Makaleler

Makaleler

Rivayete göre Eric köpeği Nova’yı gezdirmek için dışarı çıkarır fakat köpek kaçıverir ve kayıplara karışır. Eric haberi yayar, köpeğini soruşturur. Haftalar geçer. Tam umudunu kesip melankoliye sürüklenirken Vanessa adında bir kadın Nova’yı bulur ve Eric’in kapısını çalar, hikâye bizi şaşırtmaz; Eric ile Vanessa arasında aşk başlar.

Yuval Hariri’ye göre, beslenme zincirinin en üstüne o kadar çabuk çıktık ki, beynimizin ilkel bölgesi olan limbik sistem hâlen buna inanmıyor. Bu yüzden de hayatta kalmak için avcı/toplayıcı grup hâlinde yaşamamız gerektiğini düşünüyor.

"Dünya Kadınlar Günü" olarak 8 Mart gününün belirlenmesine kaynaklık eden olay konusunda muhtelif tartışmalı iddialar mevcuttur. Bunlardan biri, Rusya'da çarlığın yıkılmasına yol açan 1917 Şubat Devrimi'nin 8 Mart günü yapılan kadın yürüyüşü ve grevleri ile başlamış olması, bir diğeri 8 Mart 1908'de ABD'nin New York kentinde çoğu sosyaIist olan kadın işçilerin öncülüğünde sendikal haklar ve kadınlara oy hakkı talepleriyle düzenlenen miting.

Francis Bacon’a atfen ‘bilgi güçtür, bilgi iktidardır’ denir. Esasen paraya ve iktidara giden yol, bilgiye sahip olmaktan geçiyor. Bilgiye sahip olan hem paraya ve hem de güce -iktidara- sahip olabiliyor… Başka türlü söylersek, bu ikisi arasında bir geçirgenlik var… Sınıflı toplumların tarihi bilgi sahibi, dolayısıyla güç ve iktidar sahibi olanların da tarihidir…

Psikolog değilim. Hatırladığım kadarıyla öyle adamakıllı iyi bir psikoloji dersi de almadım. Alsaydım hatırlardım. Neyse, ama insan psikolojisi günlük hayatın bir parçası olduğundan psikolojik kavramlar da ister istemez günlük dile giriyor. Narsist kelimesi bunlardan biri.

İranlı bir şair diyor ki: aşka uçma kanadın yanar.
Mevlana da diyor ki: aşka uçmazsan o kanat neye yarar
Yaşarken şaştığınız gerçekliklerden biri olur: 

1
Çok az kırdım, çoğu kez kırıldım; ama sevdiklerimi kaybetmedim hiç, sadece gelince zamanı vazgeçmesini bildim. Gidenler gitmeyi, gelen/ler de kalmayı hak etmiştir.

Yolda yürürken bir taşı tekmelerseniz bir nevi tanrı-yaratıcı olursunuz çünkü aynı anda hem var olursunuz hem yok olursunuz, tıpkı taş ile sizin birbirinizi hem var edip hem yok ettiğiniz gibi. Öyle ki tanrının-yaratıcının var olup olmaması, var etmesi veya etmemesinden geçtiğinden sizin ve tekmelediğiniz o taşın gerçekten var olup olmadığı da ancak birinin bir diğerini var edip etmemesinden geçer.

Zengin olmak, başkasının emeğinin ürününe el koymaktır. Bir insan ne kadar yetenekli, becerikli, çalışkan olursa olsun, sadece kendi çabasıyla zengin olamaz… Dünyanın en zengin adamı, Amazon’un patronu Amerikalı Jeff Bezos 182 milyar dolar servete sahip. İnsan havsalasını zorlayan bu skandal servet onun üstün yeteneklerinin ve çalışmasının eseri mi? Bu servetin asgari ücretin kaç katı olduğunu bir düşünün…

Kapitalizm, insanları üretmek ve yaşamak için gerekli araçlardan mahrum ederek, mülksüzleştirerek, proleterleştirerek sermaye biriktirmektir. Proleter, Latince proletarius’dan türemedir. Hiçbir şeyi olmayan, çıplak, çulsuz, çaresiz, yaşam araçlarından yoksun anlamındadır. Yaşayabilmesinin, varlığını sürdürmenin yegâne yolu, emeğini, çalışma-üretme gücünü kapitalistlere satmaktır.

