Bu haftanın seçkisi (28 Haziran) - Mesele 121

Haftanın kitapları

Bu hafta raflarda yerini alan kitaplar arasından Meselesi Olan 5 kitabı seçtik. İyi okumalar...

  İmkânsız Sermaye  

imkansiz sermaye
> Alp Altınörs
> Yordam Kitap, 256 s.

> Satın almak için


İmkânsız Sermaye: 21. Yüzyılda Kapitalizm, Sosyalizm ve Toplum

Kaybedilmiş devrimlerden eleştiri ve özeleştiri yerine yeni düşünsel dogmalar çıkaranların “tarihin sonu”, “sosyalizmin imkânsızlığı” gibi savlarına karşı kaleme alınmış bir çalışma İmkânsız Sermaye.

Sermaye düzeninin krizini sadece “Dünya Pazarı” ekseninden değil, İstanbul'un “Salı Pazarı”ndan da görüp değerlendiren bizden bir çalışma.

“Kapitalizmin tükenişi ve iflasının, bizzat kapitalistlerce bu denli yüksek sesle itiraf edildiği başka bir dönem yaşanmamasına rağmen, kapitalizmi aşan yeni bir toplum tahayyülünün bu denli kısır ve cılız olması”nın üzerine üzerine giden bir çalışma.

Alp Altınörs, altı yıllık emeğin ürünü olan bu çalışmasında, kapitalizmin varoluşsal krizini aydınlatmaya, sosyalizm alternatifinin çerçevesini güncel gelişmelerle belirginleştirmeye odaklanıyor.

Kitabın ilk kısmında kapitalizmin varoluşsal (organik) bunalımını ele alan Altınörs, ikinci kısımda kapitalizmle bağdaşmayan robot teknolojisinin toplumsal mülkiyet (sosyalizm) altında oynayabileceği role dikkat çekiyor. Üçüncü kısım, büyük durgunluk öncesi dönemde sol düşüncede belli bir yer edinen “komünalizm” akımıyla bir tartışmadan oluşuyor ve Venezuela ile Chávez'e kadar uzanıyor. Dördüncü ve son kısım ise 1990'lardan günümüze sıcaklığını koruyan bir tartışma başlığını, “sınıfı, kimliği ve özneyi” ele alıyor, ezilenler, yoksullar, dışlananlar gibi kategorilere yöneliyor.

Geçmişi ve bugünü sorgulayanlar, yarını ve hep yeniyi arayanlar için...

 

  Demokrasi Seferberliği  

demokrasi seferberligi
> Donatella Della Porta
> Çev. Aslınur Akdeniz Brehmer
> Kafka Yayınevi, 496 s.
> Satın almak için


Demokrasi Seferberliği: 1989 ile 2011 Yıllarının Karşılaştırılması

Garip bir şekilde, Kuzey Afrika'da en son demokrasi protestosu dalgasını göstermek için kullanılan görseller kitlesel protestoyu yansıtırken, toplumsal hareketler üzerine yapılan araştırmalar ve demokratikleşme nadiren birbirleriyle etkileşime girmiştir. Bu kitap bu boşluğu, toplumsal hareket araştırmaları objektifinden demokratikleşme süreçlerine bakarak doldurmayı amaçlamaktadır.

Yazar, demokratikleşmenin her zaman tabandan üretildiğini varsaymadan, kitlelerin seçkinlerle etkileşime girme biçimleri ve müzakere merkezli protesto biçimlerini inceleyerek demokratikleşmenin farklı yollarını belirler: Olaylı demokratikleşme, katılımcı anlaşmalar ve sorunlu demokratikleşme. Odaklanılan ana konu yolların birincisidir: Olaylı demokratikleşme; otoriter rejimlerin genellikle kısa ama yoğun protesto dalgaları sonrasında parçalandığı vakalar. Bu inceleme, bazı dönüştürücü olayların özel gücünü kabul ederek, onları etraflarını saran çok sayıda daha az görünen, ancak yine de önemli protestolar da dahil olmak üzere daha geniş seferberlik süreçlerinin içerisine yerleştirir. Bilişsel, duygulanımsal ve ilişkisel mekanizmalar muhaliflerin hareket ettiği bağlamların dönüştürücüleri olarak belirlenmiştir. Üç yolun hepsinde, kaynakların seferberliği, çerçeveleme süreçleri ve fırsatların kullanımı farklı kombinasyonlarda eylem içinde gelişecektir. 1989'da Orta ve Doğu Avrupa'da ve 2011'de Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da gerçekleşen iki demokrasi protestosu dalgasının kapsamında farklı vakaların karşılaştırılması, yazarın demokrasi seferberliklerinde ortaya çıkan nedensel mekanizmalar ve koşullara ilişkin kuramlar üretmesini mümkün kılmıştır.

