Lüks, doğa, insan, ün ve insan madenciliği - Mesele 121

Kuramsal

Doğa ve insan birçok kez ayrıştırılır ve karşılaştırılır. Düşüncelerin büyük bir kısmı bu ayrışma ve kıyaslama ile şekillenir. Herhalde bu ayrışma insanın yapısı gereği solipsist ve benmerkezci oluşundan gelir. Oysa ki insanın benmerkezciliği doğadan gelir, doğa da tıpkı insan gibi benmerkezcidir.

İnsanın doğa ile ilişkili her adımı, Stiller tarafından, ölümcül hastalığı olan ve aldatıldığını farkında olmasına rağmen sesini çıkarmayan Julika’ya gönderilmiş, üzerine kurşun kalemle birkaç satır karalanmış, içinde hiçbir özür sözcüğü, merhamet göstergesi yahut avutucu söz olmayan, buz gibi, duygusuz, Julika sanki Stiller’ı vicdan azabı çektirmek için hastalanmış gibi suçlayıcı, utanmaz bir benmerkezcilikle ve kinizme varan bir kendini beğenmişlikle[1] yazılmış mektup gibidir; bu çerçevede doğa ile sık sık mektuplaşırız.  Lüks sanılanın aksine bir fazlalık, ‘olmasa da olur’ değil ihtiyaçların en hasıdır. Doğadan bize aktarılan kinizme varan benmerkezciliğin ve kendini beğenmişliğin doğurduğu bir ihtiyaçtır. Her şey gibi elbette lüks de görecelidir. Ancak bu göreceliğin üne vardığı noktada madencilik başlar.

            Lüks kavramı muhakkak bireyin kültürel arka planına göre değişkenlik gösterecektir. Libby Banks, BBC’deki World Data Lab, WRAP, Nielsen vd. raporlarına dayandırdığı yazısında lüks endüstri danışmanı Mario Ortelli’ye söz veriyor. Yazıda milenyum insanları lüksün büyüme motoru olarak tanımlanıyor ve onların gitgide daha fazla sürdürülebilirlik meselesine dahil olduklarından bahsediliyor. Bu nedenle hem talep doğrultusunda hem de şirketlerin ekonomik devamlılıklarını geliştirebilmesi adına sürdürülebilirliğin lüks giyim endüstrisinde değişim yaratmaya başladığı ve bir gereklilik olduğu söyleniyor. -İhtiyaç ve performans/kalite kavramlarını içerir.- Buna rağmen JWT grubun 2018 raporunda tüketicilerin %58’inin sürdürülebilir ürünleri lüks olmaktan daha çok “hippi” bulduğundan bahsediliyor. Hassan Pierre ise estetiğin en önemli unsur olduğunu, güzel olmayan ürünün satın alınmayacağını söylüyor.[2] -Estetik kavramına değinmektedir.-

Francine Prose ise İngiliz gazetesi The Guardian’daki “Sosyal Mesafe mi? İşçi sınıfı insanları bu lükse sahip değil” başlıklı yazısında, zenginlerin ve Orta-üst sınıfın eve sipariş vererek alışveriş yapmak, dışarı çıkmamak, uzaktan çalışmak, şehri terk etmek ve evde kek yapıp sosyal medyada fotoğrafını paylaşmak gibi planları varken şanslı olan/işini kaybetmeyen çalışan sınıfın üyelerinin onlara hazırlanan planı ise tıka basa dolu toplu taşıma aracına binmek ve yeterince el dezenfektanı olmayan çalışma alanlarında biri öksürdüğünde endişeye kapılmaktır diyor. Böylece lüksü iğneleyici bir biçimde “ayrıcalık sahibi olmak” anlamında kullanıyor.[3] -Zenginler ve orta-üst sınıftakiler bu ayrıcalığa sahipler: Paha ve değer sahibi olmak, ayrıcalık sahibi olmak.-

