Rus edebiyatının bence en büyük yazarı ne Tolstoy ne de Dostoyevski’dir; elbette onlarsız hiç olmaz.
Bana sorarsanız Nikolay Gogol dünya edebiyatına Rus edebiyatından, bu karlı buzlu steplerin bir çam ormanı yangınında fişek gibi fırlamış kozalağıdır; kor alev doludur.
Onun başta Palto, Bir delinin hatıra defteri, Müfettiş, Burun gibi sayısı yirmiye yaklaşan eserlerinin arasında Ölü Canlar başlı başına bir yer tutar.
Cervantes’in Don Kişot’unun tam aksi istikametindeki bir ahlak çöküntüsünde Ölü Canlar’daki karakter Çiçikov “tersine Don Kişot”tur.
Dikkatle romanı okur ve kitaptan uyarlanmış tiyatro eserlerini izlerseniz fark edeceksiniz ki, aslında Don Kişot’la Sanço Panza’nın bir karışımıdır Çiçikov; deyin ki anti-kahraman.
Bu anti-kahramanı İstanbul sahneleri 2025-26 tiyatro sezonunda ağırladı.
Tam adıyla Pavel İvanoviç Çiçikov, İstanbul’a farklı bir dramaturji ile geldi: “Ölü Canlar Kabaresi” yazılı bir ışıklı tabelanın altında kabare tiyatrosu tekniğiyle oynandı.

1809’da dünyaya gelen ve aslen Ukraynalı bir Rus yazardan söz ediyoruz. Bu vesile söylemeli ki, bugünün reel-politik şartları altında Gogol hangi tarafa aittir; bilinmez…
Puşkin’in etkisi ve hatta koruması altındaydı; çıraklık yıllarını büyük Rus şairin çevresinde geçirdi, ilk eserlerini orada verdi. Ölü Canlar romanının konusunu bile Puşkin’in ona verdiği söylenir, iyi de etmiştir, zira mizah diline sahip olmayan bir yazarın altından kalkabileceği bir eser değildir.
Çiçikov 1842’de üç cilt olarak tasarladığı romanının ilk cildini tamamladığında Çarlık Rusya’sında aristokrasi ve feodalitenin çöküşüne tanıklık etmekteydi. Ne var ki bu eserinde sınıfsal çözülmenin hikâyesinden çok, aslında, insan ruhunun pazarlıkçı, fırsatçı, sahtekârlığa açık kötücül yanını ortaya koymak amacındaydı. Çiçikov Rus bankalarından kredi çekebilmek için feodal beylerin topraklarında Mujik adıyla bildiğimiz yarı köle olarak çalışan serflerden ölü olup nüfus kayıtlarından düşürülmemiş isimleri toparlamaya kalkışır. Bu isimleri terhin ederek, rehin karşılığı bankalardan para “hortumlayacaktır.” Onun bu sahtekârlığına bankanın göz yumması, yasaların da buna elverişli olması dışında asıl, ölü mujik isimleri toplamaya çıktığı Rus feodalleri-toprak beylerinin sevinçle karşılık göstermesi önemlidir.
Nasıl sevinmesinler ki, isimleri sadece defterlerde yazılı ama hayatta olmayan bu kölelerin başına ödedikleri vergiden kurtulacaklar, üstelik her bir köle için iyi kötü biraz ruble, en azından kuruş misali birkaç kopek alacaklardır. Herkes sahtekârlığı bilir de bilmezden gelir, uyuşması kolay pazarlıklar yapılır. İtalyan tiyatrosunun “Pulcinella Sırrı” gibi herkesçe bilinen ama söylenmeyen bir uzlaşmadır bu…
”Mujik” yalnızca ekonomik bir kategori değil, Gogol’de aynı zamanda istatistiksel bir varlıktır. Çiçikov’un üçkâğıtçı dehası, insanı yaşayan bir özne olmaktan çıkarıp defter kaydına indirir. İnsanı bir muhasebe kalemine dönüştürür. Bu da romanın hem feodal düzeni hem de Çarlık bürokrasisini birlikte hicvetmesini sağlar.
Nikolay Gogol
Çev.: Melih Cevdet Anday
326 sayfa, 1962
Edinmek için
Ölü Canlar’ı önce Varlık yayınlarından, sonra Melih Cevdet Anday’ın çevirisiyle Bilgi yayınlarından çıkan baskılarında 1982’de okumuş; o vakitler “sıkı solculuğun penceresinden” bakarak roman kahramanlarını feodalitenin sınıf çözümlemesi boyutuyla ele almış bulunuyordum. Şimdiyse aynı değerlendirmeleri yapmakla beraber Ölü Canlar’ın bundan daha öte bir yer işgal ettiğini, insan çıkarcılığının boyutlarında gezindiğini görüyorum.
“Ölü Canlar Kabaresi” başlığıyla sahneye 2025 Aralık prömiyeri ardından çıkan oyunda, Devlet Tiyatrosu İstanbul ve Ankara sahnelerinin bu ortak yapımına Bulgar yönetmen Vladlen Alexandrov eşlik ediyor. Ayrıca dekor ve kostüm, kukla ve maske tasarımı, şarkı sözlerine kadar oyuna kimi Bulgar sanatçılar da katkı sunmakta. Saydık; 29 oyuncunun katıldığı hacimli bir yapım vardı sahnede.
