Bu haftanın kitapları (28 Aralık) - Mesele 121

Haftanın kitapları

Bu hafta raflarda yerini alan kitaplar arasından Meselesi olanları sizin için derledik. İyi okumalar...

  Rusya Tarihi

> Catherine Evtuhov, Richard Stites 
> Çev. Ahmet Cevdet Aşkın
> Tarih Vakfı Yurt Yayınları 678 s.
Satın almak için

Yazarları bu kitabı Sovyetler Birliği'nin çöküşünden hemen sonra yazmayı düşündüler. Bitirdiklerinde kitap Sovyet dünyasının kurulmasıyla sonlanmayan yeni bir Rus tarihi görüşünü teklif eden ilk sentetik tarih çalışması oldu. Bu kitap günümüzde ABD ve Avrupa üniversitelerinde Rusya tarihi hakkında en çok kullanılan iki ders kitabından birisi olma özelliğini taşımaktadır. Kitabın yazarları öyle bir Rusya tarihi anlatmak istediler ki bir yandan temel olayların açık ve dengeli bir kronolojisini öte yandan da günümüzde tarihin en dikkat çeken yönlerini içersin. Bu nedenle kitap gündelik hayata, toplumsal roller ve kimliklere, kültürel dinamiklere ve toplumsal cinsiyet meselelerine eğilmektedir. Modern Rusya tarihi boyunca hayati bir rolü olan dini deneyimler, bu kitapta hakkettikleri ilgiye kavuşmuşlardır. Yazarlar ayrıca pek sık ihmal edilen Ruslar haricindeki ve Slav kökenli olmayan milli cemaatlere ve onların Rusya tarihindeki payına hatırı sayılır bir yer ayırmaktadır. Kitabın en büyük başarılarından biri kültür meselelerini edebiyat, sanat, müzik“gerçek” tarihin bir süsü olarak ele almak yerine tarih anlatısının temel yapı taşları olarak görmesidir. Bu kitap ayrıca 19. ve özellikle 20. yüzyılda ortaya çıkan göç ve diaspora hakkında ayrı bir bölüm barındıran ilk Rusya tarihi kitabıdır.Kısacası, Rusya Tarihi, 1990'lar ve 2000'lerde şekillendiği haliyle tarihçilerin Rusya tarihine olan yaklaşımlarını yansıtmaktadır.

  Franz von Papen
  Hitler’in Türkiye Büyükelçisi

> Reiner Möckelmann
> Çev. Selma Türkis Noyan
> Kitap Yayınevi, 406 s.
Satın almak için

İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanya'sının Türkiye büyükelçisi Franz von Papen'di. Türkiye Cumhurreisi İsmet İnönü, Başvekil Refik Saydam, Hariciye Vekili (daha sonra Başvekil) Şükrü Saracoğlu, Saracoğlu'ndan sonra görev yapan Hariciye Vekili Numan Menemencioğlu, Türkiye'nin Almanya Büyükelçisi Hüsrev Gerede, Franz von Papen'in başlıca muhataplarıydılar. Onlar Avrupa'yı Atlas Okyanusu kıyılarından, Ural Dağlarına kadar istila eden Nazi selini Türkiye'den uzak tutmaya çalışıyorlar, Franz von Papen de Türkiye'nin Nazi Almanya'sı yanında saf tutması için çaba harcıyordu. Papen'in bu temel görevinin yanı sıra yaptığı şeyler de vardı: Anadolu Ajansında çalışan Türk vatandaşı Yahudilerin işten çıkarılmalarını sağlıyor, Türkiye vatandaşı Yahudilerin resmi görevlere alınmaması ve Nazi rejiminden kaçarak Türkiye'ye sığınan ve esas olarak üniversitelerde görevlendirilen Yahudi ve Alman sığınmacıların işlerinden çıkarılmaları için girişimlerde bulunuyordu. Almanya Büyükelçisi von Papen'e 24 Şubat 1942'de Ankara'da bir suikast girişiminde bulunuldu. Sabah saat on civarında Papen ve eşi Atatürk Bulvarında yürürken yakınlarında patlayan bomba her ikisini de yere yıktı. Suikastçının bombayı erken ateşlemesi kendisinin parçalanmasına, Papen'in kurtulmasına yol açmıştı. Polisin suikastı hazırlayanları bulmak için takip ettiği izler İstanbul'daki Sovyet Konsolosluğuna ulaşıyordu. Öte yandan Papen'in büyükelçilik döneminin belki de en önemli olayı bir casusluk meselesiydi. İngiltere'nin Türkiye Büyükelçisi Hughe Knatchbull-Hugessen'in Kosova kökenli uşağı Elyeza Bazna bu olayın kahramanıydı ve von Papen kimliğini gizlemek için ona Çiçero adını vermişti. Çiçero Almanlara kısa sürede dört yüzden fazla gizli belge aktardı, bunun karşılığında da 300 bin Sterlin aldı. Ne var ki Almanlar ödemenin yarısını hakiki banknotlarla, yarısını ise kendi bastıkları sahte banknotlarla yapmıştı. Savaştan sonra Elyaza Bazna Federal Almanya'ya karşı bir tazminat davası açtıysa da sahte banknotlarını tazmin etmeyi başaramadı.
Reiner Möckelmann ekonomi, filoloji ve sosyoloji eğitimi gördü. Bir Alman diplomatı olarak Ankara, Belgrad, Lima, Moskova ve Viyana büyükelçiliklerinde görev yaptı. 2003-2006 arasında Almanya'nın İstanbul başkonsolosuydu. Emekliliğinden sonra Almanya'nın Nazi geçmişi üzerinde çalışmaya ve kitaplar yazmaya başladı. 2016'da İkinci Vatan Türkiye;Ernst Reuter'in Ankara Yılları başlıklı kitabı yayınlandı.

  Komşular ve Düşmanlar 
  Filistin ve İsrail'deki Araplar ve Yahudiler 1917-2017

> Ian Black 
> Çev. İrem Sağlamer
> Pegasus Yayınları 576 s.
Satın almak için

Otuz yılı aşkın bir süre boyunca Ortadoğu'da Guardian için muhabirlik ve editörlük yapan Ian Black'ten, Filistin'de yaşanan savaş, işgal ve çatışmalar üzerine kapsamlı, nihai ve dengeli bir kitap.
Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde Kutsal Topraklar'a ilk gelen siyonistlerden başlayan yazar, çok geniş kapsamlı kaynaklardan yararlanıyor: gizliliği kalkmış belgelerden sözlü tarihe ve kendisinin yaptığı gözlemlere. Modern dünyada her iki taraf için de en kutuplaştırıcı çatışmalardan birinin kilometre taşlarını gözler önüne seriyor.
Birinci Dünya Savaşı'nın üçüncü yılında kaçınılmaz bir çatışmanın tohumları ekildi: Kudüs Valisi İzzet Paşa, İngiliz birliklerine teslim oldu ve Dışişleri Bakanı Lord Balfour “Yahudi halkı için bir anayurt” kurulmasına sıcak bakan bir bildiri yayımladı. Komşular ve Düşmanlar, 30'lardaki Arap isyanını, Nazilerin soykırımının uzun soluklu yankılarını, İsrail için bağımsızlık, Filistin için Nakba'yla sonuçlanan 1948 savaşını, Altı Gün Savaşı'nın lanetli zaferini ve Filistin'in tekrar uyanışını, birinci ve ikinci intifadayı, Oslo Anlaşmaları'nı ve diğer tüm barış görüşmelerini detaylarıyla izliyor. Elli yıl süren işgal, yerleşimler ve Batı Şeria duvarından sonra iki devletli çözüm umutlarının nasıl tükendiğini ve gelecekte bölgeyi nelerin beklediğini araştırıyor.

