Mesele / Çarkıfelek - Mesele 121

Bir romanı okudunuz, bitirdiniz; güzel, pekâlâ, iyi ettiniz.
Kitabın kapağını eski bir dosttan ayrılmanın hüznüyle kapatıyorken, eğer, roman kahramanları sizinle konuşmaya başlarsa, o zaman işiniz iş demektir.
Yoksa okunan onca şeyin bir kıymeti olmaz.
İyi bir romanın kahramanları günlerce, bazen haftalarca gelip omuz başınızda belirir, sizi sohbete davet eder.
Bazıları arsızdır, siftinir kalır; bir yerlere gitmez.
Kimisi de mahcuptur, utana sıkıla kendisini arada bir hatırlatmak ister.
Ben böyle bir roman kahramanıyla birkaç zamandır konuşup duruyorum, geliyor işim başımdan aşkınken, kimi zaman da ben onu davet ediyorum.
Davete icabet etmediği de var!
Roman kahramanı İfemelu her zaman müsait değildir, bazen uykusunda oluyor mesela...
Yarı açık kalın, etli dudaklarıyla kim bilir hangi rüyasına, o rüyasında beliren göçmen ümitlere gülümsüyor.

Alman Nazizminin dehşet sembolü haline gelmiş bulunan Auschwitz Toplama (Temerküz) Kampını Sovyet Kızıl Ordusu 1945 yılının 27 Ocak günü ele geçirdiğinde, oradan sağ kurtulabilmiş az sayıda Yahudi arasındaki ikiz kız çocuklarından Eva Mozes, 85 yaşındayken önceki gün, bu kampı bir grup genç insana gezdirmek üzere bulunduğu Polonya’da vefat etti.

Her evin kedisi, köpeği olmayabilir ama bana sorarsanız, faresi muhakkak vardır. Siz yok zannedin!
Şehirlerde binalarımızı birbirine görünmez kollar gibi bağlayan yeraltı dehlizlerinde, elektrik-su, hatta doğal gaz taşıyan boru hatlarının uzantılarında, kuytu deliklerinde, söylemeye ne hacet elbette kanalizasyonların en iğrenç köşelerinde bizim evlerimize almadığımız farelerimiz yaşar.
Biz onları besleriz; bilmeyiz!
Onlar şehrin kedisi ve köpeğinden, kafesteki bülbülünden, akvaryumdaki balıktan çoktur.
Böyle olunca, sadece kadim masallarda değil, dünya edebiyatının neredeyse tamamında farelere rast gelinir.
Unutmak kararıyla fare hakkında yazılanı okur, hafızamızdan hemen siler, bir başka romanda karşımıza çıkana kadar karşılaşmamaya titizleniriz.
Ama onlar bizim apartmanlarımızın altındaki bir dünyada yaşıyorlar.
Biz görmezden gelsek bile roman yazarları onları sayfalara taşır, edebiyatın, romancılığın görünmez kahramanları yapar.
Romancıya o yüzden güvenilmez ama onsuz da edilemez.
Okuduğunuz romanın sayfalarında bir hışırtı duyarsanız, ben söylemiş olayım, belki bir fare dolaşıyordur içinde; az sonra karşınıza çıkacaktır, sakın ürkmeyin, bir şey yapmaz!

Sokakta yaşayan insanlara imrenen, onlar gibi bir hayat sürmek isteyen bir arkadaşım var. Aynı anda üç-dört topu havada tutmaya çalışan jonglörler gibi o da uzun zamandır birkaç işi aynı anda idare etmeye çalışıyor. Yorgun. Onun yerinde kim olsa her şeyi bırakıp kaçmak ister.

Bugün yine hiç tanımadığım bir kadına ve onun yaşama inancına hayranlıkla karışık derin bir sızı duyarak baktım Türkiye penceremden. Sosyal medya sayesinde tanıdığım, gülen gözlerini ve kendini ifade etme biçiminin basitliğine ve derinliğine hayranlık duyduğum kadınlar var. Bu kadınlar, güçlü ve ışık saçıyor çevrelerine. Bu kadınlardan birini yitirdik bugün.

Milli Eğitim Bakanlığının internet sitesinde ilan ettiği toplumsal cinsiyet eşitliği projeleri gündeme geldi bu hafta. Çok toz dumanlı bir hafta olduğu için bir grup sağ çevrede infial yaratan, skandal diye gazete sürmanşetlerine konu olan “eşitlik” karşıtı propaganda işe de yaradı üstelik. Projeler internet sitesinde ilan edilen aktif durumundan rafa kalktı. Halbuki büyük ihtimalle AB fonlarından yapılan ve büyük destekler alınan bir proje bu.

Cumhurbaşkanının eşi olan zat, Salda gölünde incelemeler yaptıktan sonra, mutmain olduğunu söyleyerek hepimize de mutmain olmamızı tavsiye etmiş. Anlamına baktım üşenmeyip. Cahilliğime verin, yeni duyduğum bir kelime veya duyup unutmuş da olabilirim, zira kullanımdan kalkmış olduğu açık olan kelimeleri hayatımıza değişik anlamlar üretip sokan bir iktidarımız var.

Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı TÜSTAV, Ruhi Su’nun aramızdan ayrılışının 34. yılında Sofya Radyosuna verdiği röportajdan bir bölümün ses kaydını ve kaydın çözümünü yayınladı. Paylaşıyoruz.

Percy Bysshe Shelley otuzuncu yaş gününe birkaç gün kala, 8 Temmuz 1822’de, Akdeniz’de boğularak öldü. Lord Byron’dan gelen maddi jestle aldığı ve Don Juan adını verdiği tekne İtalya’nın La Spezia kasabası açıklarında alabora olmuştu! Yıllar önce intiharına sebep olduğu ilk eşi gibi, o da boğularak ölmüştü…

Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi bünyesinde yürütülen “Kişisel Arşivi Işığında Leylâ Erbil’in Edebi Dünyası” isimli proje, Türkçe edebiyatın önemli isimlerinden Leylâ Erbil’in kişisel arşivini kataloglayarak dijital ortama aktarıp araştırmacılarla paylaşıma açmayı hedefliyor.

Bu yıl, Alman yolcu gemisi MS St. Louis’in, neredeyse tamamı Nazi zulmünden kaçan Alman Musevilerden oluşan 937 yolcusuyla Hamburg’dan Amerika’ya yaptığı kötü ünlü yolculuğun 80. yıldönümü. Küba hükümeti onlara giriş vizeleri satmış olmasına rağmen, 27 Mayıs 1939’da Havana limanına girdiklerinde, yetkililer sığınmacıların karaya ayak basmasına engellediler.

23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı 19 Ocak’ta Hrant Dink’in önünde öldürülmesiyle toplumsal bellekte sembolik bir yer edinen Sebat Apartmanı’nda bulunan Agos Gazetesi’nin eski çalışma ofisinde, 145 metrekarelik alanda açıldı.

“Yeldeğirmeni’nden Yahudiler Geçti, Anıları Kaldı” başlıklı toplantının ilk oturumunda Harun Niyego “Haydarpaşa’da Geçen 100 yılımız” kitabından alıntılarla mahallenin Yahudi tarihini anlattı. Toplantının ikinci oturumuna ise karikatürist, yazar İzel Rozental “Moda Sevgilim” kitabıyla katıldı.

Çok Okunanlar

Facebook'ta bizi bul

Ziyaretçiler

91 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Joomla SEF URLs by Artio