Bu haftanın seçkisi (18 Ekim) - Mesele 121

Haftanın kitapları

Bu hafta raflarda yerini alan kitaplar arasından Meselesi Olan 5 kitabı seçtik. İyi okumalar...

  Barış Akademisyenlerinden Hudut Dışı Öyküler  

baris akademisyenlerinden hudut disi oykuler
> Der. Hakan Mertcan
> Nota Bene Yayınları, 184 s.
> Satın almak için

Dünya genelinde sağ-popülist dalganın yükselişi, en son yüz yıl önce tanık olunan bir politik salgını andırıyor. Her yanda birbirine benzeyen politikacılar, aynı hamasetle, kopyacı dilleriyle hayatımıza yön veriyorlar. Her biri, kendi milletini sevdiğini söylüyor, başkalarını hor görüyor ve insan denen varlığın ortak değerlerine sırt çeviriyor. Demokrasi, eşitlik, insan hakları, barış gibi kavramları kötülemekle kalmıyor, bunlarda bir tehlikenin gizlendiğini de ileri sürüyorlar.

Bizim ülkemiz de uzunca bir süredir bu zihniyetin deney sahası haline getirilmiş durumda. İktidarın siyasi kötülüğü, insani acımasızlıkla iç içe geçiyor. Barıştan korkmakla kalmıyor, barışı dillendirenlere de zalimce saldırıyor. Bunun karşısında, ülkemizin akademisyenleri ve aydınları unutulmaz bir duruş sergiliyorlar. Kendi düşüncelerinde yani özgürlüklerinde ısrar ediyor, başlarına gelen her zorluğa rağmen, bir gün geri dönecekleri inancıyla uzun ve acılı bir yola koyulmayı göze alıyorlar. Tarihte bunun ilk olmadığını ve maalesef son olmayacağını da biliyoruz, ama barış akademisyenlerinin bu yolu en güzel yürüyenlerden olduklarını görebiliyoruz.

Yol, her adımdaki ayrıntıların farkına varılarak yürünen uzun bir ufuktur. Keder, özlem, umut, hepsi oradadır. Hudutlara varılır, sürgünlere düşülür, yeni bir kavimler göçünün yaşandığı çağımızda o kavimlerin akıntı yolları izlenir. Ve tarihi kendilerinin yazdığını iddia edenlere karşı başka bir tarih yazmanın imkânları yaratılır. Bu kitap, hudutların ardında, kendilerine ve yaşadıklarına asaletle bakanların sesini yankılıyor. Edebiyat insanın kader haritasıdır, derler. O haritada söz söyleyen akademisyenler yalnızca kendi kaderlerini dile getirmekle kalmıyor yurdumuzun kaderine de el atıyor, onun toprağını aktarıyor, hüzünlü görünen rengiyle umudun tohumlarını ekiyorlar. Hem de yetkinlikle ekiyorlar. Kar, yağmur ve güneş yeşertecek onların el sürdüğü toprağı. – Burhan Sönmez

   

  Halk Düşmanları ve Ahlaki Panikler  

halk dusmanlari ve ahlaki panikler
> Stanley Cohen
> Çev. Deniz Türker
> Heretik Yayıncılık, 296 s.

> Satın almak için


"Toplumlar zaman zaman ahlaki panik dönemleri yaşarlar. Bir durum, olay, kişi ya da grup, toplumsal değerlere ve çıkarlara tehdit olarak tanımlanmaya başlar. Söz konusu öznenin doğası medya tarafından stereotipleştirilerek belirli bir tarzda sunulur. Ahlaki barikatlar; gazeteciler, din adamları, politikacılar ve diğer sağduyulu kişilerce tahkim edilir. Toplumda itibar sahibi uzmanlar teşhislerini ve çözüm önerilerini dile getirirler. Yavaş yavaş olayla başa çıkma yolları geliştirilir ve hatta doğrudan bu yollara başvurulur; devamında ise olay ya silikleşerek gözden kaybolur ya da kötüye giderek daha görünür bir hâl alır." Stanley Cohen, kültürel çalışmalardan etiketleme kuramlarına dek geniş bir literatürde vazgeçilmez bir yer etmiş bu kurucu çalışmasında ahlaki paniklerin "doğal" addedilen niteliğini bir nevi yapı-bozuma uğratıyor. Kaçınılmaz bir tepki olarak görülenden ziyadesiyle inşa edilmiş olanı; keza anlık bir dışavurum olarak ortaya çıkanda da gayet tipik ve köklü eylem repertuvarlarının devreye sokulmasını maharet ve titizlikle ortaya koyuyor. Böylelikle Cohen, ilk bakışta anlık ve kendiliğinden patlamalar olarak "göze çarpan" ahlaki panikleri, tam da bu sözde doğallıklarında, yani "çarpan" değil "gözümüze sokulan" karakterlerinde inceliyor; tüm bu girişimleri ve aktörlerini siyasal ve toplumsal mekanizmalarında ele alıyor. Bu açıdan bakıldığında, bir taraftan tüm normatif şebekeleri hiç olmadığı kadar taşıyıcı ve bağlayıcı vasfını yitirmiş, ancak bununla birlikte, cinsellikten milliyetçiliğe kadar hemen hemen tüm panik temalarında sürekli bir teyakkuz sergilemekten de geri kalmayan günümüz Türkiye'si, hiç kuşku yok ki, oldukça kendine özgü bir ahlaki infialler diyarı olarak görülebilecektir.

