Kitap Nisan 2025’te tamamlandı. Fakat yazmak kadar yayımlamak da ayrı bir süreçmiş. Başlangıçta Aralık 2025 için planlanan yayın, beklediğimden daha zorlu bir yola girdi. Şubat ayında, yayınevinin tahammül edilemez boyutlara ulaşan özensizlikleri nedeniyle sözleşmeyi iptal etmek zorunda kaldım.
Kurgu dışı bir çalışmayı yayımlamak üzere umutla sözleşme yaptığım yayınevinden ayrılmak kolay bir karar değildi; ama gerekliydi. Sonrasında yeni bir yayınevi bulmak, süreci yeniden kurmak ve kitabı yeniden yola çıkarmak gerekti.
Kitabın İngilizce versiyonu da önümüzdeki dönemde e-kitap ve Print on Demand seçenekleriyle farklı platformlarda yayımlanacak. Bu süreçte yaşadıklarımız, Türkiye’de yayıncılığın sıkışmışlığı ile küresel self-publishing imkânları arasındaki mesafeyi ayrıca düşünmeyi gerektiriyor. Amazon’un desteklediği diller arasında Türkçenin yer almaması üzerine Nurcan’ın doğrudan Jeff Bezos’a yazması ve sonrasında Amazon’un üst düzey yöneticileriyle yürüyen yazışmalar ise, başlı başına ayrı bir yazının konusu olacak kadar çarpıcı.
Geriye dönüp baktığımda, bu gecikmenin kitabın kendisiyle uyumu olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu kitap zaten kesintiler, krizler ve yeniden kurma ihtiyacı üzerine.
♦♦♦
İlk kez “Exterminizm” kavramına rastladığımda beni çarpan şey, taşıdığı karamsarlığın yanı sıra tuhaf bir berraklığa sahip olmasıydı. E. P. Thompson, Soğuk Savaş bağlamında ortaya attığı bu kavramla, yıkımın yalnızca sistemlerin kör işleyişinin bir sonucu olmadığını; aynı zamanda insanların rızası, kabulleri ve gündelik pratikleriyle mümkün hale geldiğini söylüyordu. Yani felaket, dışsal bir kaderden çok, içinde yaşadığımız düzenle birlikte, adım adım kurulan bir şeydi.
Bu kavramın bugün neredeyse unutulmuş olması da en az kendisi kadar düşündürücüydü. 21. yüzyılı anlamak için hâlâ güçlü bir anahtar sunan bu kavramı ele almak amacıyla 2024 yılı başında Mesele 121 dergiye göndermek üzere üç bölümlük bir yazı dizisi kaleme aldım. Aslında niyetim sınırlıydı; kavramı bugünün dünyasına tercüme etmek, olup biteni daha açık görmeye çalışmak.
Metinleri ilk okuyan Nurcan oldu. Her zamanki gibi dikkatli, mesafeli ve dürüst bir okur olarak şunu söyledi. “Makalen tam amacına ulaşamayacak, çünkü çözümlere yönelik önermelerin de eksik kalacak, kitap düşünmelisin” Bu cümle yazının seyrini değiştirdi. Editörlüğü döneminde kitaptan çıkartmamı ya da kısaltmamı istediği bölümlerin okur lehine ne kadar yerinde olduğunu da bugün bir kez daha anlıyorum.

Münir Karataş
Serüven Kitap
291 sayfa, Mayıs 2026
Edinmek için
Böylece Kıyamet Kapitalizmi ortaya çıktı.
Kitabı yazarken kendimi kurgu yazarı olmanın özgürlüğü içinde buldum. Bu, bir yandan akademik olarak yalnızlık, diğer yandan da müdahalesiz düşünme imkânı demekti. Onun içindir ki kitabı kurguladığım bir “masal” ile başlattım. Ardından metni dört bölümde kurdum; ama baştan beri derdim yalnızca bir teşhir metni yazmak değildi. Zaten dünyada teşhir eden metinler yeteri kadar varlar. Asıl mesele, bu karanlığın nasıl kurulduğunu göstermek kadar, onun içinden hangi ihtimallerin hâlâ filizlenebileceğini de sorabilmekti.
Bu yüzden kitap, dijital gözetimi, veri sömürüsünü, ekolojik çöküşü ya da biyoteknolojik eşitsizlikleri tek tek ele almak yerine, bunların aynı bütünün parçaları olduğu düşünerek yazıldı. Exterminizm, benim için artık yalnızca bir Soğuk Savaş kavramı değil; çağımızın dağınık görünen krizlerini bir araya getiren bir çerçeve. Bu noktada, Peter Frase’in Dört Gelecek’te tarif ettiği olasılıklar da zihnimin bir köşesinde hep vardı; bolluk ve kıtlık, eşitlik ve hiyerarşi arasında salınan ihtimaller. Benim derdim ise bu olasılıkları bir gelecek tahayyülü olarak sınıflandırmaktan çok, bizi bugün o eşiklere getiren yapının kendisini anlamaktı.
Kitabın asıl derdi burada başlıyor. Eğer yıkım ortak kabullerimizle mümkün oluyorsa, çıkış da başka türlü ortaklıklarla mümkün olabilir mi?
Kıyamet Kapitalizmi tam da bu sorunun etrafında dolaşıyor. Derin ekolojiden yerli bilgi sistemlerine, post-hümanist etik tartışmalarından panpsişist düşünceye uzanan bir hatta; insan–doğa ve insan–teknoloji ilişkilerini yeniden kurmanın imkânlarını yokluyor. Kesin cevaplar vermekten çok, başka türlü düşünmenin mümkün olduğunu hatırlatmaya çalışıyor.
Kıyamet Kapitalizmi, yüksek sesle konuşan bir metin değil. Ama ne söylediğinin farkında. Dünyanın gidişatına dair bir teşhis koyup çözümler önerirken, aynı zamanda şunu da hatırlatmak istiyor. İnsanlık, tarihin hiç bir döneminde olmadığı kadar ontolojik bir yıkımla karşı karşıya. Geç kalındı, ama henüz tamamen kapanmış bir hikâyenin içinde değiliz.
Belki de en çok buna ihtiyacımız var.
NOT. Kitabın özellikle yapay zekâ ve açık kaynak ekosistemini ele alan bölümü, doğası gereği hızla değişen bir alana temas ediyor. Bu nedenle metin, güncel gelişmeleri takip eden bir kronoloji sunmaktan çok, bu dönüşümün yapısal dinamiklerini kavramaya odaklanıyor. Olası yeni baskılarda, bu alandaki güncellemeler metne eklenecektir.