  Cumhuriyetin Müzik Politikaları

> Fırat Kutluk
> h2o Yayınları, 272 s.
Satın almak için

Osmanlı saltanatının son döneminde başlayan “Klasik Batı Müziği” ile modernleşmenin basamaklarında yükselme hevesi Cumhuriyet ile beraber bir ülkü haline gelmiştir. Klasik müziğin ithalinden klasik müzikte doku nakline geçilmiştir.
Ulus inşası ulusal müziği gerektirirken, ulusal müzik de kaynaklarını halkın bağrında arayacaktı. Aradı da...
Peki, derleme çalışmaları bilimsel bir sonuca vardı mı? Köy Enstitüleri, Halkevleri girişimlerinin sonuçları ne oldu? Bu kurumların kapatılması müzikte ufkumuzu açtı mı? “Köçekçe”ye klasik Batı müziği aşısı tuttu mu? “Klasik Türk Musikisi” yasağı ulusal bir müziğin oluşumuna zemin ve zaman kazandırdı mı? Türküleri etnik kimliğinden arındırmak onları ulusal kıldı mı? Biz bugün, ne dinliyoruz?
Bir önder, siyasetçi ya da seçkinler; ulus, ulusal kültür, ulusal müzik yaratmak için politikalara mı sahip olmalıdırlar yoksa talimatlar yeterli midir? Bir provadan diğerine ulusal müzik yaratılacağı beklentisi fazlasıyla hayaldi belki ama konservatuvarların ilk ya da onuncu mezunlarıyla hedefe varılacağı gerçekçi miydi?
Müzik adına yapılanları, içeriklerinin anlamını ve uygulamanın sonuçlarını sorgulayan makaleler.
Ne yapılmaması gerektiğini sergileyen ve yapılabileceklerin ipuçlarını barındıran bir kitap...

  Azınlık Spor Kulüpleri ve Sporcular

> Orhan Şevki
> İş Bankası Kültür Yayınları, 192 s
Satın almak için

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Azınlık Spor Kulüpleri ve Sporcular, Türkiye'de sporun bir başka tarihçesini sunuyor. Osmanlı'da, esas olarak yabancılar aracılığıyla başlayan modern spor faaliyetleri çeşitli baskılarla karşılaşmış; özellikle futbol Türk sporculara yasaklanmıştı. Öyle ki Türk futbolculardan bazıları sırf yasakları delmek uğruna adlarını değiştirip futbol oynamaya çalışmışlardı. II. Meşrutiyet ile birlikte gelen özgürlük ortamı Türk sporcuların da sahalara çıkmasına imkân sağladı. Cumhuriyet ile birlikte bu süreç hem büyük bir hız kazandı, hem de kurumsallaştı. 20. yüzyıl başından itibaren art arda kurulan Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe ve diğer Türk kulüpleri yıllarca Türk sporuna hizmet ederken, azınlık spor kulüpleri de çok iyi sporcular yetiştirdiler ve bunların çoğunu da bu üç büyük kulübe verdiler. Böylece Türk sporuna azınlık sporcuların katkıları yadsınamaz hale geldi. Aralarından sayısız milli sporcu, sayısız şampiyon çıktı. Ancak siyasi olayların getirdiği baskılar sonucu nüfusları yavaş yavaş azalan gayrimüslim cemaatlerle birlikte azınlık kulüpleri de tek tek eridi, çoğu sporcular yitip gitti. Maddi olanaklar tükendi, bu kulüpler kendi yağlarıyla kavrulmayı sürdürdüler. Bugün artık Türk sporunda bir Vahram Papazyan, bir Tahtaperde Aleko, bir Büyük Garbis, bir Buduri, bir Garbis Zakaryan, bir Vartan Tetikbaş, bir Garo Hamamcıoğlu, bir Kasapoğlu, bir Niko Kovi, bir Violet Kostanda, bir Rober Eryol, bir Lale Kohen, bir “Ordinaryüs” Lefter çıkmıyor. Ama hiç değilse anıları koruyabiliriz. Spor, müzik ve Adalar tarihleriyle ilgili çalışmalarıyla da bilinen Orhan Şevki, elinizdeki kitapla işte bunu yapıyor. Kitap, Azınlık Spor Kulüpleri ve Sporcular alanına giren her madde ve her ismi eksiksiz bir şekilde kapsama iddiasını tabii ki taşımıyor, ama okuyucuyu yukarıda sayılan isimler ve daha niceleriyle, unutulmaz takımlarla, güzel anekdotlarla birlikte sporun hemen her dalında bir zaman yolculuğuna çıkarıyor.

Joomla SEF URLs by Artio