Ahmet Kardam'dan farklı bir Mustafa Suphi portresi - Mesele 121

Mustafa Suphi, 1. Tatar Dil Konferansı delegeleriyle birlikte (ikinci sırada sağdan dördüncü)

Yazarı Anlatıyor

Türkiye'de sol fikriyata dair yayıncılığın gelişmesinde önemli çabaları olan araştırmacı, yazar ve çevirmen Ahmet Kardam’ın "Mustafa Suphi: Karanlıktan Aydınlığa" adlı yeni kitabı İletişim Yayınları’ndan çıktı. Agos gazetesinin yazı işleri müdürü Ferda Balancar, kitabında bugüne kadar bilinenden farklı bir Mustafa Suphi portresi çizen Kardam ile konuştu. 

Kitabınızda bugüne kadar bize sunulanlardan farklı bir Mustafa Suphi portresiyle karşılaşıyoruz. Size göre, çalışmanızda Mustafa Suphi’nin günümüze kadar pek bilmediğimiz hangi yönleri ortaya çıkmış oluyor?

Mustafa Suphi’nin günümüze kadar pek bilinmeyen iki temel yönüne özellikle değinmek isterim. Bunlardan birincisi 1915 öncesi Mustafa Suphi’sine aittir. Suphi üzerine daha önce yapılan araştırmalarla, Rusya’ya gitmezden önce Ziya Gökalp’inkinden farklı olamayan bir ‘Türk Milliyetçisi’, hatta ‘Turancı’ olduğuna dair genel bir kanaat oluşturulmuştur. Ben bunun yanlış olduğunu kanıtlayabildiğimi düşünüyorum. Osmanlıcılık içinde eritilmiş Türklüğe sahip çıkıyor olması, Türklerin de diğer halklar arasında yükselmekte olan ulusal uyanışa benzer bir uyanış yaşaması gerektiğini savunuyor olması bakımından ‘Türkçü’ olduğu doğruydu. Türklüğün haklarını savunurken, bütün diğer milliyetlerden olanlara ve Müslüman olmayanlara da aynı hakların tanınması gerektiğini savunuyor ve bunu ‘minimalist bir milliyetçilik’ olarak adlandırıyordu. Onun bu milliyetçiliği Ziya Gökalp’in ideologluğunu yaptığı İttihat ve Terakki’nin ‘devlet milliyetçiliği’nden, ‘Turancılık’tan tümüyle farklıydı; ırkçı, şoven milliyetçi bir anlayışı kesinlikle yoktu.

Osmanlı’nın Makedonya, Arnavutluk, Türkiye, Arabistan gibi federatif bölgelere ayrılmasını, Ermeni, Kürt Laz gibi halklara özerklik tanınmasını savunuyordu. 1915 öncesinin Suphi’si ile sonrasının Suphi’si arasında, savunduğu görüşler bakımından, bir ‘kopuş’tan değil, olsa olsa Marksizm-komünizm-enternasyonalizmle tanışmış olmakla zenginleşip gelişen bir ‘süreklilik’ten (inkişaftan) söz edilebilir.

Mustafa Suphi’nin özellikle değinmek istediğim pek bilinmeyen ikinci yönü, Türkiye’ye dönüşe ilişkin vizyonu, bu konuda geliştirdiği politikadır. Türkiye dönüş konusunda bugüne kadar var olan genel kanaat, Suphi’nin Türkiye’ye TKP’ye özgü, bağımsız olarak geliştirilmiş bir politikası olmadan, salt Mustafa Kemal’e destek olmak, işbirliği yapmak üzere, onun izniyle, onun kurdurduğu Resmi Komünist Partisi’ne katılmak üzere, ona güvenerek döndüğü şeklindedir. Somut hiçbir dayanağı olmayan bu kanaatin de yanlışlığını kanıtlayabildiğimi sanıyorum.

Mustafa Suphi Türkiye’ye çok somut bir hedefle, Türkiye koşullarında uygulanabilirliğe sahip bir politikayla dönüyordu. Eylül 1920’de Türkiye Komünist Partisi’nin Bakû’de yapılan kuruluş kongresinde, partinin hedefi ‘federal ve laik bir sovyet sosyalist cumhuriyet’ idi. Program, böyle bir sosyalist cumhuriyetin kurulabilmesinin ‘mağdur sınıfların bunu benimsemesine’, yani onların ‘rızasına’ bağlı olduğunu özellikle vurgulamaktaydı. Bu rızayı alabilmek için partinin bir teşkilatlanma, yani hazırlık dönemine, bir ‘ilk aşama’ya ihtiyacı vardı. Türkiye’ye dönüşten amaç, başlamış olan bağımsızlık mücadelesine Türkiye Komünist Partisi’nin aktif katılımını sağlamak, partiyi bu mücadele içinde örgütleyerek güçlendirmek ve savaş sonrasında kurulacak rejimin biçiminin belirlenmesinde söz sahibi olacak güce ulaştırmaktı.

Bu hedefe ancak yasal çalışmayla varılabilirdi. Türkiye’de legal olarak faaliyete geçirilecek parti, Ankara Hükümeti’ni bağımsızlık mücadelesini kararlılıkla sürdürmesi koşuluyla destekleyecek, savaş sonrasında yeni rejim konusu gündeme geldiğinde ise, tepeden inme oligarşik bir yönetim biçimi kurulmasına karşı çıkılacak, bağımsızlık mücadelesine katılmış bütün güçlerin ittifakına ve halkın aktif katılımına dayalı, henüz sosyalist olmayan ama sosyalizme evrilme imkânını barındıran, yerel meclislere (şuralara/sovyetlere) dayalı demokratik bir cumhuriyet için mücadele edilecekti. Mustafa Suphi, böyle bir programla yapılacak Türkiye’ye dönüş hamlesinin güvencesini Mustafa Kemal’de değil, Bolşevik Partisi ile Sovyet Rusya’dan gelecek destekte arıyordu.


Ferda Balancar'ın "Bir başka açıdan Mustafa Suphi ve Ermeniler" başlıklı söyleşisinin tamanını okumak için >>> 

Çok Okunanlar