Bu haftanın seçkisi (24 Şubat) - Mesele 121

Haftanın kitapları

Bu hafta raflarda yerini alan kitaplar arasından Meselesi Olan 5 kitabı seçtik. İyi okumalar...




  Aydınlık İçinde Dr. Şefik Hüsnü  

1
> Gökhan Atılgan
> Sosyal Tarih Yayınları, 120 s.
> Satın almak için

İlk kitabını da yıllar önce TÜSTAV Yayınları’na vermiş olan Gökhan Atılgan, bu çalışmada yaşamının ana hatlarını çizdiği Dr. Şefik Hüsnü’yü esas itibariyle Aydınlık dergisindeki yazıları bağlamında inceleyip analiz etti. TÜSTAV Akademi 2020 Seminerleri’nde de Dr. Şefik Hüsnü’yü sunan Atılgan, bu çalışmasına, Dr. Şefik Hüsnü’nün Aydınlık dergisinde yayınlanmış iki makalesini ekledi: “Türkiye’de İçtimaî Sınıflar” ve “Türk Münevverleri”.

Dünya komünist hareketinin genel kurmayı Komünist Enternasyonal’de Yürütme Kurulu, Kontrol Komisyonu, Batı Avrupa Bürosu üyelikleri gibi üst düzey sorumluluklar da üstlenmiş olan Dr. Şefik Hüsnü, 1919’dan 1959’a kadar 40 yıl boyunca Türkiye komünist hareketinin politik-ideolojik önderliğini yürütmüş bir komünisttir. Ömrünün on yılı aşkın bölümünü cezaevinde, 13,5 yılını siyasal sürgünde geçirmiştir. Türkiye Komünist Partisi’nin kuruluşunun 100. yıl dönümünde TÜSTAV olarak mücadelesi ve anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

 

  Bir Uzun Yol'culuk  

0
> İbrahim Yerden
> Nota Bene Yayınları, 216 s.

> Satın almak için

Bir Uzun Yol'culuk: Bahadın-Pörtek’ten Avrupa’ya Devrimci Mücadele

“Bir Uzun Yol'culuk” birkaç açıdan özgün bir kitap. Birincisi, olayların temel bölümü diğer siyasal anı kitaplarındaki gibi büyük şehirler ya da dağlarda değil, bir küçük kasaba ve bu kasabaya bağlı bir köyde yaşanıyor. Yazarın gençliğinde sağın ve MHP'nin kitlesel ve kadrosal gücünün en yoğun olduğu illerden biri olan Yozgat'ın küçük bir kasabasında, Bahadın'da (ve önceden Sorgun'un bir köyü olan Pöhrek'te) geçirdiği 1970'lerdeki gerilimli yıllardaki antifaşist mücadele kitabın ana temasını oluşturuyor.

Kitabın asıl özgünlüğü ise yazarın bir sosyal-kültürel antropolog olarak bu küçük yörenin toplumsal genetiğini çözümleme çabası. Küçücük bir köyün, kasabanın dahi ne denli kozmopolit olduğunun, birçok kültürün iç içe yaşandığının canlı tanıklıklarını izliyoruz. Kıyımlardan saklanarak kurtulan Ermeni kız çocuklarının yaşamlarını bulacaksınız. Bu kişilerin (bugün artık iyice yaşlanmış olan) çocuklarıyla yapılan görüşmelerle, toplumsal hafızanın derinliklerine doğru adeta bir yolculuğa çıkacaksınız. Eserin bu sosyal antropolojik boyutu, ülkemizdeki siyasal anı kitapları içinde ilklerden birini, belki de ilkini oluşturuyor.

Öte yandan kitabın sınırlı da olsa Avrupa'da siyasi mülteci olmanın zorlukları ve oradaki mücadeleye ilişkin bir kesit sunması ayrı bir zenginliktir. Yazar bu yaşananlara rağmen doğduğu topraklara sırtını dönmüyor ve 1990'lı yıllardan itibaren köyüne, kasabasına arkadaşlarıyla birlikte destek olmaya, oradaki yaşamı dönüştürme çabasına devam ediyor. Bu arkadaş topluluğunun ve yöre insanlarının bütünleşmesi, örnek alınacak derinlikte bir tablo ortaya koyuyor. Eğer bu kitap böylesi saygıdeğer bir çabaya ve onun arka planındaki tarihe bir nebze de olsa dikkat çekmeyi başarırsa amacına fazlasıyla ulaşmış olacaktır.

 

  Teori ve Pratikte Devlet  

0 1
> Harold J. Laski
> Çev. Defne Topçu
> Fol Kitap, 208 s.
> Satın almak için

Devletin doğasını ve reflekslerini çok az kişi Harold Laski kadar iyi anlayabilmiş ve öngörebilmiştir. Laski'nin klasik liberalizme yönelik eleştirileri, modern siyasi düşüncenin yapıtaşlarından olmuştur.

Bu eserinde Laski, devletin egemenliğinin temellerini sorguluyor. ‘Teoride' halk için var olan devletin, ‘pratikte' hukuk, kapitalizm ve demokrasiyle gayrimeşru ilişkiye girerek halka karşı konumlanışını ifşa ediyor. Ayrıca Devlet eserinin dikkatli bir okuması, Sovyetler'in reel başarısızlığının ardından ‘Sol'un anlaşılmasına dair de bir içgörü sağlayabilir.

 

  Varlığımızın İzleri  

0 3
> Miran Pırgiç
> Pırgiç Yayınları, 228 s.

> Satın almak için

Varlığımızın İzleri: Dersim Ermenilerinin Öze Dönüş Hikayesi

Jerzy Kosinsky'nin ilk (ve bana göre yayınevine gittiği andan itibaren insanlığın onurhanesini şenlendirmiş bulunan en büyük) eseri “Boyalı Kuş” romanı, Alman faşistlerinin yaydığı korkunun etkisindeki Polonyalı köylüler arasında barınmaya çalışan küçük bir çocuğun hikayesini anlatır. Şu cümleyle başlar roman: “Marta'nın kulübesinde yaşıyor; her gün, her saat annemle babamın gelip beni alacaklarını umuyordum.” Çocuğun anne babası gelmez, Marta da kısa bir süre sonra ölür ve böylece, kolaylıkla Çingene ya da Yahudi olduğu zannedilebilecek olan çocuğu evinde saklamanın Alman zulmüne uğramakla eşdeğer olduğu o günlerde, bu çocuk, barbarlık yasalarının gelişigüzel işlediği o coğrafyada, yaşanması mümkün ne kadar acı varsa hepsini yaşar.

Yirminci yüzyılın başında, bugünkü Ermenistan sınırlarına uzak yerleşkelerde yaşayan Ermenilerin başına gelenler de Kosinsky'nin anlattığı çocuğun başından geçenlerden aşağı kalır yanı olmayan hikayelerdi. Fakat sözünü ettiğimiz Ermeniler'in yaşadığı coğrafyada, Polonya, Fransa ya da Almanya'da olup bitenlerden farklı olarak yüzleşme ya da hesaplaşma yoluna gidilmedi. O gün Kosinsky'nin kahramanının kendini saklamaya çalıştığı vahşi koşullar, şiddetli tezahürleriyle yaşandı ve sona erdi. Mahkemeler kuruldu, faşistler yargılandı, Yahudilerin, Çingenelerin maruz kaldığı vahşet; edebiyatın, sinemanın, tiyatro eserlerinin, akademik çalışmaların, hatta filozofik incelemelerin konusu oldu, birbiri peşi sıra yapılan araştırmalar mezalimin bilançosunu ortaya çıkarmak ve insansoyunun ibretlik niteliklerini deşifre etmek için yayınlandı. Bizim hikayelerimizin bazı ipuçları ise halen kimi mezar taşlarının sessiz ve vakur duruşlarında öylece sergileniyor ve tıpkı Kosinsky'nin kahramanının umduğu gibi, bir gün “büyük insanlığın” gelip kendini keşfetmesini bekliyor. 

 

  Top Sende  

0 2
> John Berger – Yves Berger
> Çev. Oğuz Tecimen
> Metis Yayınları, 104 s.

Satın almak için

Top Sende: Sanat Üzerine Yazışmalar

“Babam evimizin samanlığında benim için bir atölye yapmadan çok önce orada pinpon masası vardı. Birlikte oynamayı çok severdik. Ben ergendim, o altmışlarındaydı. Aşağı yukarı denk oyunculardık; bazı günler ben kazanırdım, bazı günler de o. Ama maçın sonucunun bir önemi yoktu, bizi oynamaya sevk eden başka bir şeydi: Esas arzumuz şansı ne kadar zorlayabileceğimizi görmek ve alıp verme oyununu bir lütufa çevirmekti. Elbette nadiren böyle oluyordu ama ara sıra oluyordu ve o zamanlarda her şey yerli yerine oturuyordu. Ritim, hareket ve jestler, zamanlama, hepsi tek bir edimin birliğinde toplanıyordu.

“İkimiz de çizimleri pinpon oynadığımızdaki aynı sevinçle ve umutla karşılardık.” - Yves Berger

 

Çok Okunanlar

Facebook'ta Mesele

Yakındaki etkinlikler