Bu haftanın seçkisi (12 Nisan) - Mesele 121

Haftanın kitapları

Bu hafta raflarda yerini alan kitaplar arasından Meselesi Olan 5 kitabı seçtik. İyi okumalar...

  Marx’ın Yasaları  

marxin yasalari
> M. Nuri Durmaz
> Metis Yayınları, 344 s. 
> Satın almak için

Marx bir pozitivist miydi? Ya da kesin ve değişmez toplumsal yasaların varlığına inanan bir Aydınlanmacı mı? İnsanın ve toplumun da aynı doğa yasaları gibi mutlak yasalar altında devindiğini mi düşünüyordu?

Marx'ın bütün yapıtı üzerinde girişilmiş uzun ve sebatlı bir araştırma ürünü olan bu felsefi inceleme, Marx'ın yasa fikrinin pozitivist yasa anlayışından nasıl farklı olduğunu gösterebilmeyi amaçlıyor. M. Nuri Durmaz'ın günümüz için en anlamlı gördüğümüz paragraflarından birini alıntılayalım: “Marx'ta belirsizliğin dışlandığı katı bir kesinlikçilikle karşılaşılmaz. Marx, toplumsal gerçekliğe tarihdışı bir kesinlik gözüyle bakmadığı için, belirsizliğe olumsuz bir içerik yüklemez. Otomatik, kendiliğinden gelişecek bir gelecek anlayışı yoktur... Marx mutlak bir erekselliğin değil, potansiyelliğin içinden konuşur. Hem gerçekleşmeye hem de gerçekleşmemeye muktedir olan bir potansiyellik olarak beklentilerinde belirsizliği dışsal değil, gerçekliğe içkin bir mesele olarak kavrar, belirsizliği anlamaya çalışır. Bunu yaparken de ‘belirsizliğin azaltılması' ile ‘belirsizliğin göğüslenmesi' arasındaki kritik farkı atlamaz. Belirsizliği ortadan kaldırılması gereken bir kötülük olarak değil, bilakis göğüslenmesi gereken bir şey, hatta yeni fırsatlar, imkânlar olarak görür.”

 

  Bir İsyancının Portresi: Louis-Auguste Blanqui  

louis auguste blanqui bir isyancinin portresi
> Doug Enaa Greene
> Çev. Soner Torlak

> Edebi Şeyler Yayınları, 232 s.
> Satın almak için

Louis-Auguste Blanqui: Bir ihtilalci, önce Cumhuriyetçi sonra sosyalist, siyasal devrimci, güçlü bir hatip, kilise karşıtı, azınlık isyancısı ve siyah eldiven takan büyük komplocu...

Louis- Auguste Blanqui (Bir İsyancının Portresi), 19. yüzyıl devrimciliğinin öncülerinden biri olan Blanqui'nin Türkçede yayımlanan ilk biyografisi.
Doug Enaa Greene'in çalışması, Blanqui'nin yaşamındaki ve mücadelesindeki tüm evreleri serimleyen bir çalışma. Yazar, Genç Blanqui'nin Cumhuriyetçilikten sosyalizme nasıl evrildiğini, yaşamındaki önemli kesitleri, uzun süren hapis yaşamını, Aileler Cemiyeti ve Mevsimler Cemiyeti gibi kurduğu örgütleri, çıkardığı gazeteleri, başlattığı ayaklanmaları, bildirilerini, onunla özdeşleştirilen barikatları ve onun sıkı takipçilerini titiz bir çalışmayla okurlarla buluşturuyor.

Ranciére, Blanqui'nin Yıldızlardan Ebediyete adlı kitabı için, “ebediyeti, bireylerin ve insanlığın maneviliği içinde şekillenmiş sonsuz mükemmelleşmenin karşısında çoklu bir sonsuzlaşma (özgürleşme) olarak görüyordu” derken, bir bakıma Blanqui'nin Aydınlanmacılıktan devrolunan materyalizmine, dini retorikten türeyen ezoterizme ve metafizik karşıtlığına da vurgu yapıyordu.
***
Blanqui'nin Marx ve Engels ile olan örtük tartışmasından, 1848 ihtilallerine; 1871 Paris Komünü'nden, hapishanede kaleme aldığı astronomi kitabı Yıldızlardan Ebediyete'ye; yaşamının 37 yılını zindanlarda geçirmiş bir düşünürün ve eylem adamının yaşamı, Louis Auguste Blanqui: Bir İsyancının Portresi’nde...

