Bilge Dostum,

Tek taraflı dostluklar, tek taraflı aşklar gibidir. Bu durum, acı kaynağıdır seven için. Oysa aşk gibi karşılıklı olmalıdır her şey. Aynı biçimde dostluk da karşılıklı olmalı, yazışmak da. Dostluk dedim de, aklıma o büyük şairimizin Kanter İçinde şiirinde geçen şu dizleri geldi: 

ne herkes kahraman
ne dostlar vefalı her zaman… 

Ve hangi şiirinden olduğunu anımsayamadığım,

dostluk ağaca benzer
kurudu mu yeşermez asla 

diyen şairimizin kim olduğunu tanıdın sanırım. 

Nâzım’ın bu dizelerini dilime doladım, senin yüzünden. Çünkü bana uzun zamandır yazmıyorsun. Niçin? Ağacın kurumaması için sulamak ne ise, arkadaşlığımız için de yazışmak o, anlıyor musun beni? Mutlaka bir nedenin olmalı, biliyorum. Yoksa vefasızlık yapmazsın, iki gözüm. Sana yine de kırgın değilim. Buraların bir sözü var: “İmama kızıp abdest bozma.” Evet, aynen bu söze uyuyorum ve seni mektupsuz bırakmıyorum.

Senin şiir sevdalısı olduğunu biliyorum. 

Bu yüzden sana birkaç şiir antolojisinden söz etmek istiyorum. Beylik sözlere takılıp antoloji kavramı üzerinde edebiyat yapmayacağım. Çünkü sen antoloji ile ilgili kavramları biliyorsun zaten. Benim anlatacağım başka bir şey…

Kime ait olduğunu bilmediğim bir saptama var, antoloji ile ilgili. Bu saptama şöyle: “Antoloji, yazın alanında üretmekten yoksun insanların işi. Yani bir çeşit koleksiyonculuk, seveni var, sevmeyeni de…” İki gözüm, bu saptama hangi koşullarda, ne için, kim/ler için söylenmiş bilmiyorum. Şunu iyi biliyorum ki parçası için geçerli olan, bütünü için geçerli olmuyor her zaman. Yani istisnalar bazen kaideleri bozabiliyor. Bu saptama elimdeki antolojiler karşısında tuzla buz oluyor.      

Bu saptamanın mantığından yürüdüğümüz zaman, koleksiyonculuğun o kadar da kolay olmadığını, üretmek kadar beceri istediğini görüyoruz. Ve bu çabayı anlamak, özümsemek de bir o kadar içselleştirmeyi ve bilgi sahibi olmayı gerektiriyor.

Her antoloji çok özgün ürünlerin bir seçkisi iddiasını taşır. Tek tip düşünceden ve nesnellikten uzak olması, bu seçkiyi hazırlayanın ya da hazırlayanların dünya görüşünden, beğenisinden çok, nesnelliği ile orantılıdır. Çünkü yaptığımız nesnel olmazsa, “öyle kuşun öyle kuyruğu olur,” anlayışından uzak olamaz. Yarına kalacak olan ve karşılık bulacak olan da nesnelliği elden bırakmayan çabalarla ortaya çıkmaktadır.

Bunu söylerken antoloji hazırlayanların beğenilerinden ve anlayışlarından uzak durmaları gerektiğini iddia etmiyorum. Bu elbette ki kaçınılmazdır ve olmalıdır; ama gerçekçilik bazında nesnel değerlendirmeyi elimizden bırakmamalıyız. Bu tek tipçilik, tek çiçekçilikten başka bir şey olmaz.

♦♦♦

Sevgili Günışığı, 

Aşk ve Sevda Şiirleri Antolojisi
Erdoğan Söyümez
Yön Yayınları
340 sayfa

Sana iğneyle kuyu kazarcasına, ince eleyip sık dokuyan, mütevazı, karınca gibi çalışkan, yaptığı işin ustası, olan Erdoğan Söyümez’in antoloji çalışmalarından söz edeceğim şimdi. “Çağdaş Türk Şairlerinden Seçme Aşk ve Sevda Şiirleri Antolojisi” isimli kapsamlı çalışmasının birinci cildinde; (çünkü üç cilttir) “Aşk ve Sevda, Anadolu insanının yaşam tavrı. Yazılı/sözlü edebiyatında aşk ve sevda her an daha gelişen, çoğalan ve sonsuzlaşan bir ırmaktır. 

Bu ırmağın yeşerttiği topraklarda aşk ve sevda şiirlerinin bu kadar çok ve sonsuz güzellikte dile gelmelerinin de bir açıklamasıdır bu… İşte, böyle bir ülkede bugüne kadar yayına hazırlanmış antolojiler kervanına ‘Aşk ve Sevda’ ana imgesiyle katılan bu yapıtımız da söz konusu şiirlerden seçkin bir toplamı içeriyor,” diyor Söyümez. 

