Geniş zamanlarda yaşadığını söylemişlerdi. Dün, yarın, bugün kavramları yoktu artık, onun için. Varsa da belirsizdi. Pusluydu; kim bilir?
Dudaklarında yarım kalmış bir tebessüm. Mavi yıldız çiçekleri… Uzatılan mikrofonda kenetlendi parmakları bir an. Dikkat ettim, eski gözleri yoktu. Işıklı ela gözleri donuk bakıyordu sanki. Boş, saydamsı bir bakışla süzüyordu çevresini.
Kirpiğe takılı o tek gözyaşı
Kişi olarak, ne yazık ki, Behiye Aksoy’u hiç tanımadım ama çocukluğumda, ilk gençliğimde defalarca izledim sahnede. Taşlık Maksim, Bebek Belediye, Büyük Maksim, Çakıl Gazinoları’nda, renkli ışıklar altında çoğalan o güzellik…
Kül rengi akşamların birinde sökün eden tüm o hatıralar. Şimdi, böyle, ansızın.

Alkışlar, her biri satış rekoru kıran plaklar, ödüller, dolup taşan gazino salonları.
Fotoğraflar düşüyor albümden. Halil Aksoy, Fahrettin Aslan, Berker İnanoğlu, İzzet Günay’ın siyah beyaz fotoğrafları. Derler ki, ‘Yarın Ağlayacağım’ filminin kahramanı Behiye Aksoy’muş aslında. Sevdiği kadın için her şeyi (ölümü bile) göze alan gazino patronu ise İzzet Günay.
Yeni kentli alt sınıfın aynı zamanda da, eski kentli orta sınıfın hayranlığını kazanmıştı bir kez. Zeki Müren’in en büyük rakibiydi. Özgündü. Taklitleri yerini dolduramadı hiç. Gerçek bir popüler ikondu aynı zamanda. Bir topluma, bir döneme mal olmuştu. Dahası, popüler kültür içinde bir ekol olmuş, bir tür biriciklik aurası yaratarak ulaşılmazı simgelemişti. Şarkıyı kendine uyduran, varlığını yorumladığı şarkıya katan bir solistti. Alıp götüren bir ses ve üslup, diyelim. (Nasıl bir iç dramı vardı bilmiyorduk. Merak da etmiyorduk zaten. Bencildik.)
Basitliğe, bayağı, abartılı, müptezel okuyuş tarzına gönül indirmedi hiç. Kimselere öykünmedi. “Şu bir geçek ki, kadın solistler arasında jest, mimik, aksiyon ve dinleyiciyi bir anda avucunun içine alabilen, sahneyi en iyi kullanan Behiye Aksoy’dur,” diyor Sadun Aksüt anılarında.
Bir ışık seli, rüzgarlı bir yamaç, taşkın bir pınardı sahnede. Şıklık ve estetik gurusuydu aynı zamanda. Bense hep onun havarisiydim. (Ve hele şimdi, yarım yüzyılı çoktan geride bıraktığım bu yaşlarda.)
Filiz Akın, kesinlikle rol almak istediği Ankara Ekspresi filminde klasik Filiz Akın imajından ötürü çekincesi olan yapımcı / yönetmeni, sette Behiye Aksoy tavrını taklit ederek, söyler gibi yaptığı şarkıyla nasıl ikna ettiğini, anlatmıştı bana.
Sadun Aksüt’ün “Alkışlarla Geçen Yıllar” (2000) adlı kitabında Gönül Yazar’ın sözlerine kulak verelim:
“Ancak, Behiye Aksoy’dan korkarım. Çünkü kadın hem çok iyi şarkıcı hem de çok iyi sahnesi var..”
Mayerling Malikanesi’nde yaşayan Maria Vetsera olmalıydı Behiye Aksoy. Arşidük Rudolf tabancasını ona çevirmeliydi. Öne doğru atılıp Mayerling faciasını engellemeye hazırdım. Bütün bunları anlatacaktım. Vazgeçtim.
Yanı başımdaki koltuğun usulca çekildiğini hissettim. Dönüp baktım. Kimse yoktu. Ürperdim. Salonda her zaman olduğu gibi çok hafif, uçuk pembe bir mum aydınlığı. Toz zerreciklerinin sonsuza dek dans ettiği ışık hüzmesine dalıverdim bir an. Neredeyse gün ağarmak üzereydi. Dışarıda, alacakaranlığı yırtan isli, çapaklı sokak gürültüleri. Yoksa kendimin bir başkası mı bütün bu anlattıklarım? Artık ne önemi var?
Elveda! Bütün gençliğim
Geçmesin baharlar, geçmesin yazlar
Bilinmesin karanlık mazim
Beni benden alan, beni yalnız çalan
O sahte sözlere, yalancı gözlere
Kapandığım dizlere, elveda!
Elveda! Hayata, sizlere
Bilmez aktığı yeri su
Bir gençlik hikayesi bu
Beni benden alan, beni yalnız çalan
O sahte sözlere, yalancı gözlere
Kapandığım dizlere, elveda!
Elveda! Hayata, sizlere (*)
31 Mayıs 2015 tarihinde aramızdan ayrılmıştı Behiye Aksoy.
Sonrası mı? Özlem ve sessizlik…
(*) Elveda Bütün Hatıralar / Söz ve Müzik : Mutsel Öztürk