 

  Kadınlar, Irk ve Sınıf  

kadinlar irk ve sinif
> Angela Y. Davis
> Çev. Selda Arıt

> Heretik Yayıncılık, 286 s.
> Satın almak için


Angela Y. Davis, ırkçılık karşıtı siyah özgürleşme mücadeleleri bağlamında ABD feminist hareketinin eleştirel ve karşılaştırmalı analizi ile başlar bu öncü çalışmasına. İlk olarak, beyaz feminist ve kölelik karşıtı hareketin sınıfsal ve ırkçı çelişkilerini maharetle gözler önüne serer. Bu çelişkiler hiç de sıradan değildir. Davis, ırkçılığın beyaz feminist hareket içerisine sızdığı oyukları çeşitli tartışma ve meseleler üzerinden teker teker ortaya çıkarır. Örneğin, Amerikan iç savaşı ertesinde, kadınlar için oy hakkı hareketi ile ırkçı güneyli siyasetçiler arasında, oy hakkının kadınlara tanınması ancak siyahların bu haktan mahrum bırakılması yönündeki ittifak bunlardan sadece biridir. Ancak Davis'in klasik niteliğindeki bu çalışması, birlikte yürütüldüklerinde mücadelelerin hedeflerine ulaştığını da gösteren deneyim ve örneklerle doludur. Davis, siyah kadınların bazı talepleriyle hem beyaz kadınların hem de ırkçı baskı altında yaşatan diğer birtakım grupların taleplerinin ortak olduğunu; keza ırkçılığın farklı bir yüzünü tecrübe eden siyah erkeklerin de siyah kadınlarla birlikte aynı mücadelenin parçası olduklarını önemle vurgular. Davis'e göre, tahakkümün çeşitli yüzlerinin ötesine gidebilmek ve aralarında herhangi bir öncelik tesis etmeksizin mücadeleyi ırkçılık karşıtı feminist ve antikapitalist bir çizgiye çekmek gerekli olduğu kadar mümkündür de. Kadınlar, Irk ve Sınıf, tarihsel arkaplanı ve aktörleriyle (en başta da Amerikan siyah feminist hareketi öncülüğünde) bir bakıma bu türden bir deneyimin aktarımıdır.

 

  Çalışma Hayatında Özyönetim Deneyleri: Kazova Örneği  

calisma hayatinda ozyonetim deneyimleri kazova ornegi
> Erhan Acar
> Sosyal Araştırmalar Vakfı, 208 s. 
> Satın almak için


“Kazova fabrikasında örgütlenme, işgal ve özyönetime geçişte dışardan etki eden iki nicel ilişki yaşandığına tanıklık etmekteyiz. Bunlardan ilki toplumsal muhalefetin yükselişe geçtiği Gezi Parkı Eylemleri işçilerin işgal ve özyönetim pratiklerine geçişini tetiklerken, ikincisi Alpagut gibi tarihsel deneyimin örnek alınması, üretimden gelen gücün kullanılmasına dair bilginin yaşayarak deneyimlenmesidir. Böylece mevcut koşullar ve tarihsel deneyim işçilerin niteliğini dönüştürücü etkide bulunmuştur. Kazova işçilerinin özyönetime geçişiyle birlikte, sadece kapitalist üretim tarzına alternatif olacak bir üretim tarzı ve çalışma biçimi değil, gündelik kültürel yaşam alanının da dönüştürülmeye çalışıldığı gözler önüne serilmektedir.” - Berna Güler

Patronsuz olmayı aklımızın ucuna bile getirmemizin delilik diye düşünüldüğü bir sistem içerisinde, Patronsuz işçi denetiminde bir fabrika örneği, bir direnişi, Kazova'yı merkezine alarak başka olanın anlatıldığı bu kitap, doğrudan bu hegemonyanın yıkıcı yanlarından biri halini de almaktadır.

 

  Devran    

devran
> Selahattin Demirtaş
> İletişim Yayınları, 138 s.
> Satın almak için

Toz duman kenarlardan, taşradan ve kuytulardan, memleketten yoksulluk halleri. Utananlar, üzülenler, âşıklar, yevmiyeciler, küçük kasabalar, hazin ve uzakta kalan hayatlar.

Devran, inatçı neşesiyle geçip giden zamanın çarpıklığını anlatıyor. Umut umut, cümle cümle... Evvela mahsus selam ediyor doğan güne.

Selahattin Demirtaş, yaralıların, umarsızların, kalbi hızla çarpanların hikâyecisi. Sofrasında konuk ağırlayan, durup durup konuşan...

“Doksanların başı, ziraat fakültesini yeni bitirmişim, iş güç yok henüz. Günün çoğunu evde iş projeleri ve gelecek planlarıyla geçiriyorum. Dile kolay, her gün elli tane iş kuruyorum kafamda. Hemen para kazanmaya başlamam lazım diyorum. Acayip zengin olasım gelmiş, yerimde duramıyorum. Fakirlik içinde büyümüşüz, fakir fakir okuyup üniversiteyi de bitirmişiz. Ama her şeyin bir sonu olduğuna göre fakirliğin de bir sonu var değil mi?”



Joomla SEF URLs by Artio