 

  Spinoza Sözlüğü  

spinoza sozlugu
> Robert Misrahi
> Çev. Ece Durmuş
> Otonom Yayıncılık, 296 s.
> Satın almak için


Hegel de Bergson da, her felsefenin Spinozacılıkla başladığı ya da her filozofun aslında, bir kendisinin bir de Spinoza'nın olmak üzere, daima iki felsefesi olduğu konusunda hemfikirdir.

Robert Misrahi, bu sözlükte bize yalnızca Spinoza'nın kelimelerini değil, onun felsefe tarihi kadar uygarlık için de taşıdığı bu mutlak değeri keşfetmemize yardımcı olacak bir haritalandırma sunuyor. Spinoza'nın Etika'sının sıkıca örülmüş ağını kendine model alarak, kelimeler arasında katedebileceğimiz farklı güzergâhlar öneriyor.

Bu güzergâhları takip ettikçe, Spinoza'nın kelimelerini birbirine bağlayan problemlere, problemlerini birbirine bağlayan felsefi sistemine daha aşina hale geliyoruz. Her şeyin arzu ve çabayla var olduğu, varlığın dinamizmle özdeş hale geldiği bir ontolojinin ritimlerinde, etiği ve bilgeliği, özgürlüğü ve zihni de bir dinamizm olarak yeniden keşfediyoruz.

Misrahi'nin Spinoza'nın düşüncesinin hareketini izleyerek hazırladığı bu sözlük sayesinde, filozofun gerçekliği aynı zamanda yetkinlik, mutlağı aynı zamanda edimsellik, ebediliği aynı zamanda varoluş, zorunluluğu aynı zamanda özgürlük olarak düşünme önerisinin yarattığı altüst oluşlarla daha iyi başa çıkabiliyoruz.

 

  Büyük Petro  

buyuk petro
> Robert K. Massie
> Çev. Hakan Abacı
> İş Bankası Kültür Yayınları, 1084 s.
> Satın almak için
 

Uçsuz bucaksız, geri kalmış bir kara devleti olan Rusya'yı gelişmiş bir ülke haline getirmek için çarlığı boyunca yorulmak bilmeden çalışan Petro Alekseyeviç Romanov (1672-1725), modernleşme programına, tebaasını Batılılar gibi giyinmeye ve onlar gibi davranmaya teşvik ederek başladı. Halkının geleneksel Rus-Ortodoks sakalını kesmesini ferman eylemesi ve eline aldığı usturayla bu fermanını sokaklarda bizzat uygulaması, iki metreyi aşan boyuyla bu dev çarın izleyeceği siyasetin ilk göstergelerindendi.

Ancak Petro sadece insanların dış görünüşüyle uğraşmakla kalmayıp ülkesinin kalıcı bir dönüşümden geçmesini sağlayacak yeni kurumlar oluşturdu, yeni uygulamalar başlattı. Örneğin sıfırdan yarattığı donanma, Kuzey Buz Denizi kıyısındaki Arhangelsk dışında bir ticaret limanı bile olmayan ülkesini Avrupa'nın önemli deniz güçlerinden biri haline getirdi. Yine Osmanlı'nın Yeniçerilerine benzer Streletsleri, II. Mahmut gibi, ama ondan yüz küsur yıl önce imha edip yerine çağın gereklerine uygun bir ordu kurdu. İşte dönemin en güçlü devletlerinden İsveç'i Poltava'da perişan edip kralı 13. Karl'ın, “Demirbaş Şarl” adını alacak kadar uzun süre Osmanlı'ya sığınmasına neden olan, bu ordudur. Prut'ta Osmanlılar tarafından yok edilmekten Baltacı Mehmet Paşa sayesinde kurtulan aynı ordu, birkaç yıl içinde Lale Devri padişahı 3. Ahmet'e (s. 1703-1730) Pasarofça Anlaşması'nı kabul ettirecek kuvvete ulaşacaktı.

Bilimler Akademisi, devlette aristokrasiyi etkisiz kılan liyakat sistemi, kilisede patriklik yerine Kutsal Sinod makamı gibi birçok kurumdan sıcak denizlere inme politikasına kadar, 1917'de imparatorluk yıkılana dek geçerli kalacak çok sayıda yeniliğe imza attı. Baltık Denizi kıyısındaki bataklık arazide sıfırdan kurduğu St. Petersburg şehri, belki de onun en kalıcı eseri olarak günümüzde de hayranlık uyandırmaktadır.

İktidara geldiğinde önemsiz bir devlet olan Rusya'yı, sonraki asırlarda Osmanlı'nın yıkılmasının asli faillerinden olacak bir Avrupa gücü haline getiren Petro, kimi Osmanlı tarihçileri tarafından “Deli Petro” olarak anılsa da tarihin onun hakkındaki nihai yargısı farklıdır ve bu kitabın başlığını süslemektedir.

 

  Bir Kemikten Bin Söze  

bir kemikten bin soze
> Mineke Schipper
> Çev. Nurkalp Devrim
> Delidolu, 444 s.
> Satın almak için


Bir Kemikten Bin Söze: Dünya Atasözlerinde Kadın

Hollandalı yazar ve akademisyen Mineke Schipper'ın 2005 yılında “En iyi Kurmaca Dışı Kitap” dalında Eureka Ödülü'ne değer görülen dünyaca ünlü çalışması Bir Kemikten Bin Söze: Dünya Atasözlerinde Kadın, Delidolu'nun “Dünyayı Okumak” temalı kurmaca dışı eserler koleksiyonunda yerini alıyor.

Türkiye dahil olmak üzere dünya çapında yaygın olarak kullanılan atasözlerini toplumsal cinsiyet perspektifinden inceleyen eser, sözlü kültür, edebiyat ve cinsiyet çalışmaları alanlarına önemli katkılarda bulunuyor.

İnsanlık olarak farklı coğrafyalarda, farklı dilleri konuşsak da öyle konular vardır ki, onları ifade etme biçimlerimiz ortaklaştığımız kültürel zeminleri ortaya çıkarır. Toplumsal geleneklerin en kısa ifadesi olan atasözlerinde kadınların ve kadınlık hâllerinin temsili de bu konulardan biridir. Peki atasözlerinin kökeni olan bilgi ve deneyim birikiminin doğruluğuna her zaman güvenebilir miyiz? Nasıl oluyor da kadının aşağı konumu söz konusu olduğunda hiçbir fikrimizin olmadığı kültürlerle benzer dilsel ve kültürel ifadeleri paylaşabiliyoruz?

240 dilin sözlü ve yazılı kaynaklarındaki 15 binden fazla atasözünü inceleyen Schipper, alanında öncü bu çalışmasında, atasözlerindeki eril bakışı, erkek egemen kültürün izlerini ve erkek ayrıcalıklarını pekiştiren evrensel yapıyı cinsiyet körü olmayan bir yaklaşımla gözler önüne seriyor.

Kadınların gözüyle görülen hakikatlere zor rastlarsınız ve bu yalnızca atasözleri için geçerli değildir. Peki atasözleri kimin ideallerinden bahseder? Anonim bir tür olarak atasözlerinin “geleneğe” hizmet ettiği ve onu izlediği söylenir, ama aslında kimin geleneğine gönderme yapıldığı hiçbir zaman açıkça belirtilmez. Üstelik, kadınlar hakkında söylenmiş atasözlerinde gizli bir korku duygusu vardır. Kadınlar üzerindeki denetimin kaybedileceği korkusudur bu.

Çok Okunanlar

Facebook'ta Mesele