Kimimizin inandığı, kimimizin saçma gördüğü, kimimizin bizzat ürettiği birçok komplo teorisi var. Bu meseleden kendini en uzak tutmaya çalışanlar için bile öyle bir an geliyor ki mutlaka kendilerini bu işin içinde buluveriyorlar.

Bu aspiratörler ne garip aletler, içeriyi kokutmamak için dışarıyı kokutuyorlar. Kokuyu tamamen imha edemezler miydi sanki? Dışarıdaki insanlar apartmanlar arasında gezinirken açlık durumuna bağlı olarak “Ne güzel yemek koktu!”, “Of beee… Çok güzel kokuyor… Canım çekti!” veya “İğrenç! Leş gibi koktu!” diyorlar.

Doğa ve insan birçok kez ayrıştırılır ve karşılaştırılır. Düşüncelerin büyük bir kısmı bu ayrışma ve kıyaslama ile şekillenir. Herhalde bu ayrışma insanın yapısı gereği solipsist ve benmerkezci oluşundan gelir. Oysa ki insanın benmerkezciliği doğadan gelir, doğa da tıpkı insan gibi benmerkezcidir.

Bir fotoğrafa rastladım, yıl 2007, Limter-İş sendikasındayız. Geçmişe dair nostaljiye yönelik bir paylaşımda "Alman Sendikalar Birliği ile beraber eğitim semineri yapılmıştı. Tersanelerdeki baskı rejimi ve taşeronluk sistemiyle gerçekleşen üretimin üzerinden çeşitlenen güvencesizleştirmeyi anlatmıştık. Zira o dönem Almanya'da da daha kurumsal formlarda gerçekleşen güvencesizleştirmenin ayak sesleri olduğunu öğrenmiştik. Şimdi Almanya'da yaşıyorum ve neoliberal politikalarının sonuçlarını, bazı güvencelerin kalıcılığına ve kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık örneklerine rağmen hissediyorum. Tam 11 sene olmuş" dediğimde 2 sene olmuştu Almanya‘ya geleli.

Yurttaş, bir ülkede yaşayan, bir nüfus cüzdanına- şimdilerde bir kimlik numarasına- sahip olan, beş yılda bir önüne konan sandığa oy atan mıdır? Eğer siyaset arenasında hiçbir etkinliği yoksa, toplumsal yaşamda hiçbir dahli yoksa, toplumun bu gününe ve geleceğine dair söyleyecek sözü, bir fikri yoksa, yasalar ve düzenlemeler gıyabında yapılıp-uygulanıyorsa, ödediği verginin hesabını soramıyorsa… hala ‘yurttaştan’ söz edilebilir mi…

İktisat matematiğine göre tüketim, o döneme ait üretimden ancak geçmiş dönemlerin stoku kadar fazla olabilir. Hiç kuşkusuz ekolojik yıkım/felaket ve teknoloji kesişimi de gezegenimizdeki insanın kaynak tüketimi ile oluşuyor. Bu bağlamda asıl dikkat edilmesi gereken üretim ve tüketim miktarından çok, birim zamanda üretim ve tüketimdir yani üretim ve tüketim hızıdır.

Dün, 1 Mayıstı. Hem evde hem dışarıda olabildiğim, bir bayram havasında olmamakla beraber heyecandan yerimde duramadığım bir başka 1 Mayıs. Alman dostlar günün koşullarına uygun çok sayıda eylem örgütlemiş. Sabah yürüyüşüm sırasında ve bisikletle dolaşmaya çıktığım zaman rastlayabildim çoğuna. Twitter’da takip edilebilir anlık rota belirlenen yürüyüşlerin yanı sıra.

İnsan var olmak yahut yok olmamak için yok etmez, var etmek için yok eder. Karnını doyurmak için değil, tekrar acıkabilmek için yer. Tüm çabası daha fazlası içindir. Peki ama daha fazlası ne için?

Bazı insanların Covid-19 ile ilgili uyarıları ciddiye almaması sadece bu kesimlerin otorite ile kurdukları ilişki ile alakalı değil. Herkesin kendi bilmezlik halinin ya da bilgisizliklerinin kiminle benzeştiği ya da farklılaştığının sınıfsal (ve politik) bir geri planı var.

Bir pipet, pipetliğini yaptığı sürece pipettir. Pipetlik yapmayı bıraktığı noktada, o artık pipet değil, sadece çöptür. Bu, pipet kullanan bir insanın elindeki pipetle kurduğu hukukî ilişkidir.

Ziyaretçiler

120 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi