Bu haftanın seçkisi (8 Mart) - Mesele 121

Haftanın kitapları

Bu hafta raflarda yerini alan kitaplar arasından Meselesi Olan 5 kitabı seçtik. İyi okumalar...

  Kayıp Bir Devrimin Hikayesi  

kayip bir devrimin hikayesi
> Farık Eren 
> İletişim Yayınları, 200 s. 
> Satın almak için

“İçeri girenler, ölenler, sağ kalanlar, sağ kaldığına üzülenler, gençliklerini faşizmin hapishanelerinde geçirenler, içeri girmeyenler, işkence görenler, işkencede konuşanlar, konuşmayanlar, mülteci olanlar... (...) Son yok. Son da Hayri gibi kayıp. Nasıl olsun ki? Hayri yok, devrim yok... Kayıpları aramaya devam ediyoruz. Geçmişe ağlamak fayda vermez. Biliyorum... Ama Hayri ve onun gibi devrimciler yaşasaydı burası başka bir ülke olurdu, bunu da biliyorum.”
Resmî belleğe şiddetli bir politik kutuplaşmanın karanlık çağı olarak nakşedilen 70'li yıllar, başka bir bakışla, sarsıcı bir toplumsal canlanmanın, büyük heyecanların ve ümitlerin dönemiydi.
Faruk Eren, işte Haliç'in kıyı semti Hasköy'ün 70'li yıllarını adımlıyor, gözaltında “kaybedilen” abisinin, Hayrettin Eren'in hikâyesini anlatıyor bize. Bu dönemde komşuluğun, ahbaplığın, gündeliğin nasıl deneyimlendiğinden, semtin siyasi-toplumsal tarihine, insanların nasıl devrimcileştiğine dair eşsiz izlenimler sunuyor. Pişmanlıkların, “keşke”lerin, “iyi ki”lerin izini sürerek yalnızca bir ailenin fotoğrafını çekmekle kalmıyor, tanıklık ettiği tarihi aktararak unutmamanın, hatırlamanın, en önemlisi de hatırlatmanın kıymetini teslim ederek cumartesileri oğullarını, yakınlarını, eşlerini, kardeşlerini arayanlara yoldaş ve yaslarına paydaş oluyor.
Kayıp Bir Devrimin Hikâyesi, kaybedilmek istenene karşı direnmenin, sebat etmenin kitabı.

 

  Sınıfın Sınırlarında Gazeteciler ve Proleterleşme  

sinifin sinirlarinda gazeteciler ve proleterlesme
> Çağrı Kaderoğlu Bulut
> Nota Bene Yayınları, 400 s.
> Satın almak için

20. yüzyılın düşleri süsleyen profesyonel meslekleri, 21. yüzyılın ilk onlu yıllarında yerlerde sürünüyor. Mesleklerdeki değersizleşme tartıya vurulsa, ilk sıra, açık ara farkla gazeteciliğin olurdu. Zira inişe geçtiği nokta, bir hayli yüksekti. Gazetecilik; belli bir diplomadan bağımsız şekilde, toplumsal tabakalaşmanın hemen her çeperine açık bir meslek olarak, her seviyedeki iktidar ilişkilerinin tüm faillerini haber konusu yapabilme olanağına sahipti. Basının gücü ve kurumsallaşması 20. yüzyılın son çeyreğinde en üst seviyeye eriştiğinde, neoliberal programın gereklerine uygun bir şekilde mülkiyet yapısı ve işin örgütlenmesindeki dönüşüm de başlamış oldu.İşte bu kitap, medyadaki dönüşüm sürecini, gazeteciyi merkeze alarak çözümlüyor; bu ayırt edici özelliği ile de medya çalışmaları alanında öncülük sıfatını başarıyla üstlenmiş bulunuyor.
Gazeteciler, bu çalışmada, neoliberal dönüşümün sonuçlarına tabi edilgen varlıklar olarak resmedilmiyorlar; aksine, toplumsal sınıf ilişkileri içindeki nesnel yerleri ve sahip oldukları mücadele kapasitesi ile kendi tarihlerinin yapıcıları olarak kavranıyorlar. Kavramsal düzlemdeki varlıkları, “Ankaralı gazeteciler” şahsında ete kemiğe bürünüyor; meşakkatli saha çalışmasının sonuçları; emek süreci, gündelik yaşam ve örgütlenme deneyimleri olarak analiz ediliyor.
Gazeteciliği; tarihsel bakımdan kapsamlı ve derinlikli, kuramsal bakımdan eleştirel ve açıklayıcı, olgusal bakımdan da zengin bir içerikle çözümleyen bu eser, hem gazetecilik hem de sosyal sınıf çalışmaları için vazgeçilmez bir başvuru kaynağıdır.

