Altın Kelepçe ödüllü Ayfer Kafkas iyi polisiyenin kuralını açıkladı - Mesele 121

Yazarı Anlatıyor

Şubat 2020’de yayınlanan Divina’nın Bileziği adlı kitabı ile Türkiye Polisiye Yazarları Birliği (TPYB) Kristal Kelepçe Polisiye Edebiyat Ödülllerinde Yılın Romanı Ödülüne layık görülen Ayfer Kafkas, derneğin internet sitesi için soruları yanıtladı. Hem kendisi hem eseri hem de polisiye edebiyat hakkında soruları yanıtlayan Kafkas'a göre iyi bir polisiyenin en önemli kuralı, hafiye ile okurun eşit şartlarda yarışması.   

Önce sizi biraz tanıyalım. Edebiyat geçmişiniz ve varsa etkilendiğiniz yazarlardan bahseder misiniz biraz?

1979 yılında Kütahya’da doğdum. Halen doğduğum şehirde yaşıyorum. Evliyim ve iki çocuk annesiyim. Küçük yaşlardan itibaren okumaya ve yazmaya büyük ilgi duydum. Çocukluğumda, küçük bir şehirde olmanın da getirdiği bir dezavantajla kısıtlı imkanlar içerisinde ulaşabildiğim her türlü dergi, çizgi roman ve öykü kitabını okuyarak vakit geçirmekten keyif alırdım. O dönemlerde ufak tefek öyküler kurgulamaya da başlamıştım. Bu öyküleri çoğunlukla yazmaz, etrafımdakilere anlatırdım.

Öykülerimi yazıya dökmeye başlamam lise yıllarımda oldu. Bu dönemde kısa, pek de özgün olmayan, genellikle macera ve gizem öyküleri kaleme aldım. Öykülerim beğeni toplayıp öğretmenlerimin ilgisini çekmeye başladı. Yine de hâlâ düzenli bir yazma planım oluşmamış, yazma konusunda kendime bir hedef belirlememiştim.

Üniversite tahsilinin ardından geçirdiğim iki yıllık iş arama sürecinde ilk romanımı kaleme almamla birlikte daha düzenli bir yazma serüvenine başlamış oldum. Önceleri sıklıkla fantastik kurgu türünde yazarken, daha sonraları çocukken severek okuduğum gizemli polisiye öykülerinin de etkisiyle polisiye yazmaya başladım.

Okumak benim için hep en keyifli işlerden biri olmuştur. Fakat yazmaya başladıktan sonra okumanın da benim için anlam değiştirdiğini fark etmeye başladım. Artık yalnızca okumuyor, okuduğum kitabın işlenişine, yazarın kelime seçimine, okuyucuya hissettirmeden aktardıklarına bakıyordum. Bu şekliyle düşünüldüğünde aslında her kitap, her yazar bana az veya çok katkıda bulundu, katkıda bulunmaya da devam ediyor… Bu yüzden tek bir veya birkaç yazardan etkilendiğimi söyleyemem fakat E. A. Poe, H. P. Lovecraft ve Jules Verne her dönem sevdiğim, sevmekten vazgeçmediğim yazarların başında geliyor.

Son romanınıza geçelim. Roman ve başkahramanınızın esin kaynağı ve yazma süreci hakkında bilgi verir misiniz? Yazma sürecinde etkilendiğiniz olaylar ve çözmekte zorlandığınız düğümler oldu mu? Bunları nasıl çözdünüz?

Şahsi hayatımı, yaşadıklarımı ve tanıdığım insanları yazılarıma pek fazla yansıtan biri değilim. Belki de bu sebepledir ki yazılarımı okuyan ve beni tanıyan hemen herkes ufak bir şaşkınlık geçirir, bilhassa içerisinde cinayet geçen bir şeyi nasıl yazabildiğime hayret eder. Zaten hakikaten yaşanmış olaylardan veya gerçek kişilerden yalnızca belirli bir noktaya kadar esinlenmeye gayret ediyorum. Konunun ve kişilerin özgün olmasına önem veriyorum. Bu yüzden net bir şekilde şu, esin kaynağı oldu bana diyemeyeceğim.

