Dünyanın en tepesinde buzdan bir şapka gibi duran, rengi kar ve buzlar nedeniyle bembeyaz olmasına karşın Grönland yani Yeşil Ada diye adlandırılan çok uzaklardaki bu toprak parçası bizi ilgilendirir mi? Gelin biraz nostalji yapalım.

Antik dönemde olup bitenleri bir yana bırakırsak, yaklaşık 2 milyon kilometre kare büyüklüğündeki bu adanın keşfi 10. yüzyıla uzanıyor. Bazı kaynaklarda, artan kuraklık ve gittikçe kötüleşen hava şartları nedeniyle Grönland’ta yaşayanların önemli kısmının 15. Yüzyılda İzlanda’ya göç etmek durumunda kaldığı yazıyor.

Bazen eksi 57 dereceye varan müthiş soğuk iklimi yüzünden kimsenin uğramadığı bu adaya, birkaç gemiyle yanaşıp ilk kez koloni kuran Kızıl Erik lakaplı Leif Erikson’un sağ kolu Turker isimli bir Türk. O soğukta dünyanın tepesinde ne işi varsa bu adamın!

Leif Eriksson Amerika’yı Keşfediyor / Hans Dahl

Bu bilgiyi dillendiren ben değilim, R.M. Grazca isimli bir Macar tarihçisi. Bu tarihçi, Norveç Krallarının Arşivi diye adlandırılan ve orijinal adı “Heims Kringla” olan İskandinav Destanında, Turker isimli yağız bir Türk delikanlısının, sahile çıktıklarında adanın yerlileri Eskimolar ile çat pat Türkçe konuştuğundan ve Kızıl Erik’le olan ilişkisinden bahsediyor.

Eskimo halkı ile Türkler arasındaki ilişkilerin bu kadar eskiye dayandığını fark edip şöyle bir inceleyince, Eskimo diliyle Türkçe arasında gördüğüm benzerlikler bana ilginç geldi. Zaten her iki dilin kökeni Altay dil ailesine dayanıyor.

Her neyse. “Ne supra crepidam” yani İstanköylü Apelles’in, Antik Dönemden bu yana kullanılan meselinden ders alarak, çizmeyi aşmadan kısaca şu kelimelere göz atmak belki daha iyi fikir verebilir: Aana: anne, aapa: baba, qaluk: balık, qayaq: kayak, aata: dede, qabruk: kabuk, akiruk: aykırı, isiq: ısı.

Grönland ve kapitülasyon ilişkisine gelince, önce kapitülasyon ne demek ona bakalım. Sözlüğe göre, bir ülkenin kendi zararına yabancılara verdiği hak demekmiş. Neden verilir? Elbette bir şeyler kazanmak için. Özellikle güçlüyken bunu yapmak kolay. Alan razı, veren razı durumu. Verirsin imtiyazı ihtiyacın neyse onu istersin. Ticaret, para, güvenlik, dostluk, ittifak, vb. her ne lazımsa alırsın. Yani kazan kazan sistemi. Danimarka’nın güvenlik almak için Grönland üzerinden ABD ye sağladığı kapitülasyonlar, iklim değişip sular biraz ısınınca bakın bugün nasıl başının belası haline geldi.

Esasında bu kapitülasyon belasını en iyi biz, yani Türkler biliriz. Çünkü denizlere hükmeden cihana hâkim olur demişler; atalarımız vaktin zamanında okyanuslara da ay yıldız serpmişler; ardından gelenler bunun kıymetini bilmeyince, üstelik bir de bulunduğumuz coğrafyada, sular bırakın bugünlerdeki gibi biraz ısınmayı, fokur fokur kaynayınca, Sultanların kapitülasyon adı altında verdikleri imtiyazlar, gün gelmiş başımızın belası olmuş. Bizim kapitülasyonlarımızın Grönland ile ne ilgisi var derseniz şöyle özetleyebilirim:

Hepimizin adını gururla andığı Piri Reis, 1528’de Kanuni Sultan Süleyman’a sunduğu dünya haritasında sadece Amerika kıtasının keşfedilen bölgelerini değil aynı zamanda Grönland’ı da çok net bir şekilde göstermiş. Kim bilir o haritasını sunarken Padişahın kulağına neler neler fısıldadı? Buraların taşı toprağı altın, kaçırmayalım Sultanım! bile demiş olabilir. Kim bilir? O vakitler Osmanlı sultanlarının namı, batıda Karayipler’den, doğuda Endonezya’nın Açe topraklarına kadar, çok ama çok geniş bir coğrafyada, Grand Turk şeklinde anılıyordu. Atlantik’in Karayipler bölgesindeki Grand Turk ve Kayık adaları mesela yine atalarımızın okyanusa serptiği ay yıldızın izleri. Bu adaların bayrağındaki hilal ve yıldız İngilizler tarafından çok sonraları, taa 19. Yüzyılda çıkartılmış, ada isimlerinin değiştirilmesine ise yerel halk sıcak bakmamış.

