Sokaklar... - Mesele 121

Ona karanlık, soğuk, lanet bir kış günü Fatih’in ana caddesi Fevzi Paşa’da, Pehlivan Lokantası’nın önünde rastladım. Ensesinin kalınlığı, şüpheye yer bırakmayacak şekilde erkek olduğunu söylüyordu. Kiri, pası, sokakta yaşadığını.

Maçka Parkı’na kediler uğramaz. Onların mekânı, yukarıdaki daha küçük Sanat Parkı’dır. Aşağıdaki büyük park köpeklere aittir. Husky’ler, Golden’lar, Pitbull’lar… Parka girince sahiplerinin tasmalarını tutan ellerinden kurtulur, birbirleriyle boğuşmaya, çimenler üzerinde koşmaya, kargaları kovalamaya başlarlar. Tabii bir de yolunu şaşırıp yanlışlıkla Maçka Parkı’na girmiş kedileri. Çevrede yaşayan kediler bunu bilir ve Maçka Parkı’ndan uzak durur.

Onu ilk kez bir buçuk yıl önce Şişli Camisi’nin karşısındaki Arzu Pasajı’nda görmüştüm. Komik bir yürüyüşü vardı, kabadayı gibi yalpalaya yalpalaya. Sonra yürüyüşünü komik yapan şeyin adımları olmadığını fark ettim. Kuyruğu yoktu. Arkadan bakınca, attığı her adımda bacaklarının nasıl hareket ettiği, olanca çıplaklığıyla görülüyordu. 

Mesele’nin Editörü Kemal arayıp ne zamandır yazmadığımı hatırlatınca Bursa’yla ilgili uzun zamandır yazmak istediğim yazıya başladım. 1980’lerin başında Bursa’da yatılı öğrenciydim. Türkiye Özal öncülüğünde küresel ekonomiye eklemlenmeden hemen önce... O zamanlar Bursa birkaç yüz bin nüfuslu küçük, kavruk bir Anadolu kentiydi. Tam da Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir’de dediği gibi “Muayyen bir devrin”, Osmanlı’nın malı... 

Sokakta yaşayan insanlara imrenen, onlar gibi bir hayat sürmek isteyen bir arkadaşım var. Aynı anda üç-dört topu havada tutmaya çalışan jonglörler gibi o da uzun zamandır birkaç işi aynı anda idare etmeye çalışıyor. Yorgun. Onun yerinde kim olsa her şeyi bırakıp kaçmak ister.

Çok Okunanlar

Facebook'ta Mesele

Yakındaki etkinlikler