Yazma sürecinde planlı bir şema dahilinde ilerlemeye gayret ediyorum. Polisiye yazmanın daha net, daha titiz olmayı gerektirdiğini öğrendim. Kurgudaki detaylar hariç tüm serüveni kronolojik olarak önceden hazırlayıp yazmaya başlıyorum. Kurguya etki etmeyecek, düğümü çözerken gerekmeyecek detayları yazarken kurgulamanın bir mahzurunu görmedim fakat ana kurguda planlı gitmeye gayret ediyorum. Elbette bu esnada nasıl bağlayacağımı bilemediğim düğümler oluyor. Böyle zamanlarda her an aklım kurguda olur, çoğunlukla dalgın bir hale bürünürüm. Başka işlerimi yaparken bile çözümü düşünürüm. Hiç beklemediğim anlarda problemin çözümü zihnimde belirdiğinde vakit kaybetmeden yazar veya en azından bir kenara bu çözümü not ederim.

Polisiye, tüm dünyadaki okurlar arasında oldukça popüler bir tür. Sizce okurları özellikle polisiye türünde eserler okumaya iten şey nedir? İyi bir polisiye romanın olmazsa olmazları nelerdir?

Polisiye okumakla aslında adalet ihtiyacımızı tatmin ettiğimize inanıyorum ben… Adalete olan ihtiyaç evrensel olduğu için dünyanın neresine giderseniz gidin polisiye cazibesinden bir şey kaybetmiyor. Gerçek hayatta sonucunu asla öğrenemeyeceğimiz olaylar, iç yüzünü asla bilemeyeceğimiz düğümler, hiçbir somut delil olmaksızın yalnızca itiraf ve tanıklık vasıtasıyla çözüldüğü için hep bir şüphe duyulacak vakalar oluyor. Polisiye okurunun kitabın son cümlesi ile tüm cevapları alıyor olması bence bizi tatmin ediyor ve bıkmadan polisiye okumaya devam ediyoruz.

Bence iyi bir polisiyede macera, kurgu ve gizem ön planda olmak zorunda. Bu sebeple ağır edebi tasvirler, uzun karakter analizleri ve ruhsal çözümlemeler ikinci planda olmalı. Ağır ve ağdalı bir dilin polisiyede yeri olmadığını düşünüyorum. Polisiye bir bulmaca türü… İşte türün gerektirdiği bu özellik sebebiyle çoğunlukla edebi bulunmuyor ve polisiyeye haksızlık ediliyor. Aslında polisiyede oldukça kıvrak bir dil kullanmalısınız. Bir yazar olarak manipülasyon yeteneğiniz had safhada olmalı. Aksi takdirde ilk sayfadan gizemi açık edeceğiniz için polisiye yazamazsınız.

Bana kalırsa polisiyenin çok önemli kuralları var. En önemli kural, hafiye ile okurun eşit şartlarda yarışması zorunluluğu. Okurun hafiyeyi bir rakip olarak görmesi ve gizemi daha hızlı çözmek için zihinsel bir yarışa girmesi gerekiyor. Bu noktada yazarın işi ağır; okura asla haksızlık etmemeli, okurdan bilgi gizlememeli, karakterini yüceltirken okurun zihnini küçümsememeli. Başa baş giden bir yarış gibi bazen okur öne geçmeli, bazen hafiye… Okur öne geçince keyiflenir, kendisi ile gurur duyar fakat bu durumu sık sık tekrarlarsanız karakterinizin yeterince zeki olmadığını düşünür ve kimse bunu okumak istemez. Hep hafiye önde olursa okur kendine haksızlık edildiğini, kendinden bilgi gizlendiğini düşünür ve adil olmayan bu yarışa devam etmek istemez. Bu dengeyi iyi kurarsanız gerilim ve heyecanı diri tutarsınız.

Polisiye roman yazmanın, aynı anda hem suçlunun hem de dedektifin/polisin aklının içine girerek düşünmeyi gerektirdiği söylenir. Katılıyor musunuz? Bir polisiye yazarı olmanın en sevdiğiniz tarafları nelerdir? Başkalarının romanınız hakkındaki yorumları sizi nasıl etkiler? Son romanınız ile ilgili nasıl yorumlar aldınız?