 

  1916 Kürt Tehciri  

1 dunya savasi yillarinda 1916 kurt tehciri
> Celal Temel
> İsmail Beşikçi Vakfı, 458 S.
> Satın almak için 

Birinci Dünya Savaşı sırasında bugünkü idari yapıyla 13 ili kapsayan, Erzurum, Bitlis, Van vilayetlerinde yaşayan çoğu Kürt, bir milyona yakın Müslüman halk, Rus işgali dolayısıyla göç ederek mülteci durumuna düşmüştür. Zamanın İttihat ve Terakki Hükümeti, bu göçü, zorla göç/tehcir haline getirerek gizli bir politika ve asimilasyon amacıyla, göç kafilelerini Anadolu'ya sevk etmiştir. Büyük dramların yaşandığı bu ölüm yolculuğunda, göç koşulları, açlık ve salgın hastalıklar dolayısıyla, resmi verilere göre, göç eden bu insanların yarısından fazlası yaşamını yitirmiş, bir kısmı Anadolu içlerinde yok olmuş, az bir kısmı da savaştan sonra yurtlarına dönebilmiştir.

1915-1917 yıllarında yoğunluklu olarak 1916 yılında gerçekleşen bu tehcir, büyük bir trajedi olmasına karşın, bilinmemektedir. Kürtlerin siyasal olarak zayıf olmaları, hiçbir kurumsal yapıya sahip olmamaları, iç ve dış destekten yoksun olmaları, Batılı emperyalist güçlerle farklı dine sahip olmaları, bir yıl önce gerçekleşen Ermeni Tehciri'ne bulaştırılmış olmaları gibi nedenler, Kürtlerin bu süreçte yalnız kalmasında ve bu tehcirin bilinmemesinde etkili olmuştur. Bu kitapta, Birinci Dünya Savaşı'nın Kürtlere etkileri, İttihat ve Terakki hükümetlerinin bu dönemdeki iskân ve nüfus mühendisliği politikalarının bir sonucu olarak gerçekleşen 1916 Büyük Kürt Tehciri geniş bir arşiv taramasıyla araştırılmış, bazı sözlü tarih anlatımlarıyla desteklenip değerlendirilmiştir.

 

  Zenci Aklın Eleştirisi  

zenci aklin elestirisi
> Achille Mbembe
> Çev. Volkan Çandar
> İletişim Yayınları, 272 s.

> Satın almak için

“Eğer geçmişte bireyin dramı sermaye tarafından sömürülmek idiyse, bugün çokluk için trajedi artık sömürülemez bile olmak, sermayenin artık hiç ihtiyaç duymadığı, bir kenara terk edilmiş ‘fuzuli insanlık' içinde sürgün nesnesi olmaktır. Kapitalizmin ilk zamanlarında yalnızca zenci kölelerin maruz kaldığı sistemik tehlikeler, artık bütün alt insanlıklar için norm haline gelmemişse bile, hepsinin payına düşeni oluşturuyor. Zenci olma koşulunun bu evrenselleşme eğilimi, yepyeni emperyal pratiklerin ortaya çıkmasıyla at başı gidiyor. İşte bu yeni yıpranabilirliği, bu eriyebilirliği, bunların yeni varoluş kuralı olarak kurumlaşmalarını ve bütün dünyaya yayılmalarını, dünyanın zenci geleceği diye adlandırıyoruz.” Zenci, bütün insanlar arasında, vücudu metaya dönüştürülen insan türü oldu. Zenci ve ırk, beş yüzyıldan beri, Batı toplumlarının tahayyül dünyasında aynı anlama geliyor. Bu iki kavram modern zamanın bilme ve ondan türeyen yönetim pratiklerinin üzerinde yükseldiği zemini oluşturdular. Zenci kelimesi, aşağılamak ve dışlamaktan öteye, insan türü içinde saymamanın ifadesi oldu. Günümüzün önde gelen post-kolonyal düşünürlerinden Achille Mbembe, zenci olma konumu ve ondan kaynaklanan toplumsal tasarımları inceleyerek, yükselen yeni ırkçılık biçimlerinin üzerine ışık tutuyor. Neoliberal tahakkümün ve güvenlik politikalarının yol verdiği işgal ve yağma savaşları, yeni bir ırkçılığı dünya ölçeğinde yaratırken, Zenci Aklın Eleştirisi modern dünya tarihinin zencisinin farklı biçimler altında yeniden üretilişini gösteriyor. Tabu yıkıcı bir yaklaşımla, günümüz dünyasının önde gelen sorularından biri üzerine bizi düşünmeye davet ediyor: Farklılığı ve yaşamı, benzeyen ve benzemeyeni nasıl düşünmeliyiz?

 

  Odessa  

odessa
> İzak Babel
> Çev. Ergin Altay
> Can Yayınları, 96 s.
Satın almak için

 

Kenar mahalleleri, karanlık depoları ve rıhtımları, kaldırımlarında gezen yük arabaları, mezarlıkları, meyhaneleri, genelevleri, sinagoglarıyla bir liman şehri Odessa.

İzak Babel öykülerinde bizi bu Yahudi kentinin kaçakçılar, dilenciler, tefeciler ve gangsterlerin dolaştığı tekinsiz arka sokaklarına götürüyor ve Rus edebiyatının en ikonik antikahramanlarından biri olan kibar ve acımasız suçlu Benya Krik ile şehri kasıp kavuran Moldavanka çetesinin masalsı, matrak ve renkli serüvenlerini anlatıyor. 

 

 

 

Çok Okunanlar

Facebook'ta Mesele