileniyorlardı.” cümlesi ile birlikte mesafeli gözlem ve anlatım aniden değişip duygusal bir tepkiye dönüşüyor. Yine, “İnsan doğası kendini bu kadar küçültebilir mi? Kaybedenlerin bu oyunları karşısında midem bulanıyor.” ifadesinden metinde hayal kırıklığının ve onun yarattığı sonucun açıkça kodlandığını görüyoruz.
Anlatıcının Perspektifi: F. Schrader anlatımında eleştirdiği insanların kurucusu ve yöneticisi olduğu gazeteden de beklentiler içinde olduğunu vurgularken, onların Ermenilere yönelik katliamlar sırasında ilgisiz ve sessiz kaldıkları halde, dengelerin değişmesiyle birlikte, çıkarcı davranarak hak etmedikleri yardımı talep ettiklerini belirtiyor.
Sonuç:
“Geçmişte, sadece çok azı Anadolu’daki Türk vahşetini kınayacak bir kelime söylerken, şimdi hepsi gazetemizden Ermenilerin acılarına karşı gösterdikleri hassasiyeti vurgulamasını talep ediyorlar.
- Buradaki alıntıda, metin derin yapısına bağlı olarak; F. Schrader‘ın yoğun emek verdiği Osmanischer Lloyd gazetesinin Ermenilere yönelik katliama karşı tavır aldığı, bu gazetenin tanındığı, ve hatta karşıtları (İtilaf devletleri) tarafından kabul gördüğü anlaşılabilir.
- Cümlede altı çizili iki ifade F. Schrader‘ın katliama karşı tavır aldığını ve bunu bir vahşet olarak adlandırdığını ortaya koyuyor.
Üçüncü Alıntı: Sayfa 9-10
İstanbul Limanı‘nda 30 Kasım (1918), akşam
“Yola çıkacak grup kısa sürede toplandı: Birkaç genç, konsolosluk bürosundan memurlar, Türk hükümetine hizmet etmiş yüksek eğitimli bir jeolog, Adana‘dan bir eczacı ve aynı bölgenin Konsolosu3. Dışişlerimizde Alman İmparatorluğu‘nu uzun yıllar onurla temsil etmiş ve Türkleri en iyi tanıyanlardan biri olarak kabul edilen bu konsolos gibi başka temsilcilerimiz de olsaydı, Doğu’ya yönelik politikamız kesinlikle Berlin’in saptığı yanlış yola girmezdi.4
♦♦♦
Üçüncü alıntının metin-işlevsel değerlendirmesi
-
Enformasyon: (Önbilgi: Ateşkes Antlaşması‘nın 19. Maddesi gereğince, Alman vatandaşları yurtdışı kararına tabi tutulur ve gemilerle Ukrayna‘ya gönderilerek, oradan kendi ülkelerine geçişleri sağlanır.) Metinde 30 Kasım 1918 akşamında aralarında F. Schrader‘ın da olduğu bir grubun İstanbul Limanı‘nda bekletilen gemiye bindirildiklerinin bilgisi verilir. Övgü/Yorum: Gemiye bindirilen resmî görevlilerden biri de Adana‘daki Alman konsolosudur. F. Schrader onun yaptığı işteki yetkinliğine övgü yaparken, Alman hükümetinin savaşta izlediği doğu politikasını açıkça eleştirir.
Sonuç:
“Doğu’ya yönelik politikamız kesinlikle Berlin’in saptığı yanlış yola girmezdi.”
- Bu cümlede “Doğu‘ya yönelik politikamız” ifadesinde kastedilenin Ermenilere yönelik katliam olup olmadığına dair bir açıklık söz konusu değil. Ama günlüğün tamamı ve savaşla ilgili art alan bilgisi göz önüne alındığında, Ermenilere yönelik katliamdan bahsedildiği ile ilgili bir yorum yapılabilir.
- Eğer Alman Devleti‘nin Doğu Politikası‘nda kastedilen Ermenilere yönelik katliamsa, bu konuda F. Schrader kendi tarafının (İttifak Devletleri) karşısında bir görüşe sahiptir.
1 Schrader, Friedrich; Eine Flüchtlingsreise durch die Ukraine; Tübingen; 1919; S. 4; (çev. Songül Kaya)
2 Schrader, Friedrich; Eine Flüchtlingsreise durch Ukraine; Tübingen, 1919; S. 7-8; (çev. Songül Kaya)
3 Generalkonsulat der Bundesrepublik Deutschland; Zur Geschichte des Generalkonsulats Izmir; S. 4 Microsoft Word – geschichte-izmir.doc
4 Schrader, Friedrich; Eine Flüchtlingsreise durch die Ukraine; Tübingen, 1919; S. 9-10 (çev. Songül Kaya)