“Denizi Çorba Ettim”
Tamer Şahin,
Papirüs Yayınları,
2025, İstanbul

Osmanlı padişahları adına Atlantik Okyanusunda dalkılıç sancak dolaştıran Türk korsanlarının İzlanda ve Amerika maceralarının detaylarını “Denizi Çorba Ettim” romanımı okuyanlar hatırlayacaklardır. Henüz okumadıysanız kaçırmayın derim. Bu kitapta Murat Reis’in baştardasının, hemen peşinden Ali Bicinin ve Arif Reis’in kadırgaları ile diğer gemilerin temmuz ayı başında Reykjavik Limanına nasıl demirlediklerini, şehrin başrahibi Olafr Eigilsson dâhil dört yüz kişinin isminin Murat Reis’in baştardasında güverte jurnaline esir olarak kayda geçirildiğini detaylarıyla anlatmıştım.

Bu esirler arasında Grönland’dan İzlanda’ya göç eden Eskimolar da var mıydı? Bakın bu sorunun cevabını, elimizdeki belgelerde isimlerinin karşısında Grönland yazmadığından bilemiyoruz. Ama Devlet-i Âliye-yi Osmâniyye’nin başı Padişah IV. Murat’ın gelen ganimetlerin zenginliğine çok sevindiğini, Topkapı Hareminin Moğol suratlı, beyaz tenli kızlar ve oğlanlarla takviye edildiğini, yıllardır Afrika’dan gelen cariyelere nazaran, güneş yüzü görmemiş bu kızların pek bir makbule geçtiğini tarihin kayıtlarından görmek mümkün.

Osmanlı’nın, Avrupa ve Asya Devletleri arasında süper gücü temsil ettiği o vakitlerde, bir süre Manş Kanalını haraca kestiğini, Lundy Adasını işgal edip Bristol Körfezinde İngilizlere kök söktürdüğünü, İzlanda’ya ve Kuzey Doğu Amerikan sahillerine akınlarda bulunduğunu, Murat Reis’in üç hilalli Osmanlı Sancağını Atlantik’te Labrador Denizine bakan bir körfezde dağın tepesine diktiğini de sırası gelmişken hatırlamakta fayda var. Elbette kendi dertleri ağır basınca Türkler, ilerleyen yıllarda Atlantik Okyanusunun bu uzak diyarlarıyla fazla meşgul olamamışlar.

Bu kadar nostalji yeter. Günümüze dönersek, Avrupa ülkelerinin Batı İttifakı adı altında ABD’ye aşırı bağımlı hale gelmiş olmaları, ticaret ve güvenlik konularında uygulanan kapitülasyonlar, şimdi birçok Avrupa ülkesinin başını ciddi şekilde ağrıtıyor. Olacak o kadar tabii!

Zamanında böyle durumları biz çok yaşadık, kolay değildir hazmetmesi. Bağımlılık, kapitülasyonlar gibi konularda geçmişten ders almadığımız için bizim baş ağrımız hiç bitmez. ABD, Atlantik ve Avrupa için sağladığı güvenlik şemsiyesinin bedeli karşılığında, Grönland’ın sahipliğini almak ve o uçsuz bucaksız buzların üzerinde kendi bayrağını dalgalandırmak istiyor. Danimarka, eli mahkûm, en sonunda bu talebe boyun eğecek.

Avrupa ve Danimarka, arafta kalıp, hak, hukuk vb. lakırdıyla kendi haklılığını savunmaya çalışırken şu sözü unutmasın:

“Arsız, güçlü olunca; haklı, suçlu olur.”

Yazar

  • 1959 yılında Bursa’da doğdu. Donanmanın çeşitli gemilerinde gemi komutanlığı ve komodorluk yaptı. Genelkurmay, Deniz Kuvvetleri ve Deniz Harp Akademisi’nde çeşitli hizmetlerde bulunduktan sonra 2010 yılında kendi isteğiyle emekli oldu. Deniz Harp Akademisinde Harp Tarihi, Strateji, Uluslararası Deniz Hukuku gibi konularda dersler verdi. Hâlihazırda denizcilik, çevre, tarih, Bodrum ve güncel konularda araştırma ile edebiyata dair deneme yazılarını, kısa öyküleri anıştıran fıkralarını çeşitli internet gazetelerinde paylaşmaktadır.
    Yapıtları:
    2013’de yayımlanan “Annemin Mirası” isimli romanında Ege’nin iki yakasındaki kardeş düşmanlığının hiç bitmeyen hüzünlü öykülerini dile getirdi.
    2018’de yayımlanan “Aklın Kusuru” romanında: Rauf Orbay’ın hayatından kesitlerle birlikte bir dönem denizcilik tarihini, ülkemizin 70’li yıllarından günümüze kadar uzanan terör olaylarını, sosyal ve siyasal gelişmeleri, Gezi Olaylarını ve mülteci akınları ile bu olayların insan ruhunda tetiklediği endişeleri anlattı.

    View all posts
Share.
Exit mobile version