Bu haftanın kitapları (11 Ocak) - Mesele 121

Haftanın kitapları

Bu hafta raflarda yerini alan kitaplar arasından Meselesi olanları sizin için derledik. İyi okumalar...

  Dünyayı Değiştiren Altı Yıl

> Hélène Carrère d'Encausse
> Çev. Şehsuvar Aktaş
> Yapı Kredi Yayınları, 256 s.
> Satın almak için

Devrimlerin beşiği 20. yüzyılın son çeyreğinde hiç kimsenin öngörmediği bir “devrim” daha gerçekleşti: kimilerine göre sosyalist ütopyanın icrası, kimilerine göre totaliter bir sistem, kısacası Sovyet İmparatorluğu altı yılda çöktü ve bu çöküş, sistemin bitkin düşürdüğü iyi niyetli insanların inisiyatifiyle gerçekleşti.
Dünyayı Değiştiren Altı Yıl: 1985-1991, Sovyet İmparatorluğu'nun Yıkılışı'nda Fransız Akademisi üyesi, Rus tarihi ve kültürü uzmanı Hélène Carrère d'Encausse, tarihçilerin pek de üzerinde durmadığı bir dönemin, kökten biçimde dünyayı değiştirmiş olağanüstü olaylar dizisinin tarihi dökümünü yapıyor:
Andropov, Brejnev, Gorbaçov, Yeltsin, Putin, Çernobil vakası, darbeler, çalkantılar, ekonomik krizler, bağımsızlık hareketleri, perestroyka ve daha fazlası...

 

  Kitle Katliamları

> Abram de Swaan
> Çev. Mine Karataş
> Ayrıntı Yayınları, 336 s.
> Satın almak için

Kitle katliamları “modernite”nin, hatta “demokrasi”nin ya da aksine “medeniyetin çöküşü”nün veya “barbarlığın geri dönüşü”nün doruğa ulaşmasının bir göstergesi midir? Bu katliamları işleyen kişiler “sıradan” mı yoksa “psikopat” olarak mı nitelendirebilirler? Holokost vakasının başlı başına tarihsel bir tekilliğe, eşsizliğe sahip olduğu ya da diğer soykırım örnekleriyle kıyaslanabilir olduğu söylenebilir mi?
Bu kitap, yirminci yüzyılda meydana gelen yaklaşık yirmi kitlesel imha olayının analizini yaparak, geçirilen cinai cinnetlerin hangi koşullar altında patlak verdiğini ve bireylerin bu vakalarda yer almak için sonunda nasıl birer gönüllüye dönüştüklerini anlamak amacıyla, yukarıdaki çoğaltılabilecek soruları ve yaklaşımları tartışmaya açma niyetindedir. Bu hususta benzersiz bir görüş öne sürülmektedir: Haftalarca, aylarca, hatta yıllarca, tereddüt etmeden, acımasızca, kimi zaman da coşkuyla, iş olup bittikten sonra vicdan azabı duymadan hemcinslerini katleden kişiler, sadece zamane ideolojilere ya da emirlere itaat eden “sıradan insanlar”dır: “siz ve ben ya da herhangi biri aynı koşullar altında aynı şeyi yapmış olabilir.” Abram de Swaan bu araştırmasında, kitle katliamlarının oluşumunu, gelişimini ve tanıklarını, olaylarda önemli roller oynayarak genellikle göz ardı edilen ya da harfi harfine itibar edilen kahramanları inceleyerek, baştanbaşa “kötülüğün sıradanlığı” tezini mercek altına alıyor...

 