Brian Merchant ise The Guardian’daki “Tam otomatikleşmiş lüks komünizm” başlıklı yazısında -yazının işsizlik potansiyeli bölümü hariç- eşitlikçi ve otonom üretimin hâkim olduğu, çalışma sürelerinin düştüğü, mesleki emeğin azaldığı bir toplum kurgusundan bahsediyor.[4] -Burada lüks, bollukla ve kişisel vaktin ve keyfin artmasıyla bağdaşmış durumda.-

Lüksü bu birkaç örnekten, yüzeysel bir araştırmadan ve deneyimlerimden yola çıkarak farklı kültürel arka plana sahip bireylerin farklı katsayılarla bütünleştiği beş başlık ile tanımlamayı doğru buluyorum: Estetik, Kalite, Kişiselleştirebilme, Keyif-Deneyim ve Pahalılık.

İnsan olgusuyla bağdaştırmaya alışık olduğumuz bu kavramlar yine her şey gibi doğadan gelir.

Nasıl ki insan çeşitli lüks arayışına, estetik algıya, kalite arayışına, kişiselleştirebilme arayışına, keyif-deneyim arayışına sahipse ve değerli olana sahip olma arayışındaysa; doğa da aynı şekilde en küçük biriminden bütüncül bir olguya kadar tüm bunların peşindedir ve bunlara sahiptir.

Göreceli olarak güzel veya çirkin olsa bile doğada da estetik algı vardır çünkü doğanın da duyuları ve algısına bağlı olarak gösterdiği bazı refleksler vardır. Tıpkı bir sanatçının-mimarın çeşitli seziler ve duyularla, algıladıklarıyla, estetik bir yorumda ve üretimde bulunma çabası gibi doğadaki tüm unsurlar da başka unsurları algılayarak estetik bir değerle üretimde bulunurlar ve bu noktada doğanın geri kalan unsurları tıpkı estetik üretimle karşılaşan diğer insanlar gibi onu algılarlar ve buna refleks gösterirler. Doğa bu refleksi kimi zaman dişisini etkilemek için kuyruğunu açan erkek tavus kuşuyla, kimi zamansa en iyi ışığı alabilmek ve maksimum fotosentez yapabilmek için olabildiğince çok yaprak sığacak şekilde İtalyan matematikçi Fibonacci’nin ortaya attığı, 1-1-2-3-5-8-13… örüntüsüyle, her sayı bir önceki iki sayının toplamı olacak şekilde devam eden ve bu bağlamda örüntüdeki ardışık iki sayının birbirine oranı yaklaşık 1.618… olan, altın oranla-Fibonacci kuralıyla dizilen bitki yapraklarıyla sergiler. Doğanın estetik olgusu bu reflekslerin yorumu olarak açıklanabilir.

Doğada kalitesiz hiçbir şey yoktur. Her şey amacına en iyi şekilde hizmet etmektedir ve hatasızdır. Amacından sapan yahut artık pek de işe yaramayan unsurlar varsa da ya evrimleşmiştir ya da yok olmuştur.

Doğa deneyim peşindedir ve kişiselleştirme arayışındadır. Sürekli dönüşür, hiç durmaz, tıpkı ne istediğini bilmeyen ve keyif düşkünü bir insan gibi, benmerkezcidir, engel tanımazdır ve anı yaşar. İstilacıdır. Doğada, Aristotales’in bahsettiği ve sanata kadar uzanan “Horror Vacui-Boşluk Korkusu” vardır, doğa boşluktan nefret eder. Her fırsatta, bulduğu ilk boşluğu doldurma, istila etme, kendine göre yorumlama, kişiselleştirme peşindedir. Kaldırım taşları arasından fışkıran bitkiler, terkedilmiş mekânları istila eden böcekler-hayvanlar, ‘anti’si olmayan her türlü ortamda bulunma arayışında olan virüsler ve bakteriler. Uzaya çıksanız, açgözlü şekilde hiç acımadan her şeyi yutmak isteyen karadelikler; yansıtıcı bir yüzey, hava, boşluk, taş, toprak, kum, gaz bulutu, hiçbir şey ayırmadan, önüne çıkan her şeyden yararlanarak sonsuza dek yayılmaya çalışan ışık, fotonlar.