 

 

  Cadılar, Cadı Avı ve Kadınlar  

cadilar cadi avi ve kadinlar
> Silvia Federici
> Çev. Bilge Tanrısever
> Otonom Yayıncılık, 120 s.
> Satın almak için

Cadı olduğu varsayılan kadınların avlanıp yakılmasının üzerinden beş yüz yıldan fazla zaman geçti. Kapitalizmin şafağında ilksel birikim sürecinde kapatılan, emek gücünü üreten mekanik bir bedene indirgenen ve tüm ortak olanların çitlenmesine direnişi ile korku salan kadın bedeni, ibretlik işkencelerin deneme tahtası yapılıp itibarsızlaştırıldı. Bugün kadına yönelik giderek artan şiddet ve hatta yeni cadı avları geçmişin izlerinden yürüyor. Topraklarına el koymak için yaşlı komşusunu veya akrabasını asılsız suçlarla ihbar eden bir genç... Az çeyiz getiren karısını öldüren bir koca... Ortak olanları ve cinsel haklarını savunan kadınları evlerinden sürgün eden yerel otoriteler... Mikro-kredilerle toprakları ipoteklemeyi ve yeni çitleme biçimlerini teşvik eden uluslararası kurumlar... Hep birlikte yeni bir ilksel birikim, kapatma ve mülksüzleştirme sürecini örüyorlar. Cadı avlarının tarihini ve mantığını, halen sürmesini sağlayan sayısız yöntemi ve kadına yönelik yeni şiddet biçimlerini anlamaya davet eden Federici, cadıların tarihinin sessizliğe gömülmesine izin vermiyor. Ancak hafızamızı güçlü tutarak cadılık suçlamalarıyla öldürülen kadınların yazgısının tekrarını engelleyebilir, bu şiddete karşı direniş biçimlerimizi ortaklaştırıp yaygınlaştırabiliriz. İşte bu yüzden bu kitap, “Bizler yakamadığınız cadıların torunlarıyız” diyen herkes için.
İtalya'da doğup büyüyen Silvia Federici, 1967'de felsefe eğitimi için gittiği Amerika'nın çeşitli üniversitelerinde ve ayrıca Nijerya'da Port Harcourt Üniversitesi'nde dersler vermiştir. Feminist bir eylemci, araştırmacı ve eğitimci olan Federici'nin çalışmaları esinini toplumsal mücadelelerden almış ve bu mücadelelerle sürekli bir diyalog içinde olmuştur. 1970'lerin başından itibaren, Maria Rosa Dalla Costa ve Selma James gibi kuramcılarla birlikte, Uluslararası Feminist Kolektif'in kurucuları ve “Ev İşi İçin Ücret” kampanyasının örgütleyicileri arasında yer almıştır. Bu hareket, toplumsal yeniden üretimde yer alan kadınlar için ekonomik bağımsızlık talebini dile getirerek kapitalist ve patriyarkal iktidara karşı devrimci bir itiraz oluşturmuştur ve feminist gruplar arasında küresel bir dayanışmaya zemin sunmuştur. Federici, Afrika'daki politik değişim ve toplumsal mücadeleler üzerine çalışmalarıyla da tanınmaktadır. Türkçede yayınlanmış birçok makale ve röportajının yanı sıra basılmış eserleri arasında Caliban ve Cadı: Kadınlar, Beden ve İlksel Birikim (Otonom Yayıncılık, 2012), Sıfır Noktasında Devrim (Otonom Yayıncılık, 2014) bulunur.

 

  Önce Mekân Vardı  

once mekan vardi
>Der. Önder Kulak - Soner Torlak
> Edebi Şeyler Yayınevi, 224 s. 
> Satın almak için

Bir tarafta ordularıyla, sermayeleriyle, bütün yıkıcılıkları ile devletler ve şirketler; sürekli biçimde ele geçirilmeye, temellük edilmeye ve “yeniden yapılandırılmaya” çalışılan mekânlar. Diğer tarafta, kendi yaşam alanlarını, topraklarını, evlerini, mahallelerini, ormanlarını, kısacası mekânlarını savunanlar...

Önce Mekân Vardı, devletlerin ve şirketlerin bu topyekûn saldırısına karşı mekânların söylediğini ve eylediğini kayıt altına alan, bunlar üzerine düşünen ve söz üreten yazıları bir araya getiriyor. Derleme; mekânın siyaset, bellek, praksis felsefesi, işgal ve biyopolitika ile olan bağları üzerine sohbet edip, zamanın ve mekânın dört bir yanında direnenleri; Topraksızlar Hareketi'nin, Sitüasyonistlerin, İtalyan Otonomcu Hareketin ve kent yoksullarının mekânı savunma hikâyeleri üzerinden anlamaya ve anlatmaya çalışıyor.

Önce Mekân Vardı, mekânını savunanların kitabı. Kitapta, Stuart Elden'dan Bob Jessop'a, Metin Yeğin'den Bülent Diken'e, Neil Gray'den Abdurazack Karriem'e birçok düşünürün makalelerini ve denemelerini bulabilirsiniz. Önce Mekân Vardı'yı, Önder Kulak ve Soner Torlak derledi.

 

  Küba: Bir Devrimin Anatomisi  

kuba bir devrimin anatomisi
> Leo Huberman – Paul M. Sweezy
> Çev. Celal Özkızan
> Kalkedon Yayınları, 234 s.
> Satın almak için

Bu kitap ABD'nin arka bahçesinde bir halkın nasıl bir hayata isyan ettiğini ve yerine nasıl bir hayat kurduğunu analiz etmektedir. Bunu yaparken yazarlar, Küba halkının kendi içinden nasıl bir önderlik çıkardığını ve önderliğin özelliklerini de anlama çabasındadır.

“Halka soyut bir özgürlük ve demokrasi anlayışının ötesinde bir şey verilmelidir.” - Fidel Castro
“Küba'da olan şey, sadece, bir oligarşinin yerini diğer bir oligarşinin zorla aldığı tepeden bir saray devrimi değildir. Bu, kitleler halindeki Küba halkının dahil olduğu toplumsalbir devrimdir ve bu devrimin amacı, bir dizi yeni türden egemeni başa geçirmek değil, yeni bir toplumsal düzen geliştirme çabasıdır.” - Lippmann

 

 

 

Çok Okunanlar

Facebook'ta Mesele