Aslında sadece polisiyede değil, tüm türlerde bu gereklilik mevcut bence; yani kendinizi tüm karakterlerin yerine koymayı becerebilmelisiniz. Yazarların empati yeteneklerinin had safhada olduğuna inanıyorum. Yalnız bu noktada dengeyi iyi sağlamalısınız. Bazen karakteriniz öyle canlı oluyor ki, gerçekten var olmadığına kendinizi inandıramıyorsunuz.

Polisiyede ise bu gereklilik çok daha belirgin şekilde hissettiriyor kendini. Hem suçlunun zihnine girmeli, zekasının sınırlarını iyi çizmeli, neleri düşünmüş olabileceğini iyi değerlendirmelisiniz. Aynı şey dedektif için de geçerli. Bir hususu tahmin edemezken peşinden gelen bir düğümü insanüstü bir yetenekle çözen bir dedektif inandırıcılıktan uzak olur. Her ikisinin de ne denli zeki olduğuna karar verip ona uygun yazmalısınız.

Polisiye yazmanın en sevdiğim yönü bir bulmaca üretmek ve çözümünü anlatmak. İnsanları şaşırtmayı, olayı sürpriz sonuçlara götürmeyi seviyorum. Polisiye bu anlamda benim için uygun ve yazması keyifli bir tür.

Romanlarım hakkında yazılan her şeyi takip edip okumuyorum açıkçası. Fikrine güvendiğim yazarların eleştiri yazıları, kitap konusunda kendini kanıtlamış kişilerin fikirleri ilgimi çekiyor. Onun dışında özellikle araştırıp kim, ne demiş diye bakmıyorum. Bugüne kadar çok ağır bir eleştiri almadım. Ağırdan kastım, olumsuz eleştiri değil. Başka yazarlar için haksızlık düzeyine varan eleştirilerle karşılaşıyorum ve hoşuma gitmiyor. Başıma hiç gelmedi ama böyle bir eleştiri ile karşılaşsam sanırım üzülürüm. Elbette pek çok olumsuz eleştiri de alıyorum. Bir kısmını dikkatle okuyorum ki belki yanlış yaptığım bir şey hakkında bir ipucu elde ederim. Çoğu da bir anlam ifade etmiyor. Sevmedim, beğenmedim, para verdiğime üzüldüm diye yazan eleştiriler beni pek ilgilendirmiyor. Herkesin her şeyi beğenmesini beklememek lazım. Son romanım için ise genellikle güzel eleştiriler aldım. Roman içime sinmiş olsa da okurda bırakacağı etki bakımından merak ettiğim noktalar vardı fakat güzel dönüşler aldıktan sonra endişelerim kayboldu.

Polisiye türünde okur ve izleyicilere tavsiye edebileceğiniz, mutlaka okumalı ve izlemelisiniz diyebileceğiniz kitap, film veya diziler var mı? Hangileri?

Özellikle yerli polisiye okumalarını tavsiye etmek isterim. Ciddi önyargılar barındıran okurlar görüyorum. Çok net ve kendinden emin bir şekilde “Türkler polisiye yazamaz” demeye kadar getiriyorlar işi. Ben yerli polisiyeye öncelik vermelerini, tarafsızca okumalarını tavsiye ediyorum. Tek tek isim saymak istemem ama benim de çok beğendiğim yerli yazarlar var. Küçük bir ipucu vermiş olayım, özellikle karakterinin seri maceralarını yazan yazarlara öncelik vermeliler.

Son dönemlerde gerçek olayları anlatan belgeseller izlemeyi tercih ediyorum. Real DetectiveStaircaseThe Confession Killer en çok ilgimi çeken ve aklımda kalanlar oldu. Yine çok beğendiğim diziler de var: BroadchurchThe StrangerHinterland gibi… The Stranger bir kitap uyarlaması. Sevdiğim yazarların kitaplarından uyarlanan dizileri de izlemekten keyif alıyorum.

Çok Okunanlar