İki perdelik oyunun Çiçikov ve dansçılar, bir de kabare sunucuları hariç tamamı maskeliydi. On altıncı yüzyılın İtalya’sında parlayan Commedia dell’arte’nin maske tekniğini kullanması yönetmenin mahir bir buluşu; bu alkış almalı. Maske, oyuncuyu soyutlayan bir araçtır, arkasındaki gerçek yüz önemsiz kalır, böylece… Yunan antik tiyatrosunun Thespis’inden bu yana maske, bu işleviyle, sahnede gerçekliğin bozulması değil, orantısızlaştırması olan abartılı-gülünç-tuhaf anlamıyla Grotesk işlerin tamamında işe yarar. Burada da oyuncuların, Çiçikov hariç, nerdeyse tamamının maskeyle oynaması işe yarar görünüyor.
Müzikli, danslı, çabuk sahne geçişleriyle tipik bir kabare tiyatrosu tarzında izlediğimiz Ölü Canlar iki genç sunucunun kabare şovunu başlatmasıyla perde açıyor. Mikrofonların önüne geçtiklerinde sergiledikleri taşkınlık, “Mademki kabaredeyiz, normaldir” tarzında haddini aşan bir yere kadar varıp, rahatsızlık hissettiren bir gösteriye ulaşıyor.
Dekorsuz tiyatronun “sema perdesi” sayabileceğimiz 3 ayrı ekranda projeksiyon görüntülü barkovizyon gösterisiyle arkayı doldurmak oyunun zaten yeterince karmaşık olan yetersiz bir sahnede onca kalabalığın arasında dikkatleri dağıtmaktan başka bir şeye yaramıyordu. Görüntüler soyut resim-görsellerden seçilmişti; rahatsızlık vericiydi.
Devlet Tiyatrosunun İstanbul’daki sahnesi bu oyuna bir gömlek dar geliyor; belli. Sahnenin kenarından, apron’un tam bitiş yerinden dansçılar birden seyircilerin kucağına yuvarlanacak diye yüreğimiz ağzımıza geldi. Koreografi gereği dans yapılan sahnelerde karmakarışıklık “tahammülfersa” değildi. Bir de jenerik-ses odasında olan, arada bir oyuncuların seslendikleri için adını öğrendiğimiz Emrah Bey seslerin patlamasına pek engel olamadı; belki teknik bir sorundu. Şarkıların, ki sözlerini Bulgar meslektaşlar yazmış ve Türkçeleştirilmiş, ne söylediği de pek anlaşılmadı. Bütün oyuncuların ellerinden gelen en hârikulade işi çıkardığı apaçık. Hele Çiçikov’un her daim sarhoş ve kukla tiyatrosundaki tiryaki tiplemesiyle sürekli tir tir titreyen uşağı Petrushka’yı canlandıran Onur Camcı, bana kalırsa bir yerlerden bu yıl bir ödül almayı hak ediyor. Petrushka’yı oynayan Camcı, biraz da Commedia dell’arte’nin meşhur tiplemesi Zanni karakterine bu kabareden selam çakmakta…
Çiçikov’u sahneye taşıyan usta oyuncu Ünsal Coşar sonlara doğru bir parça yorgunluğuyla izlendi. Lakin, özellikle final sahnesindeki günah çıkarma ayini diye adlandırabileceğimiz, ölü canları bilerek satanların ve aslında her şeyin başından beri farkında olanların kamusal alanda kendilerini temize çıkarma töreninde, keşke bu sahne olmasaydı dedirtti.
Bulgar yönetmen ve dramaturg Şafak Eruyar burada Koroboçka’ları iki kız kardeşe bölüştürmüştür. Zeynep Aytek ve Müge Sefercioğlu’nun canlandırdığı bu ikili takıntılı biçimde şüphecidir, ihanete hazır insanlardır. Çiftlik envanterinde birikmiş ölü isimleri sattıktan sonra, ertesi gün şehre gidip piyasada alınıp satılan ölü canların fiyatlarını sormaya başlayacaklardır.
“Bugün ölü canlar kaçtan gidiyor, kaça satılıyor?”
Aldatıldıklarına inanmaktadırlar, nasıl inanmasınlar, zira oyun baştan sona bir aldatmaca üzerine kuruludur.
Sahtekârın aldattığı kadar aldananların yahut aldanmış görünenlerin de bu aksatadan kârlı, kazançlı çıkmak niyeti vardır.
İşte bu iki yönlü alışverişin farkındaydı Gogol, ustaca bunu yazdı.
Tiyatroda izlediğimiz 1.cilde ait hikâyeden sonra diğer ikisinde arınma ve günah kısımları olacaktı, ömrü vefa etmedi. Bu taslak romanlarına dair elimizde edebiyat tarihine emanet edilmiş bazı fragmanlar kaldı.
Sahnede yaptığı sahtekârlıktan sonra “Suç bende değil, parada” diyerek günah çıkaran Çiçikov’a siz inanmayın, buradan kurtulsun, en kısa zamanda bir başka para tuzağı kuracaktır.
Ölü Canlar’ın gerek Rusya’da gerek dünya tiyatrolarında sahnelenmiş onlarca değişik uyarlaması var, televizyon mini dizisi olarak ekrana yansıyan yorumları da bulunuyor; sinema-gişe filmi henüz yok.
1970’de, Sovyet besteci Rodion Şçedrin’in imzasını taşıyan ve Moskova’da Bolşoy sahnesinde sergilenmiş 3 perdelik operadan bahsetmekle, Ölü Canlar’ın hak ettiği önemi vurgulamış oluruz.
Hak ediyor, çünkü tıpkı Don Kişot’un sonsuz ve mutlak ahlakî doğruluğu aradığı gibi, tersine, Çiçikov insanın homo sapiens tarihinde yer alan fırsatçı, acımasız ve ahlakî olarak sıfır noktasındaki o tehlikeli yanını sergiliyor.