Metaların Kerameti

> Melda Yaman, Özgür Öztürk
> İletişim Yayınları, 230 s.
> Satın almak için

“İçinde yaşadığımız kapitalist toplum, birçok yaşamsal nesnenin ve sürecin metalaştığı, her yanımızı alınıp satılan metaların kuşattığı özgül bir tarihsel dönem oluşturuyor. Önümüzdeki, arkamızdaki, sağımızdaki, solumuzdaki her şey meta – yiyecekler, içecekler, giysiler, evler, arabalar, toprak, su... Hatta neredeyse hava bile meta. (...)
İnsanın ihtiyaçlarının sınırının olmadığı iddiasıyla, bu binlerce çeşit ürün bir “cennet” vaat ediyor. (...) Her şey için bu metalara muhtacız.
Bilim epeydir meta üretiminin devindirici gücü olmuş durumda. Keza sanatın da meta dünyasının dışında kaldığını söylemek hayli güç. (...)
Bir yandansa bize vaat edilen ‘cennet' bir cehennem aynı zamanda. Doğru, metalara muhtacız ama metalara sahip olmaksa kendi canımızı, kanımızı, üretken gücümüzü meta haline getirmekten geçiyor ne yazık ki.”
İktisadiyatın kilit ve “sihirli” kavramı metanın, tarihsel ve çok boyutlu bir analizini yapıyor bu kitap. İlk insan toplumlarında metanın yerine dair tarihin ve antropolojinin bulgularından, klasik felsefede Aristoteles'te metanın “kerametine”...
Modern ekonomi-politikte metanın kazandığı anlamdan, Marx'ın yönteminde ve Kapital'de metanın önemine; metaların fetiş karakterine ve sıradan bir meta olmanın “ötesine” geçen bir meta olarak paraya... Kadınların hane içindeki karşılıksız emeğinin metalaşma sürecinden istisna edilmesinin ataerki-kapitalizm ittifakındaki işlevine.
Melda Yaman ve Özgür Öztürk, Ankara Dayanışma Akademisi'nde verdikleri derslerin ürünü olan bu kitapta, meta kavramı üzerinden bütün bir insanlık tarihi ve iktisat bilimi okuması yapıyorlar bir bakıma. Meta kavramı üzerinden, insan oluşumuzun olanak ve kısıtlarını sorguluyorlar.

 

  Yeni Paris’in Son Günleri

> China Miéville
> Çev. Betül Çelik
> Yordam Kitap, 224 s.
> Satın almak için

Sanatın her alanında geniş yankılar uyandırmış, insanlığın gerçekliğe dönük bakışını ve algısını değiştirmiş, Dali'nin “eriyip gitmiş saat” çizimlerinden Breton'un “büyük çizgileriyle tanınan umutsuzluk” şiirlerine büyük bir akım: Sürrealizm.
Toplumun her alanında büyük yankılar uyandırmış, korkunç yıkımlara yol açıp gerçekliğimizi darmadağın etmiş, bu arada “faşizm” belasını da insanlığın başına bela etmiş, yakın tarihin en korkunç olayı: İkinci Dünya Savaşı.
“Tuhaf kurgu”nun ustası China Miéville, ikisini bir araya getiriyor!
İkinci Dünya Savaşı yıllarında, Paris'te. Eski Paris'te ve “yeni”sinde!
Gerçeküstücülerin resimlerinden, şiirlerinden ve manifestolarından fırlamış “manif”ler dolaşıyor şehirde. Gerçeklikle ilgili algımızı dönüştüren o çizgi ve sözcüklerden “tezahür eden” varlıklar...
“Muhteşem ceset” en başta, pek çok “manif” var şimdi aramızda. Yeraltı mücadelesi sürdüren militanlar gibi, Direniş (Rezistans) hareketinin birer parçası onlar da.
Faşizme karşı direnişin, Fransa'daki “rezistans hareketi”nin romanı Yeni Paris'in Son Günleri. Direniş içerisindeki sürrealistlerin. Resimlerle, şiirlerle, romanlarla, sözcüklerle, “manif”lerle direnenlerin...
“Tuhaf kurgu”nun ustasından, bir solukta okumalık!

 

  Dava
  Sokrates'ten O. J. Simpson'a Yargılamanın Tarihi

> Sadakat Kadri
> Çev. Gökhan Arıkan
> Kolektif Kitap, 552 s.
> Satın almak için

“Yeryüzünde hüküm verme hakkı tam olarak kime tanınmıştır?”
Uluslararası insan hakları davalarıyla tanınan avukat ve gazeteci Sadakat Kadri, Sokrates'in meşhursavunmasından engizisyona, cadı avından hayvanların yargılandığı mahkemelere, Nürnberg'den Stalindöneminin düzmece duruşmalarına, ırkçı önyargılardan savaş suçlarının yargılanmasına uzanan hattıizleyerek farklı hukuk sistemlerini ve tarihin ünlü ceza davalarını masaya yatırıyor. Alice'in harikalar
diyarında çalıntı turtalar için kurulan mahkemeyi, toprağı eşelemekten yargılanan üç köstebeği ya da bir kan davasını anlatan Kuzey'in ünlü destanı Yanık Njáll'ı unutmadan, ayrıntıları ciddiye alarak, mizahı da ihmal etmeksizin yargılamanın tarihini usta bir hikâyeci diliyle aktarıyor.
Farklı dönem ve konular ekseninde ilerleyen Dava cezalandırma yöntemlerini sorgulayıp ceza davalarınıtakip ederken günümüze de damgasını vuran cadı avları, hukuksuz yargılamalar ve haksız kararlar üzerineyeniden düşünmeye vesile oluyor.

Joomla SEF URLs by Artio