İnsanın en büyük hevesi yaşadıklarını başkalarına hissettirmektir. Yaşadığım bölge Arşipel. Karanın nerede başlayıp denizin nerede bittiği görülemeyen, Mısırlıların “Denizin Yüreğindeki Adalar,” Sümerlerin ise “Deniz Kenarındaki güneş Bahçesi” dediği, denizcilik sanatının kaynağı esasında medeniyetin beşiği yer.

Yeryüzünün böylesine cennet topraklarında bize miras kalmış antik dönem zenginliğimizi, Yunan uygarlığı uydurmacasına bağlayan tarihi cehaletin ders kitapları dahil dört bir yanı sarmasını içime bir türlü sindiremiyorum.

Oysa biraz araştırıp önyargısız gözlem yapabilenler, Batının üstün medeniyet bakış açısıyla kendisini dünyanın diğer uygarlıklarından on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında ayrıştırdığını ve böyle bir uydurmacanın yaratıldığını rahatlıkla görebilirler. 

Bodrum’un önemli değerlerinden Cevat Şakir Kabaağaçlı, “Ege’nin Dibi ve Altıncı Kıta Akdeniz” başta olmak üzere birçok eserinde, Anadolu’daki antik uygarlıkların Yunan Uygarlığının etkisinde ya da onun bir devamı olmadığını, tam aksine Yunan Uygarlığının Anadolu uygarlıklarını kopya ettiğini çok net bir şekilde bizlere gösterir. Dizilerde onun baba/oğul ve aşk ilişkileri üzerine karalamalar yapılmaya çalışılsa da Kabaağaçlı, bu topraklarda yazdıkları dikkatlice okunması gereken kişilerin başında gelir.

Bizden birinin yazdığını dikkate almayız diye düşünenler için başka bir eser tavsiye edeyim. “Kara Atena” Duydunuz mu bilemiyorum.  Martin Bernal isimli bir İngiliz akademisyen, 1975 yılında kaleme aldığı ‘Kara Atena’ kitabında Yunan Uygarlığı uydurmacasının nasıl yaratıldığını belgeleriyle gün ışığı gibi gözler önüne serer. 

Mesela kimi tarihçiler Bodrum’un kurucusu Karya Kralı Mausolos’tan bahsederken, onun Leleglerin son kenti Pedesa’ya gelip, sonra Bodrum sahilinde Halikarnasos isimli bir Yunan şehri kurduğunu söylerler. Ne hazin…

Bilirsiniz denizciler, Karya Kraliçesi Artemisia’yı, Anadolu’dan çıkmış dünyanın ilk kadın amirali olarak gururla anar. Bu kraliçe, Yunan asıllı olsaydı Perslerle birlikte Salamis körfezinde Yunanlılara karşı zafer kazanarak amiral payesi alır mıydı? Elbette hayır. Kraliçe Artemisia Karyalıydı, kurulan şehir Halikarnas bir Karya şehriydi. Yunan uygarlığıyla savaşan çok sayıda Anadolu şehirlerinden birisiydi ve biz bugün onu Bodrum olarak tanıyoruz.

Yunan uygarlığı M.Ö 2000 yılında Mısır uygarlığının devamı niteliğinde ortaya çıktı. Ve ömrünü Roma imparatorluğuna devretti. Oysa Anadolu’da bulunan antik uygarlıklar; doğuda Hititler, kuzeyde Frigyalılar, batıda Lidya, Karya, Etrüks, Mineon güneyde Likya, Klikya, Sümer, Akad, Babil, Asur, Mısır, Pers vb. Helen uygarlığından binlerce yıl önce, şehirler kurmuş, yaşadıkları medeniyetin izlerini bırakmışlardır bizlere. Göbekli tepe 11.000 yıl önce mesela; bunların hepsi Anadolu Medeniyetleri, Anadolu Şehirleri. Yunan Uygarlığı mı vardı o zaman henüz dünyada?

Herodot Yunanlı derler, hayır efendim! Herodot Bodrumlu yani Anadolulu hemşerimiz. Yazılarını, o dönemin önde gelen dili antik Yunanca ile yazsa da konuştuğu ana dil Karyacadır. Homeros gibi mesela, İlyada ve Odesia’yı İyonya lehçesiyle yazan Homeros, o da İzmirli hemşerimiz. Ve ben onlara gururla İyonyalı hemşerilerim diyerek binlerce yıl öteden selam gönderiyorum.

Anadolu’daki antik zenginlikleri korumanın yolu aidiyet duygusunu geliştirmekten geçer. Gelin hep birlikte Anadolu’daki bütün uygarlıkların bizim atalarımızın uygarlığı olduğunu haykıralım!

Yazar

  • 1959 yılında Bursa’da doğdu. Donanmanın çeşitli gemilerinde gemi komutanlığı ve komodorluk yaptı. Genelkurmay, Deniz Kuvvetleri ve Deniz Harp Akademisi’nde çeşitli hizmetlerde bulunduktan sonra 2010 yılında kendi isteğiyle emekli oldu. Deniz Harp Akademisinde Harp Tarihi, Strateji, Uluslararası Deniz Hukuku gibi konularda dersler verdi. Hâlihazırda denizcilik, çevre, tarih, Bodrum ve güncel konularda araştırma ile edebiyata dair deneme yazılarını, kısa öyküleri anıştıran fıkralarını çeşitli internet gazetelerinde paylaşmaktadır.
    Yapıtları:
    2013’de yayımlanan “Annemin Mirası” isimli romanında Ege’nin iki yakasındaki kardeş düşmanlığının hiç bitmeyen hüzünlü öykülerini dile getirdi.
    2018’de yayımlanan “Aklın Kusuru” romanında: Rauf Orbay’ın hayatından kesitlerle birlikte bir dönem denizcilik tarihini, ülkemizin 70’li yıllarından günümüze kadar uzanan terör olaylarını, sosyal ve siyasal gelişmeleri, Gezi Olaylarını ve mülteci akınları ile bu olayların insan ruhunda tetiklediği endişeleri anlattı.

    View all posts
Share.
Exit mobile version