Gerçekten de Erdoğan, bu savına sadık kalmış. Bu üç ciltlik çalışması için ne denli araştırma yaptığını, onlarca antolojiyi nasıl gözden geçirdiğini, bana anlattıklarından biliyorum. Hatta pek çok şairin bu antolojiye giremedikleri için ona serzenişte bulunduklarını da ondan duydum. Ama o, kendi doğrularından çok, şiirin doğrusuna uymak için gerçek anlamda nesnel olmuş. Bunu çok az seçkici başarmıştır, Erdoğan bu zincirin ilklerindendir. Bu bağlamda son zamanlarda bir tek seçkiyi yayımlayıp kendi beğeni ve anlayışlarını şiir okuruna antoloji diye yutturmaya çalışanların, bu antolojileri okumaları gerekiyor görüşündeyim.

♦♦♦

Sevgili Günışığı, 

Erdoğan’ın bir özelliği de, her çalışmasında kendisini aşan ve bir önceki yaptığından daha güzelini yapmaya çalışan yanıdır. Bu yüzden Aşk ve Sevda Şiirleri Antolojisinin üçüncü cildini ağırdan alıyor. Çünkü sıradan bir antoloji hazırlamak istemiyor. O, acelecilikten yana değil asla.

Aşka ve sevdaya tutkun olan Söyümez, Dünya Şairlerinden Seçme Aşk Şiirleri Antolojisine de soyunmuş. İkinci cildi baskıda olan bu kapsamlı çalışma karşısında, sözcüğün tam anlamıyla imrendim. 

Erdoğan’ın bütün çalışmaları şiir severler ve şairler için birer başucu yapıtı durumunda. O belki de gizli bir şiirtör, şiir fanatiği. İyi şiirin ne olduğunu bildiği için, bu birbirinden güzel yapıtları çıkarıyor, bize sunuyor. Ben kendi adıma, bu antolojilerden çok yararlanıyorum ve sanki sevdiğim şairlerden en güzel şiirlerini dinliyorum. Sen de bu kitapları al ve sevdiğin şairlerden şiirler dinlemeye çalış, olur mu?

İki gözüm, şimdi de “Şiir Coğrafyamız”dan söz etmek istiyorum. Hakkında olumlu yazılardan çok, olumsuz yazılar yazılan, bunları da hiç hak etmeyen, “dergilerden şiir” seçkisi durumunda olan antolojiden söz etmek istiyorum. Yergileri hak etmediğini söyledim, evet. 

Niçin mi peki? 

Çeşitliliği hiç de önemli olmayan; ama tek tip olması yüzünden bir fabrika ürünü gibi özdeş antolojilere karşı tavır niteliğinde yayımlanan bu antolojinin “önsöz”ünde “Seçkimizin, istediğimiz çapta olmadığını biliyoruz,” deniliyor. Bu saptama, yergilerin konusu olan eksikliklerin bilindiği anlamını taşıyor. Bu antoloji bana göre, yayımlanan seçkilere, tek tip olunmayabilir, mesajını veriyor. Çünkü şair Özgen Seçkin, şiirlerine gösterdiği özeni seçki için de gösterdiğinden bilirim bunu.

Bu yüzden de mektupta sözünü ettiğim her şeyi hak ediyor. Nesnelliği elden bırakmıyor. Kimi yazıları, şiirleri dil hataları ile olduğu gibi -düzeltme yapmadan- yayımlamış olması bunun kanıtı. Bu çalışmaya katkıda bulunanlar bu hataları bilmiyor değil kuşkusuz. Bu seçkinin bir ayrıcalığı da var. Anadolu’da şiire sessizce emek vermiş birçok şairi önemsemesi, değerlendirmesi ve onurlandırması. Bir ayrıcalığı da, kolektif bir çalışma olması. Çünkü çoğu seçkiler, tekil bir çalışmanın ve finansmancının isteminin ürünleridir ve asla nesnel değillerdir.

Sonra bu seçkinin bir ayrıcalığı da ismi… Özü ile örtüşen ismi nesnelliğin, dar görüşlülüğün ötesinde çok görürlülüğün kanıtıdır. Çünkü ülkemizin coğrafyası hiç de tekdüze, tek tip ve tek iklim, tek bitki örtüsünden ibaret değil. Bu çeşitlilik bizim zenginliğimizdir. Bunu anlamak için arif olmak gerekmez.

Sevgili Günışığı, 

Bu antolojileri kısa zamanda edin sahaflardan ve oku. Bana yaz, neler yapıyorsun, neler okuyorsun, bilmek istiyorum.

Gözlerinden öperim. 

Hoşça kal; ama şiirsiz, kitapsız kalma e mi?

Yazar

Share.
Exit mobile version