Denize inen balta - Mesele 121

Okuma Kültürü Derneği, Türkiye Yayıncılar Birliğiyle ortak yürüttüğü çalışma kapsamında “Çocuklardan Büyüklere Mektup” ismiyle çocuklar adına yazılmış bir metin paylaştı. Metnin içeriği şimdilik bir kenarda dursun, oluşturulma biçimine ve sunumuna dair çocuk hakları kapsamında bir iki kelam etmek gerekiyor.

Telif haklarının düşmesinin ardından Türkiye'de tekrar basılmaya başlanan Hitler'in Kavgam kitabı, süpermarketlerde satılıyor. Tepkiler konusunda Türkiye Yahudi toplumu çoğu zaman yalnız.

Kaos GL dergisinin 166. sayısı “Bir İnsan Hakları İhlal Aracı Olarak Hukuk” dosya konusuyla yayınlandı. Derginin Mayıs-Haziran sayısı “Hukukun insan hakları ihlali aracı olduğu ve adalete erişimin imkansızlaştırılmasıyla çalışan yeni hukuk sisteminin LGBTİ’ler için ne ifade ettiğini” tartışmaya açıyor.

Fotoğraf: Vecih Cuzdan

Türkiye kadın hareketinin iki önemli yayını olan Feminist ve Kadınlara Mahsus Gazete Pazartesi’nin kurucularından Ayşe Düzkan, yetmişin üzerinde yazısını bir kitapta topladı. Güldünya Yayınları’ndan çıkan “05 17” kasım ayı sonunda raflarda olacak. Kitapta yazarın daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış yazıları da yer alacak.

Kendini yaşadığı coğrafyanın bir parçası olarak gören Anadolu insanı dağın, taşın, toprağın, derenin, nehrin kanla kirletilmesine asla izin vermiyor aslında. Ruhumuz bunu hazmedemiyor. Bence sevgili Halil İçöz’ü Salavat Tepe’yi yazmaya zorlayan dürtü de bu.

“Hiç şüphesiz, Biz her şeyi kader ile yarattık.” Kuran-ı Kerim, Kamer Suresi 49. ayette böyle der. Ayet, Allahın her canlıyı kader ile yarattığını ve bu kaderin onun dışında hiç kimse tarafından değiştirilemeyeceğini anlatır. Önceden çizilen, hak görülen, değiştirilemeyen kader anlayışını anlatan pek çok ayet var bunun gibi. Peki, hakikaten kader ne anlama gelir?

Polat S. Alpman, bu kitapta “en alttakiler” olarak Kürt emekçilerin dünyasını anlatıyor. Onların yoğun olarak yaşadıkları İstanbul-Tarlabaşı’ndaki emek ve hayat pratiklerine bakıyor. Yazar kitapta Kürt kimliği ile işçi kimliği arasındaki ilişkiyi ele alıyor. Hem tahakküm hem de direniş mekanizmalarını detaylı olarak inceliyor. 

1848 Nisan’ında Almanya’da isyan eden, 1851’de darbeye karşı çıktıkları için Paris’te tutuklanan, 1871 Paris Komünü’nde yer alıp yenilgi sonrası sürgünden payını alan ve 1897’de Brezilya’da kayıtlara geçen ilk anarşistler olan ayakkabıcılar; ve hatta Julius Caesar’ın (Sheakspeare) birinci perdesinde protestocu kalabalığa sokaklar boyu öncülük eden ayakkabı tamircisi, hepimizi “çizmeyi aşma”ya davet ediyor….