Son olarak, doğa pahalıdır. Tüm insanlardan hatta tüm insanların toplamından daha zengindir. En çok değiş tokuş değerine, en çok pahaya, en fazla değere doğa sahiptir. Doğayı Dünya ile sınırlı tutsak bile, insan doğanın sürekli yaptığı takaslarda bahsedilen hiçbir değerle boy ölçüşemez.

Esasında lüks böylesine somut bir yaklaşımdan çok soyut ve duygusal bir olgudur. Özünde haz arayışı vardır. Haz ise kişinin kendinden geçer, başka bir şeyden değil.

“Benim yaptığım, bildiklerimi söylemek değil, kendimi öğrenmektir; başkasına değil kendime ders veriyorum.”[5] der Montaigne. Yazmak da öğrenme hazzı için bir araç. Bu yazı az sonra bitecek. Mazide kalacak. Ama bu haz için yeni araca muhakkak ihtiyaç duyacağım. Lüks de bu yazı gibi, olsa olsa haza ulaşan bir araç olur.

            Madencilik, keşfedilince, gezegenin-toprağın görülmeyen kısımlarından, en derinlerinden, en gizli kısımlarından, değerli olanı çıkarma ve onu işleme işidir. Çıkarıldıkça derindekiler azalır, yapısı bozulur, aslında olandan, özünden başka bir şeye dönüşür ve tükenir...

Rupert Neate, The Guardian’daki “Lüks Seyahat: 50 varlıklı turist, sekiz ülke…ve bir dev karbon ayak izi” başlıklı yazısında birkaç zenginin 24 günlüğüne bir Boeing 757 uçağıyla dünyanın özel köşelerine seyahate çıkmasından ve ardında bıraktıklarından bahseder…[6]

Doğanın en lüks yerleri, doğanın kendiyle en çok yüzleştiği, yalnız kaldığı, el değmemiş yerleridir. Doğanın lüksleri üne vardığında ise orada madencilik başlar.

İnsan da muhakkak bu haz aracına, lükse ihtiyaç duyar. Ancak dikkat etmeli, insanın lüksünün üne ulaştığı noktada, insan madenciliği başlar…

“Ruhunun derdi içinde ve kaçamaz kendi kendinden. (Horatius)”[7]

Ruhumuz yapacağını gösteriş için yapmamalı, her şey içimizde hiçbir gözün görmediği en gizli yerimizde olup bitmelidir. Orada ruhumuz bizi ölüm korkusundan, acılardan, yüzkarasından bile korur, çocuklarımızı, dostlarımızı, servetimizi kaybetmeye dayanacak ve gereğince savaşın tehlikelerine atılabilecek bir hale getirir: “Çıkar için değil, mertlik şanı için. (Cicero)”[8]

-Montaigne

 

[1] FRISCH Max, Stiller, Çev.: İlknur Özdemir, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2018, sf. 130

[2] BANKS Libby, “What does luxury mean now?”, BBC, 2018.

https://www.bbc.com/culture/article/20181210-what-does-luxury-mean-now (ET:10.07.2020)

[3] PROSE Francince, “Social distancing? Working-class people don’t have that luxury” The Guardian, 2020.

https://www.theguardian.com/commentisfree/2020/apr/01/coronavirus-covid-19-working-class (ET:10.07.2020)

[4] MERCHANT Brian, “Fully automated luxury communism” The Guardian, 2015.

https://www.theguardian.com/sustainable-business/2015/mar/18/fully-automated-luxury-communism-robots-employment (ET:10.07.2020)

[5] MONTAIGNE, Denemeler, Der. Çev.: Sabahattin Eyüboğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2011, sf.5

[6] NEATE Rupert, “Luxury Travel: 50 wealthy tourists, eight countries… and one giant carbon footprint” The Guardian, 2020.

https://www.theguardian.com/sustainable-business/2015/mar/18/fully-automated-luxury-communism-robots-employment (ET:10.07.2020)

[7] MONTAIGNE, Denemeler, Der. Çev.: Sabahattin Eyüboğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2011, sf.33

[8] MONTAIGNE, Denemeler, Der. Çev.: Sabahattin Eyüboğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2011, sf.46

Çok Okunanlar